Cin gibi...

Cumartesi, 20 Şubat 2010 - 05:00

Ben hep zannederdim ki:

- Derin Devlet, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte, öksürünce fırtına estiren, hapşırınca yağmur yağdıran, bir bağırdı mı dünyayı titreten esrarengiz bir yaratık.

Hayır, öyle değilmiş.

O da bizim gibi bir insanmış meğer.

Ne var ki, daha zeki, daha organize, daha yayılmacı, hücre faaliyetini çok iyi beceren, zamanlamayı çok iyi ayarlayan, çok iyi satranç oynayan, velhasıl, şeytana külahını ters giydiren çok özel bir yaratık.

***

Ben hep zannederdim ki o sadece 1 kişi.

Ne münasebet?

Arkasında görünmez bir kalabalık, emrinde fedailer güruhu, elini sallasa aynı anda harekete geçecek bir sürü zinde kuvvet.

Ama onu tanımak ve ona ulaşmak mümkün değildir. Elle tutulmaz, gözle görülmez. Sesi duyulmaz. Telefon bile kullanmaz o... Telepati’yle talimat verir.

Bir ara şüphelenmiştim: Acaba şu köşedeki Komiser mi Derin devlet? Acaba mahalle bekçisi mi bu? Pilot mu, kaptan mı, yoksa işportacıyı kovalayan zabıta mı?

***

Hayır.

Üniforması yokmuş meğer. Ama her kılığa girebilen, her an her yerde hâzır ve nâzır, kulağıyla yeri dinleyen, ağzıyla kuşu tutan, burnuyla bin kilometre ötedeki kokuyu alan, ellerini ayaklarını ahtapot gibi kullanan ve de şapkasında sayısız tavşan bulunduran, çok acayip bir biyonik adam’mış meğer.

Derin Devlet.

Şimdi keşfettim onu.

Ama dokunamıyorum.

O ise, üzerimde dilediği gibi mahalle baskısı kurabiliyor.

Yazılarımı bile bazen onun yazdığından şüphe ediyorum, imdat!..