Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Cinsel cazibe değil adeta bilmece!

Pazar, 03 Ocak 2010 - 05:00

80’li yıllarda ‘feromon’ kelimesi, daha cazibeli olmak için her şeyi denemeye hazır insanoğlunun gündemine bomba gibi düşmüştü. Bilimadamları feromon denilen ve insan vücudunda doğal olarak bulunan bu maddenin kadın bedeninde mucizeler yarattığını iddia ediyordu. Düzenli bir cinsel yaşama sahip kadınların üreme sistemlerinin daha sağlıklı olması, menstrual dönemlerinin şaşmaz fonksiyon göstermesi, hatta menopoza giriş zamanının normal süresinin üzerine çıkması ve bu dönemi çok daha kolay atlatmaları feromon sayesinde oluyordu.

Haftada en az bir kez partneriyle cinsel ilişkiye giren bu kadınlar, feromonu seks sırasında koku veya erkeğin vücut salgıları yoluyla alıyordu... ‘Düzenli bir cinsel yaşam sağlık demektir” yargısı böylelikle kuvvetleniyordu. Feromonun sağlık boyutunun da ötesine geçen asıl etkisi ise bu maddenin fazlaca bulunduğu kişilerin cinsel cazibesinin diğerlerine göre belirgin şekilde daha fazla olduğu iddiasıydı. Kim böyle bir mucize buluşu yok sayabilirdi ki? O tarihten itibaren feromon hayatlarımıza bir daha çıkmamak üzere girdi!

Kime, neye güveneceğiz?

Feromon aslında 80’li yıllarda varlığı keşfedilmiş bir madde değil. Aksine son 50 senedir bilimadamları bu mucizenin farkında ve sayısız araştırmayla etkilerini çözmeye çalışmakta. Feromon araştırmaları bilimadamlarının ipek güvesinde seks sinyali olarak görev yapan bir kimyasalın varlığını ortaya çıkarmasıyla başladı. Her ne kadar Oxford Üniversitesi araştırmacılarından feromon üzerine çalışmalarıyla bilinen Tristram Wyatt, “Şimdiye kadar feromonun gerçek anlamda insanlarda var olup olmadığını keşfeden olmadı.

İster inanın ister inanmayın ama bu konu biz bilimadamları için esrarengizliğini koruyor” dese de ‘feromon’ maddesi insanoğlunun aklına ‘cinsel cazibenin’ karşılığı olarak yerleşti bile! Wyatt haksız değil aslında çünkü 1980’li yıllardan beri steroid ailesinden testosterona bağlı çeşitli birleşimlerin insanlardaki feromon olduğu ileri sürülüyor ama şimdiye kadar bunu kanıtlayacak bir bilimsel veri ortaya konulabilmiş değil. Sanmayın ki bu feromonun pabucunu dama attı. 1990’lardan beri feromonların hayvanlarda yarattığı etki araştırmacıların üzerinde çalıştığı en popüler konulardan. Son 20 yıl içinde feromon ve cazibe artırıcı etkisi kozmetik endüstrisi içinde giderek daha büyük bir yer kaplamaya başladı.

Parfümler, rujlar, vücut losyonları, spreyleri, yağları ve saç jellerine her geçen gün bir yenisi katılıyor. Bu ürünlerin müthiş iddiali sloganlarla reklamları yapılıyor. Peki biz kime ve neye inanacağız? İşte burada devreye son dönemdeki feromonlu ürün çılgınlığını kaygıyla izleyen bazı bilim adamlarının konuya yaklaşımı giriyor:

"Şişesinde feromon etiketli bir kozmetik ürün aldıysanız paranızı boşa attınız demektir! Çünkü feromon maddesinin gizemi hala çözülebilmiş değil ve insanlar üzerinde yapılan araştırmalar feromonun kokusunu burnun algılayabildiğini ispatlamış değil! " Ya bu endüstriye yatırım yapan, her gün binlerce şişe ‘feromon’lu kozmetik satanlar ne düşünüyor?

