Cinsellik olmadan aşk olur mu?

Cumartesi, 31 Ekim 2009 - 05:00

Bir iş yemeğinde konu nereden geldiyse benim POSTA yazılarıma geldi. Konu yazılarıma gelince, benim her türlü konuda yazıp neden cinsellikle ilgili yazmadığıma da geldi. Hah! Ne ara bu sorulacak diye bekliyordum, korktuğum oldu. Üstelik de bir iş yemeğinde. Yani nispeten resmi olmam gereken bir yerde. Cinsellik üzerine yazan yeterince yazar olduğunu, o tür konuları yazmaktan da konuşmaktan da fazla hoşlanmadığımı dile getirdim, konunun kapanmasını umarak. Kapandı mı peki? Hayır. Masadaki çok sevdiğim dostlarımdan biri “Aşk nedir ki sence?” diye sordu ve devam etti “Cinsellik olmadan aşk olur mu Allah aşkına?”

Bu aslında Hıncal Uluç’un uzman olduğu bir konudur ve defalarca kez yazmıştır ama ben de oldu olacak ne düşündüğümü yazayım.

Cinsellik olmadan aşk olur mu?

Bal gibi olur. Eli eline bile değmediği halde görme vakti yaklaşırken sürekli tuvaletin geliyorsa,

Gördüğünde gözün kamaşıyor, onun dışındaki her şey bir uğultu haline dönüşüyorsa,

Kimseye değil ama sana dünyanın en karizmatiği gibi görünüyorsa, Anlattığı en aptal şeyi bile saatlerce dinleyebiliyorsan, Sen de sürekli anlatmak istiyor, Saatler geçmesin diye deliriyorsan,

Romantik olan, olmayan tüm şarkılar sana onu hatırlatıyorsa,

Her yerde kullandığı parfümü duymaya başlıyorsan...

...bunun adı aşktır.

Hem de aşkların en güzelidir.

Bunun yatmakla kalkmakla ya da yaşla başla falan ilgisi yoktur. Hatta karşı tarafın haberi bile olması gerekmez. Cinsellik bir ilişki başladıktan sonra olmazsa olmazdır. Ama aşık olmak için ilave hiçbir şeye gerek yoktur. Olursun işte, izahı da yoktur, mantığı da.

Hâlâ “hadi be” diyenler 4 Aralık’ı beklesinler. Başrolünü Melis Birkan’ın oynadığı Adını Sen Koy’daki aşkı bi seyretsinler, sonra konuşalım.

Olur da önden filmin fragmanını izlemek isterseniz Adinisenkoyfilm.com’u tıklayınız.

Can’lı Yayın

Bu daha çok Yasemin’li yayın ama anlatayım.

Cumartesi günü oğlumla romantik bir gün geçirmek üzere Beyoğlu’na gittik. Güzel bir yemek yedikten sonra önce benim okuduğum liseyi ziyarete gittik. Ardından, benim o yıllarda defter kalem aldığım kitapçıya girip ona defter aldık. Sonra da babasının okuduğu liseye uğradık. Yollarda dans ede ede dolandık. Kapanış olarak da bir adet tabanca ve Tweety aldık.

Turumuz bitince ajansa gitmek üzere yola koyulduk. Odakule’nin arkasından taksiye bineceğiz. Orada da bildiğiniz basit bir iki basamak var. O basamaklar benim kabusum oldu işte. Bir güzel kaydım; önce havalandım sonra gümbür gümbür düştüm. Canı da sıkı sıkı tuttuğum için o da havalandı ve üstüme düştü. Müthiş bir acıyla kıvranırken oğlumu kaldırmaya çalışan birilerini gördüm. Nereden kapıldıysam o hisse, Allah oğlumu kaçırıyorlar diye Can’ı yakaladım, aşağı çektim ve tekrar düştük.

Bir şekilde ayağa kalktık neyse. Sanki düşmemin nedeni Tweetymiş gibi “Ya bunu doğru düzgün taşı, ya da şimdi çöpe atıyoruz” diye bir dolu da söylendim. Romantik başlayan günümüz rezil bir şekilde sonlandı, sizin anlayacağınız.

