Cesur alev avcıları: Tulumbacılar

Cesur alev avcıları: Tulumbacılar

06 Mart 2011, Pazar 05:00
A A

Dünyanın en güzel mimarilerinden Türk Evi'nin neredeyse yok olmasının nedeni malum ahşap evlerin düşmanı yangınlar oldu bu topraklarda... Daracık İstanbul sokaklarında yükselen alevleri söndürmek Osmanlı döneminde cesur tulumbacıların göreviydi. Zaman geçti betonarme şehre egemenliğini kurdu ve tulumbacılar da yok oldu... İşte bir dönem şehir hayatının bu en önemli insanlarının yaşamları bir sergiyle Rezan Has Müzesi’nde şimdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda Yeniçeri Ocağı’na bağlı olan itfaiye teşkilatı Tulumbacılar’a ait eserler ‘Ateş Pervaneleri: Tulumbacılar’ adlı sergiyle 31 Mayıs’a kadar gezilebilir...

Özellikle 1509 Depremi (Küçük Kıyamet)’nden sonra, deprem riski nedeniyle İstanbul’un neredeyse tamamı ahşap ve bitişik nizam evlerden oluşuyordu. Sık yaşanan yangınlar yüzünden şehir onlarca kez baştanbaşa yanmıştı. Tulumba sandığı basit bir yangın düzeneği değil, mahallenin yiğitlik, şeref ve namus sembolü olarak görülürdü. Tulumbacılar yangına giderken veya yangından dönerken öndeki bir sandığı geçmek büyük marifet sayılırdı. Yangına giderken naralar atar, maniler söylerlerdi. Gösteri tadındaki bu sahneler halk tarafından büyük ilgiyle izlenirdi. Tulumbacılık bir yangın söndürme faaliyetinden çok özellikle İstanbul’da gündelik yaşamın ve folklorun önemli unsurlarından biriydi. Günümüz futbol kulüpleri gibi her sandığın bir üniforması vardı, gençleri cezbeden de bu üniforma ve takım ruhuydu. Kahvehaneler tulumbacı kültüründe oldukça önemliydi. Her yıl Ramazan ayında süslenen bu kahvehaneler çalgılı hale getirilir, akşamları şarkı-türkü çalınır, mani okunur, atışmalar yapılırdı. Kavganın eksik olmadığı bu alemde, tulumbacıların kendilerine has argoları ve küfrü bol muhabbetleri vardı. Ayrıca Karagöz ve ortaoyununda da tulumbacı tiplemesi ayyaş, serseri ve küfürbaz olarak takdim edilirdi. Tavırları ve kıyafetleriyle İstanbul’un en renkli simalarıydı onlar...

Macar Kont itfaiyecileri yetiştirdi

Abdülaziz döneminde, İstanbul Şehremaneti ve Belediye daireleri kurulunca, bu daireler birer tulumbacı takımı kurdu. Takımda çalışanlar gündüzleri kendi işlerinde çalışan, geceleri tulumbacı koğuşlarında yatan kimselerdi. Sonrasında Padişah Abdülaziz’in emriyle, Macaristan’dan bu konuda uzman bir subay olan Kont Ödön Szecheny getirtildi. Szecheny Paşa ordu bünyesinde ayrı bir tabur olarak eğitilen neferlerden modern bir itfaiye bölüğü yetiştirdi. Gerekli hazırlıklardan sonra kara ve deniz ordusu tarafından itfaiye hizmetleri görüldü. 1923’de İstanbul valisi ve şehremini Haydar Bey zamanında ifaiye belediyeye devredildi. Mahalle tulumbacılığı ise Ağustos 1924’te yasaklandı, atlı ve kırbalı sakalarla birlikte tarihe karıştı. İtfaiyecileri çağdaş mesleki teknik ve pratik bilgiler verilmek için 1937’de Saraçhane’de İtfaiye Okulu açıldı.

Bu yazı 27 Şubat 2011 tarihli Pazasr Postası'ndan alınmıştır

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;