Çin'i diğer ülkeler izler mi?

a
a
Salı, 28 Aralık 2010 - 05:00

Yılın son haftasına Çin, Merkez Bankası’nın yaptığı sürpriz ile başladı. Çin’den bir faiz artırımı geleceği tahmin ediliyordu ancak 2010 içinde bekleyen pek yoktu. Tatil havasında olduğu için piyasalar, 0.25 baz puanlık artışa büyük tepki vermediler. Genel hava, bu gelişmenin yeni yılın ilk günlerinde değerlendirileceği yönünde... Piyasalar için, özellikle de gelişmekte olanlar için yeni bir dönem başlıyor olabilir... Zaten son 1 yıldır bazı ülkelerin merkez bankaları yavaş yavaş faiz artırıyorlardı. 2011’de bunun devamı gelebilir.

Gelişmekte olanlar

Gördüğüm kadarıyla ABD, Avrupa Birliği, İngiltere ve Japonya’dan kimse 2011 yılında, en azından ilk 9 ayında faiz artırımı beklemiyor. Genel beklenti, 2012 yılında bir politika değişikliği olabileceği yönünde... Zaten bu ekonomilerin merkez bankaları da uzunca süredir faizleri sabit tutmayı tercih ediyor. Altta gidecek yerleri yok, üste de taşımak istemiyorlar. Örneğin, Amerika Merkez Bankası Fed, 16 Aralık 2008’den bu yana faiz oranını yüzde 0.25’te, Japon Merkez Bankası 19 Aralık 2008’den itibaren yüzde 0.1 düzeyinde tutuyor. Avustralya, Kanada, Norveç ve İsveç gibi gelişmiş, ancak ekonomileri iyi durumda ülkeler ise son 1 yıldır artırım yaptılar.

[[HAFTAYA]]

Bunlardan yeni artırımlar gelebilir. Geçen hafta içinde konuştuğum Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Mehmet Yörükoğlu’na, ‘faiz artırım’ beklentilerini de sormuştum. ‘Gelişmiş ülkelerden 2011’de artırım beklemiyorum” demişti. Ardından da şunu sormuştum: “Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde mi, gelişmişlerden mi önce artırım başlayacak?” Yanıtı çok açık olmuştu: “Ben gelişmiş ülkelerde faiz artırımı olacağını pek zannetmiyorum. Aslında gelişmiş ülkeler faiz artırımına başlarsa, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin birçok sorunu çözülür ve rahatlarız.” Yörükoğlu, artırımın öncelikli olarak gelişmekte olan ülkelerden geleceğini ve bunu 2011 içinde görebileceğimizin altını çiziyor.

Türkiye ve diğerleri

Merkez Bankası, son aldığı faiz düşüşü kararı ve munzam karşılıklar değişikliği ile birlikte, aslında ‘bir ezberi’ de bozmuş oldu. Normalde, ısınan ekonomi için faiz artırması gerekiyordu. Şimdilik bu yola başvurmadı. Diğer gelişen ülkelerde ekonomilerin büyümesiyle birlikte ortaya çıkan ‘aşırı ısınma’ ve ‘enflasyon riski’, faiz artırımlarını zorluyor. Çin’in, son 2 ayda, 2 kez artırıma gitmesi de bunun işareti... Çin’in artırımı sonrasında borsa ve döviz piyasalarında hareketlenmeler oldu, altına, petrole, pamuğa ve doğal gaza satış geldi. Devamının nasıl geleceğini ve diğer ülkelerin hareketlerini, Ocak 2011 ile birlikte göreceğiz. Biraz bekleyip, izlemekte yarar var.

Şirket için iyi olan, aile için iyidir!

Geçen hafta içinde Capital500’ün ödül töreni vardı. Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün ve Yaşar Holding’in Onursal Başkanı Selçuk Yaşar ile aynı masada, İzmir kökenli grupları konuşuyorduk. 1980’lerde Türkiye’nin ilk 15 grubu içine en az 3 İzmir kökenli grup girerdi, şimdi ise onların yerini başka Anadolu kökenli gruplar aldı. İzmir’den son 10 yılda atak yapan bir tek Arkas çıktı. İzmir ise bölünmeye devam etti. Kardeşler, şirketlerini bir arada kalıp büyütmek yerine, bölerek küçülttü ya da neredeyse yok ettiler.

