Çek hacmi 400 milyar TL'ye gidiyor, isyan artıyor

Cuma, 06 Kasım 2009 - 05:00

Türkiye’de senet ve özellikle de çek, yaratılan büyük hacim nedeniyle aynı zamanda para basımı sonucunu da doğurur. Piyasada bir Merkez Bankası’nın dolaşıma sürdüğü para vardır, bir de çeklerin yarattığı para vardır. Esnaftan şirketlere binlerce girişimci, bankalardan çok da zor olmayan koşullarda aldıkları çek defterlerini, adeta ‘banknot basma’ makinesi gibi kullanırlar. Bunun sonucu olarak da piyasada anormal büyüklükler oluşuyor. Geçenlerde Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den dinlemiştim. Şu gerçeğin altını çizmişti:

“Piyasada yaklaşık 200 milyar liranın üzerinde likit, nakit para yerine kullanılan çek miktarı olduğu belirtildi. Bu miktarda çekin yerine ikame edeceğimiz bir alternatif koymadan, çeke olan mevcut güveni sarsacak bir tedbiri almamız, piyasadaki faiz oranını, ekonomik dengeleri etkileyebilecek bir hadisedir.”

Dolaşımdaki paranın 10 katı

Bakan Ergin haklı... Bankalar Arası Takas Odası’nın verileri de aynı tabloyu ortaya koyuyor. 2008 yılında 25.6 milyon adet çek işlemden geçmiş. Parasal değeri ise 265 milyar lirayı bulmuş.

2009 yılının ilk 10 ayında adet olarak 15.7 milyon, hacimde ise 327 milyar lira düzeyi yakalanmış... Yıl sonunda 400 milyarı bulması sürpriz olmaz.

Bu büyüklüğü daha iyi algılamak için, Türkiye’de dolaşımdaki paranın 32 milyar lira düzeyinde olduğunu da dikkate almak gerekiyor. Üstelik çeki düzenleyenlerin yabana atılmayacak bir bölümü, olmayan, belki de hiç olmayacak parayı yaratıp, piyasaya sürüyor.Bu yolla Türkiye’deki ödeme zinciri bir şekilde yürüyor. Bu zincir, ekonomideki sıkıntılar ortaya çıkmadığı sürece, büyük ölçüde işliyor, kabul edilebilecek düzeydeki ‘sorunla’ nakit ihtiyacını karşılıyor.

Ancak, son açıklanan rakamlar ve ‘Çek mağdurları’ arasında hapis cezası alanlar ile hüküm giyenler sayısındaki artış, tabloyu içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Hapis cezasını kaldırmak zor

Bir yanda ‘Hapis cezası olmaz’ ve ‘Suç bizim değil, af istiyoruz’ gibi isyanlar var, diğer yanda da karşılıksız çek sayısındaki müthiş artış var...

Son dönemde en çok çek mağdurlarından mesaj alıyorum. 65 bin esnafın hapis cezası riski ile karşı karşıya olduğu söyleniyor.

Meclis’te bir yasa taslağı var... Bu taslaktan beklenti büyük... Gördüğüm kadarıyla yasa yapıcının da, çek mağdurlarının da işi zor... Hapis cezasının kaldırılması mümkün değil. O zaman çek defterleri, banknot makinesine dönecek, piyasadaki güven sarsılacak. Bütün tarafların bir araya gelip, iyi bir yöntem bulmaları gerekiyor. Bakan’ın da belirttiği gibi 327 milyar liralık bir likit yerine geçen enstrümanı ve sonuçlarını bir çırpıda yok etmek mümkün değil.

Muhtar Kent kriz için ne diyor?

Nispeten olumlu beklentilerle geçen yaz aylarından sonra piyasada yeniden ‘L’, ‘V’, ‘W’ ve ‘U’ hesapları yapılmaya başlandı. Borsalardaki düşüş, faiz ve dolardaki yükseliş endişeleri artırıyor.

