Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

CHP, açılımı yavaşlatmayı başardı

Perşembe, 12 Kasım 2009 - 05:00

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), salı günü Türkiye’nin en önemli, en hayati sorununu ele aldı. Öylesine hayati bir sorun ki, çözümlenebildiği taktirde, ülkenin önü açılacak, insanları zenginleşecek ve barışa kavuşacaklardı. Ne yazık ki, TBMM’de yaşananlar, böylesine önemli bir ortama uygun değildi.

Elimizi ayağımızı bağlayan teröre karşı ortak bir tavır alması gereken Meclis’te, mahalle kavgası gibi bir manzara vardı. Çok üzücü manzaralar yaşandı.

AKP’yi engelleyebilmek için, açılıma karşı yumruklar sıkıldı. Muhalefetin bu sert tutumu işe de yaradı. AKP’liler kamuoyuna da yansıyan bu tepkiden çekinmeye başlar oldular. Özetle, salı günü genel görüşmede yaşanacakların adeta bir provası sahnelendi.

Bu kavgaları gördükten sonra, Erdoğan’ın tutum değiştirip değiştirmeyeceğini bilemem, ancak partinin üst düzeyi ile konuştuğunuz zaman, derin bir hayal kırıklığı görüyorsunuz.

Ben, bu yola çıkarken Erdoğan’ın sadece kendi partisinin çoğunluğuna dayandığına eminim. Ancak, hesaplarının içinde muhalefetten de, kısıtlı dahi olsa bir destek beklediği anlaşılıyor.

Erdoğan, CHP’yi yanına çekemedi

AKP’nin hesaplarını bozan en temel unsur, CHP’nin bu açılım konusundaki tutumu oldu.

AKP’liler MHP’den hiçbir zaman destek beklemediler. Zira MHP’nin tavrı çok netti. Bu nedenle MHP’nin açılıma muhalefeti doğaldı.

Ancak, AKP’nin gözünde CHP farklıydı. Kürt konusunda ilk adımı atmış bu partiden daha anlayışlı bir muhalefet bekliyorlardı.

Baykal’ın kurşun gibi sert muhalefet yapması, Erdoğan’da hem hayal kırıklığı yarattı, hem de oyun planını bozdu. Eğer CHP biraz esnek veya anlayışlı davransa, AKP’nin işi çok kolaylaşacaktı.

Baykal da, Erdoğan’ın bu senaryosunu gördüğünden dolayı olacak, AKP’ye hiç müsamaha göstermedi. Çok sert bir muhalefet yaptı.

Açılımın başarılı olması durumunda AKP’nin özellikle Güneydoğu’da oy patlaması yapacağını düşündüler belki de. Baykal, AKP’nin oyunu kesmek ve açılım aleyhtarı kesimin tüm oylarını da MHP’ye kaptırmamak için kollarını sıvadı ve MHP’nin söylemi kadar sert bir tutum takındı.

Baykal bu yaklaşımıyla, ulusalcı ve laik oylar kadar, milliyetçi oylara da ortak oldu.

Bahçeli, bu hiç beklemediği ortağı saf dışı edemeyeceği için, ses tonunu arttırmaktan başka bir şey yapamayacak noktaya geldi.

Gördüğünüz gibi, bir yandan Kürt Açılımı, öte yandan ise seçim hesapları yapılıyor. Ülkenin en önemli sorunu da abuk sabuk bir yöne kayıyor.

Politikacılarımıza bir de uyarımız var. TBMM’de sergiledikleri tutumlar, yarın taraftarlarınca tekrarlanmaya başlarsa, çok yazık olmaz mı?

10 Kasım’da ısrar etmeye değdi mi?

Salı günkü manzarayı gördükten sonra, kendi kendime hep aynı soruyu sordum. Kürt Açılımı’nın ön görüşmesinin illa 10 Kasım günü yapılması için iktidarın ısrarına gerek var mıydı?

Bir tek Başbakan “Bugünü, Atatürk’ün ‘Yurtta sulh cihanda sulh’, sözüne uygun olduğu için özellikle seçtik. Sembolik bir anlamı var...” dedi. İktidarın diğer sözcüleri ısrarla, 10 Kasım’ın herhangi bir başka çalışma gününden farklı olmadığını, gecikmemesi için bugünün seçildiğini ileri sürdüler.

Bunca kavgayı gördükten sonra, herhalde şimdi AKP’liler de “Canım, bu kadar ısrar etmeseydik, böylesine gerilim çıkmazdı...” diyorlardır.

Çok basit bir kural vardır.

Eğer önemli ve çok tartışmalı bir adım atacaksanız, cephe sayısını arttırmazsınız. Tek bir olaya konsantre olursunuz. 10 Kasım ısrarı, AKP’ye hiçbir şey kazandırmadı. Hatta Kürt Açılımı’nı bile bir oranda zedeledi. Muhalefetin duyarlılığına dikkat edilip, 11 veya 12 Kasım günlerine taşınmış olsaydı, belki yine aynı gerilim yaşanacaktı, ancak işin içine Atatürk sokulmayacaktı.

AKP’liler kabul etmeli ki, ya kafalarındaki hesaplar tutmadı veya hesapsızlıkları nedeniyle gerilim arttı.

Kamuoyuna yansıyan görünüm, “hırçın bir muhalefet” ve “muhalefetin hırpaladığı bir iktidar” şeklinde oldu. Kimbilir, belki de AKP’nin istediği budur...