Bakış açısına ihtiyaç var

Aslına bakarsanız bu konunun tek bir çaresi, tek bir bakış açısı yok... Ancak, önemli bir nedeni olduğu açık. İki ayrı coğrafyadan birkaç iş insanından bu konuyu dinlemiştim. Dinlediklerimin, bu ‘ailede ayrılık’ sorununa ciddi bir bakış açısı getirdiğini düşünüyorum. Biri İsveç’ten, dünyanın en önde gelen giyim perakendecilerinden Mango’nun CEO’su Isac Andic Ermay idi. Şöyle demişti Ermay: ‘Şirket için iyi olan, aile için iyidir. Ama aile için iyi olan, her zaman şirket için iyi olmayabilir.’

Türklerin stratejisi aynı

Aynı anlama gelecek, başka şekilde söylenmiş değerlendirmeleri Sabancı Holding Başkanı Güler Sabancı ve Doğuş Holding Başkanı Ferit Şahenk’ten de dinlemiştim. Pegasus’un başkanı Ali Sabancı, yeni dönemde yaptığı tercihin arkasında, bireyi değil, şirketin çıkarlarını düşünmesinin etkili olduğunu söylemişti. Söz İzmir’den açılmıştı ama sorun onlara özel değil. Bölünen ya da başarısız olanlar, ‘Aileyi ilk sıraya koyma’ sendromu etkili oluyor. Ailenin, daha doğrusu bireylerin kazanmasına oynayanlar, sonunda şirkete, aileye de zarar veriyorlar. Oysa ana ilke şu olmalı: Aile bireyleri, kendilerine değil, şirketin menfaatlerine uygun davranış sergilemeli.’

En önemli ‘eksen kayması’

Ekonomist’in Almanak özel sayısı için konuştuğum Coca Cola CEO’su Muhtar Kent, Eczacıbaşı CEO’su Bülent Eczacıbaşı ve son dönemde sohbet ettiğim pek çok iş insanından aynı görüşü duyuyorum. Hepsi ‘Doğu’ya işaret’ ediyorlar. Çin ve Hindistan başta olmak üzere Türkiye’nin doğusu, bizim iş dünyasının da ilgisini çekmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde konferansını dinlediğim General Electric’in CEO’su, Jeffrey Immelt, yükselen Doğu ve ‘gelişmekte olan ülkelerin’ gücüne, ilginç bir bakış açısı getirmişti. Şöyle konuşuyordu Jeffrey Immelt: ‘1980’lerde genç bir yönetici olarak General Electric’e başladığımda, gelişmiş sanayi ülkeleri, dünya büyümesinin yüzde 80’ini sağlıyorlardı. Ancak, gelecek 10 yılda, gelişmekte olan ülkeler dünya büyümesinin yüzde 80’ini gerçekleştirecekler. Bu, dünya ekonomisinin yeniden düzenlenmesi anlamına geliyor.’

Gelecek 10 yılın gücü

Immelt, bu yeni düzen nedeniyle, kendilerinin de GE’de değişim başlattıklarını, sınır ötesi satışlarını, 2001’deki düzeyinden 2009’da 81 milyar dolara çıkardıklarını söylüyor. Ancak, bunu da yeterli görmediği için, sadece Çin ve Hindistan’a odaklanması amacıyla, John Rice’ı, Hong Kong’dan bu bölgeleri yönetmek için atadığına dikkat çekiyor. Bu artan ilgiyi, en son ve en iyi şekilde Bülent Eczacıbaşı, geçen hafta yaptığımız söyleşide formüle etmişti: ‘Büyük bir eksen kayması yaşanıyor.’ Gerçekten de dünyayı olduğu kadar Türkiye’yi de etkileyen büyük bir kayma var ve bunu iyi değerlendirmek gerekiyor.