Sokaktaki insandan yöneticilere kadar herkesin kafasında ‘Hani krizden çıkmamış mıydık?’ sorusu belirmeye baladı. Nouriel Roubini, hâlâ karanlık tablolar çizmeye devam ediyor.

Bu soruyu hafta başında CEO Club toplantısına katılan Coca Cola Company CEO’su Muhtar Kent’e de sordum. 80 milyar dolarlık şirketi yöneten, kendi deyimiyle ‘sokağın nabzını iyi tutan’, ABD’deki fikir liderleriyle sık görüşen ve rakamları izleyen Kent’in görüşlerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Muhtar Kent, ‘İyileşme işaretleri var’ diye söze başladıktan sonra ‘Ama’ ile devam ediyor. İyileşme için ‘Emlak’ piyasasına bakılmasının gerektiğinin altını çiziyor.

Buffet’ın konut yorumu

Emlakta da henüz ciddi bir düzelme olmadığını belirten Muhtar Kent, yakın zamanda ünlü yatırımcı Warren Buffet ile yaşadığı bir anısını da aktardı... Buffet’ın yatırım ve emlak alanına bakışını ortaya koyması açısından ilginizi çekeceğini tahmin ediyorum...

“ABD’deki tüketicilerde konut sahibi olma tutkusu var. İkincisi, üçüncüsü olsun istiyor. Bu tutku emlak pazarında balonlar oluşturmuş, krizden sonra ciddi sorunlar çıkmıştı.

Şimdi Amerika’da iyileşmenin başlaması için emlak piyasasında dengelerin yerine oturması gerekiyor. Henüz emlakta dengelerin yerine oturmadığını görüyoruz.

Buffet diyor ki Amerikalılar ne zaman ikinci, üçüncü konuttan vazgeçerlerse, normale dönüş o zaman olacak. Dünyanın en zengin adamlarından biri olmasına rağmen, “Sadece tek bir evim var, o ev bana yetiyor” diyor.

Bir gün beni evine davet etti. “Bu evde 30 yıldır oturuyorum. Öyle çok da pahalı bir ev değil” dedi. Ardından da “Tam karşıda bir ev var, görüyor musun?” diye sordu. Çok büyük bir ev gördüğümü söylediğimde, kimin olduğunu bilip bilmediğimi sordu.

Sahibini bilmediğimi ama büyük ve güzel bir ev olduğunu söyledim. “Evet, harika bir ev. Senin eski patronuna (Donald Keough) ait” dedi.

“Ama bana bu ev yetiyor, bir banyosu, salonu, yatak odası, mutfağı var. Her şeyi var. Daha pahalısına, ikincisine niye ihtiyaç duyayım?”

‘Ne varsa al’ yerini ‘İhtiyacın kadar al’a bıraktı

Ekonomik krizler, tüketicide bazen kalıcı, bazen de geçici değişikliklere neden oluyor... Kiler’in patronu Nahit Kiler ve genel müdürü Nihat ile sohbet ederken, söz bu konuya geldi. Sohbete başka perakende şirketlerinin yöneticileri de katılınca, ortaya ilginç bir analiz çıktı.

Perakendecilerin gözünde Türk tüketicisinin ‘Kriz refleksini’ şöyle özetlemek mümkün:

1. Perakendenin henüz geliştiği, tüketimin hızlanmaya başladığı dönemde, ‘Ne varsa al’ eğilimi öne çıkıyordu. 1980’ler öncesi ve hemen sonrasından söz ediyoruz.

2. Türkiye’de büyümenin başladığı ve perakendede patlamanın olduğu yıllarda, bu kez tüketicide ‘Ne bulursan al’ davranışı kendini gösterdi. 1990’lardan 2008’e kadar olan dönemi kapsıyor.

3. Krizle birlikte tüketicide ‘İhtiyacın kadar al’ yaklaşımı gözleniyor. Eskiden yarım kilo almak ayıptı, şimdi meyveyi tane ile alanlar bile var. Eskiden arabaya atlanır, büyük miktarlı alışveriş yapılırdı. Oysa artık markete daha sık gidiliyor, sepete daha az malzeme konuluyor.