Bir de baktım yoksun

Bu hafta sözüm ona Nefes’i izleyecektim. Büyük ihtimalle de çok beğenip yazacaktım. Can grip olunca, beni de bir panik alınca o iş yattı. Yerine sevgili Yekta Kopan’ın Bir de Baktım Yoksun’u geldi. Bugüne kadar yazdığı kitapların bence en güzeli. Bir tür geçmişle hesaplaşma. Daha çok da babasıyla. Ama öyle duygu sömürüsü türünden değil. Hüzünlü yerleri de var tabii ama ben, çok içten ve sıcacık olarak tanımlamayı tercih ediyorum galiba. Bir bölümünü sizlerle paylaşayım.

Söyleme kızım. Annenle babanın adını söyleme. Onların adları yok de. Onlar da yok de. Beni doğuran bir kadın var ama adı yok de. O hep mutsuz, ikinci evliliğinde de mutlu olamadı, ondan da boşandı, hem zaten dedesi de öldü. Hayatını bana adadı. Ben uğruna hayat adanan bir insan olmanın yüküyle geldim sınıfınıza öğretmenim. Babamın da adı yok de. O kadar sessizdir ki bir adı olup olmadığını öğrenemedik. Konuşmaz benim babam. “Mutluyum” demez. “Mutsuzum” demez. Evlilik teklifi de, boşanma teklifi de annemden gelmiş öğretmenim, işte öylesine suskundur babam. Yanlış anlamayın, ikisini de çok seviyorum ama bir sır vereyim mi, bu onların başarısı değil. Ben sevgi dolu bir insan olmayı kendi kendime öğrendim öğretmenim: Dürüstüm-anlayışlıyım-akıllıyım-yaşam insanları sevmek-umut vermektir-varlığım kendime armağan olsun.

Hay Allah!

Eren Talu kendini Nazire Şenlendirici’ye benzetmiş. “İkimiz de aldatıldık” demek istemiş. Bu nedenle değil de, ben de çok benzettim. Gazete gazete dolaşıp çocuklarının anasını suçlayan bir adam bir dolu şeye daha benzer ama Nazire Şenlendirici’yi de hatırlattı tabii. Bu insanlar suçladıkları insanların çocuklarının anası ya da babası olduğunu bir gün olsun düşünecekler mi acaba? Sanmam. Daha önce de yazmıştım, tekrarlayayım, gerçekten canı yanan insan acısını ya içine gömer ya da yakınlarıyla paylaşır. Eğer işin içine medyayı sokuyorsa hesap başkadır. Hayat insanları zorladığında şu tür bir seçim yapmak gerekiyor galiba: Onurlu olmak ya da olmamak. Eren Talu onursuz davranmayı seçmiş, yazık.

                     ******

Müjde Ar’ı çok severim, çok beğenirim, vs. Ama her fırsatta Beren Saat’i küçümsemesini galiba doğru bulmuyorum. Bin yıl geçmiş aradan, “Esas Bihter benim” tavrı da biraz sıkıcı. İster beğensin ister beğenmesin Beren Saat bu dönemim en iyi mi bilmiyorum ama en etki yaratan oyuncularından biri. Bu kızda hem güzellik ve dişilik hem de garip bir çocuksu hal var. Bu da onu inanılmaz çekici kılıyor. Tüm bunların ötesinde rolünün üstesinden fevkalade iyi kalkıyor. O nedenle biraz hakkını vermeli gibi geliyor.

                     ******

Seren Serengil gerçekten şansız mı, yoksa o mu kendi kaderini böyle zora sokuyor artık anlamakta zorlanıyorum. “Deli gibi mutluyum” dediği evliliğini sonlandırıyormuş. Yine biten bir evlilik, yine bunu onaylayan anne ve yine Gülben Ergen’e çamur atmalar. Yok mu bu kıza akıl verecek, yapma artık diyecek biri. Çok fena.

                     ******

Deniz Uğur’un erkeklerle ilişkisinde beni rahatsız eden bir şey var. Bana göre her ilişkisinde marazi bir durum içine giriyor. Ayşe Arman’a verdiği röportajda da bu yine ortaya çıkmış. Birlikte olduğu erkeği o kadar fazla yüceltiyor, onu o kadar tapılası kılıyor ki; sonra yaşadığı hayal kırıklığı da bir o kadar fazla oluyor. Ayrıca bir şekilde bence kendi karizmasından yiyor. Belki de bende sorun vardır ama, hayatım boyunca kimseyi idolleştirmedim ama aksini yapanların da bir fayda gördüğünü görmedim.