Bu ürünleri üretip satanların en önemli dayanaklarından biri ‘kendine güven’ meselesine odaklı ve son derece mantıklı: Feromonlu ürünü satın alıp kullanan kişilerde belirgin bir kendine güven artışı gözleniyor. Kişinin kendine, bedenine ve çevresinde bırakacağı etkiye duyduğu güven ise cinsel cazibenin kilit noktalarından. Ve sadece bu bile feromonlu ürünleri kullanmak için geçerli bir sebep! En azından onların olaya bakışı bu...

California’da faaliyet gösteren ve ‘doğal cazibe’ adı altında yüzde yüz insan feromonu ürettiğini iddia eden bir firmanın CEO’su olan Bill Horgan, “Bu ürünlerde kullandığımız ana madde androstadienone adlı, testosterona bağlı bir kimyasal. Ve bu kimyasal kesinlikle doğal halde insan vücudunda bulunuyor. Ürünlerimizi kullananların vücudundaki sıcaklık duygusunda artış ve olumsuz düşüncelerinde azalma gözleniyor. Bu durum o kişiyi cinsel olarak daha cazip kılıyor ve dolayısıyla karşı taraf üzerinde cezbedici bir etki yaratıyor” diyor.

Bilimadamlarının insan feromonu olarak kanıtlanmış hiçbir kimyasalın bulunmadığı yolundaki açıklaması hatırlatıldığında ise Horgan’ın yanıtı şu oluyor: Bizim kullandığımız kimyasalın insan psikolojisi ve davranışı üzerinde etkisi kesin olarak kanıtlanmıştır! Oysa bilimadamlarının konuyla ilgili fikri son derece net: İnsan vücudundaki feromonun suni olarak üretilebilmiş olması çok tartışmalı bir durum. Özellikle erkeğin vücut kokusu son derece karmaşık bir yapıya sahip. Ve bu kokuda hangi madde ya da maddelerin karşi cins üzerinde cinsel arzu uyandırdıği kesinlikle çözülebilmiş değil!

Esrarını koruyor

Antropolog (insanbilimci) Dr. Helen Fisher ise konuya baska bir taraftan bakıyor ve “İnsanlar ilk bakışta aşık oluyor ilk koklayışta değil! Kadın ve erkeğin cinsel cazibesini belirleyen pek çok faktör var. Koku onlardan sadece biri. Yapılan araştırmalar görsel cazibenin asıl belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Koku ise romantik bir ilişki başladıktan sonra bu ilişkinin seyrini belirleyici etki yapabiliyor.

Hoşlandığımız kokular bağlılığı artırıcı yönde yardımcı olurken, hoşlanmadığımız kokular bizi partnerimizden uzaklaştırıyor” diyor. Peki feromonu aklayan hiçbir araştırma yok mu? Olmaz olur mu! Harvard Universitesi araştırmacılarından Joan Friebely önderliğinde gerçekleştirilmiş yeni bir araştırma da menopoza girmiş kadınlar üzerinde yapılmış. Araştırmaya katılan kadınların yarısının kullandığı parfüme feromon katılmış, diğer yarısına ise ‘plasebo’ içerikli parfüm verilmiş.

Cinsel cazibe ve seks duygusunu artırdığı iddia edilen feromonun bazısı fiziksel, bazısı ise sadece plasebo olarak etkisi altında olan bu kadınlardan 6 hafta boyunca bir günlük tutması istenmiş. Bu günlükte kadınlar cinsel açıdan yaşadıkları değişimi detaylı olarak anlatmış. Sonuç mu? Hayli şaşırtıcı:

Gerçekten feromon içerikli parfüm kullanmış olan kadınların çok daha fazla öpüşme, okşama, sevişme gibi romantik ve cinsel aktivite sergilediği gözlenmiş!

Bütün bu bilgiler ışığında siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben bilimadamlarının ‘feromon kesinlikle esrarengizliğini koruyor!’ görüşüne şiddetle katılıyorum...