Canım Ailem şaşırttı...

a
a
Cuma, 28 Mayıs 2010 - 05:00

Canım Ailem’de müthiş küslükler vardı birkaç haftadır. Korkarım ki dizide giderayak herkes birbirine kinini kusup toptan çıkacak diye düşünüyordum... Fikrim değişti. Önceki akşam herkesi bir hastane odasında buluşturdu senarist grubu. Ve kötü gün dostu nedir öğrendik. Aile bağları nedir aklımıza geldi yeniden... Ve sezon sonlarında hiç alışık olmadığımız bir çizgiye ön ayak oldu Canım Ailem.
Biz trafik kazaları, büyük trajediler, ölüm uçuşları filan beklerken, birlik, dirlik ve beraberlik geldi bir diziye... Dur bakalım, bur umut oldu bu gelişme. Darısı diğerlerinin, hepsinin, hepimizin başına...

Dram diye çektik komedi çıktı!

Ve Unutulmaz’da (atv) unutulmaz bir bölüm yaşandı. Dizinin başından beri birbiriyle diyalog kurmaktan kaçınan ama birbirinin aşkına abanan iki kardeş gerçeklerde buluştu...
Abla Melda uzun zamandır bildiği, bile bile bir tarafıyla evlendiği o tuhaf ilişkiyi, diğer taraftan yani kardeşi Eda’dan dinledi...
Allahım nasıl bir sahneydi o yahu? İkilinin sıklıkla geri dönüşler yaşadığı, geçmişte birbirlerine ne kadar düşkün iki kardeş olduklarını gösteren o sahneler tam bir Kalp Gözü havasındaydı...
STV dizilerinden alıştığımız efektler, her efekt dönüşü gözyaşları Fırat gibi çağlayan iki kız kardeş dramda da rekabete giriştiler...
Bu “en güzel ben hüzünlenirim” hali yaklaşık yarım saat sürünce unutamayacağım bir travmaya maruz kalmak üzere olduğumu anlayarak kanal değiştirdim...
90 dakika her dizi için uzun bir süre. Ama yarım saat ikisi de birbirinden “çakal” kardeşlerin böğürtüsünü dinlemek için çok fazla uzun. “Dram çektik ama komik çıktı” hali; böyle bir duygu olmalı...

Müge nasıl şiir okur?
Behçet Necatigil’in “Sevgilerde” isimli şiirini okuyor Müge Anlı, “Mektubunuz Var” isimli programının (atv) tanıtımında; “Siz geniş zamanlar umuyordunuz” diye devam eden... Hani gününün önemli bir bölümünü kriminal sokaklarda geçiren bir insanın şiire, dizelerin içindeki romantizme ihtiyacıdır bu besbelli...
Onun ağzından bir şiir duymak güzel ama dinlemek hakkında aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Necatigil nazımının nesre dönüştüğünü duysa; “Ben dizelerimi geri alıyorum arkadaş” diyebileceği kadar ruhsuz geliyor kulağa cümleler... Müge hakikaten nasırlaşmış olmalı bu kadar cinai işle meşgul olmaktan. Bir sevgiliye okunacak en güzel şiirlerden birine, “sıradaki konuğum şudur” muamelesi yaptığına göre...

Elektrik tasarrufunun zamanı mıydı?
TRT, Formula1 pilotlarıyla Türk All Starlar arasındaki futbol karşılaşmasını taşıdı ekrana. Okay Karacan bu müthiş lobi çalışmasını zevkle anlattı, dinlettirdi... Pilotlarla, bizim ünlüler karmasının oynadığı maçta Bedri Baykam’ın golü hakikaten müthişti. Ama daha müthiş bir şey vardı; o da organizasyonun finali... Yanılmıyorsam Okay, Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan maç esnasında “Dilerim maçtan sonra ışıkları hemen söndürmezler, bu güzel manzaranın detaylarını taşırız ekrana” dedi... Ne ağız varsa artık, maç bitti ışıklar gitti. Ve biz dünyaya ilginç bir lansman fırsatını daha yeşilden siyaha dönen çimler üstünde bıraktık... Enerji tasarrufu dolayısıyla lobiden de tasarruf ettik. Bu akıl bizi nereye taşır, varın siz düşünün. Eminim ki programın son karesinde gördüğümüz mehtaba dönüşmüş Ay’a değil ama!

Haberde üç büyüklerden biri eksik!
Çok uzun, çok hareketli, çok hüzünlü ve çok unutulmaz bir ay geride kalıyor haberciler için. Bu aksiyonun içinde haberin masa arkası da acayip görünüyor...
Mehmet Ali Birand’a dikkat ettim. Ay boyunca yerinde durmadı. Sanırsınız ki, 30 Günde Devriâlem ile adını haber edebiyatı ölümsüzleri arasına yazdıracak...
Amerika, Fransa, Brüksel, Yunanistan, Zonguldak, Ankara derken Birand resmen oturmadı yerinde. Enerjisiyle meslektaşlarına “işleyen demir ışıldar” dedirtti...
Uğur Dündar daha çok masa başını tercih ederek ekibinetur attırdı. Bir şekilde o trafiği yönetmek de işti.
Hem gündem ıskalanmıyor, hem de gündem belirlenebiliyordu o koltuktan...
Ama gözler en çok Ali Kırca’yı aradı. Bu telaşe içinde bunca yılın birikimini en güzel konuşturacak adamı. Ancak bildiğim kadarıyla neredeyse Deniz Baykal’ın evine bile gitmekten imtina edecekti... Ali ağabeyi topun bu kadar dışına çıkaran ne? Neyin heyecansızlığının kurbanı şimdi? Üç büyükleri özledik kısacası. Her gün aynı takımların derbisi; olmuyor...

Gerilim hattındaki cambazlar...
Vallahi merak ediyorum. Haber Türk’te tüm sunucuları bu kadar hırçınlaştıran şey ne? Fatih Altaylı, Murat Bardakçı, Pelin Batu, Yiğit Bulut, Özge Özsağman ve bazı diğerleri... Bir gerilim hattında yürüyen ip cambazları gibi hepsi...
Hani programları izlerken “kim, kime ne zaman posta koyacak?” diye iddiaya girer bile oldum kendimle. Ve hep kazanıyorum. İlk yarım saat içinde mutlaka bir olay çıkıyor... Oysaki konu ve konukların seçkisi müthiş hakikaten. Emek desen keza. Ama şu aşırı gerilim hali vallahi korkutuyor beni. Bir süre sonra korkarım ki Kâbus Türk olarak izliyor olacağız. En azından ismiyle uyumlu bir şey yani...