Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Civciv çıkacak,kuş çıkacak!

Cumartesi, 02 Ocak 2010 - 05:00

Yeni yılın ilk gününde şöyle cıvıl cıvıl bir yazı yazmak istiyor insanın canı. Gel gör ki burası Türkiye, yok öyle! Geçtiğimiz yılın son günü Ankara sokaklarında casuslar savaşının cıvıklıkta Polis Akademisi’ni bile aşmış son bölümü sahneye konmaktaydı: Kartal bakışlı kozmik oda hakimini takip ettiği iddiasıyla durdurulan iki Kartal’dan dört er çıkmıştı. Biri aşçı, biri elektrikçi, biri de çarşı izninde dişçiye gitmekte olan askeri personel! Koşuşan subaylar, cep telefonları filan. Aşçıyla elektrikçinin peşinde bir ordu asker ve polis. Mizah dergileri bulunmaz malzemenin üzerine atlamış, esprinin bini bir para: “Karikatürde, bundan böyle krokiler kağıt helva üzerine yazılacak” diyor bir üst rütbeli. Niye? Yemesi kolay olsun diye! Türkiye Cumhuriyetini kurmuş şanlı ordumuzun karizması hiç bu kadar yerle bir olmamıştı. Özel kuvvetlere bağlı, özel eğitim görmüş en özel ajanımız, karargah içindeki köstebeği izlerken arada da gidip TOKİ’den aldığı evin taksitlerini yatırıyor, üşüyünce köşedeki pastanede çay içiyor, eve makarna fasulye alıyor! Ya özel ajanlığın da karizmasını çizdirdiler, of be, yok ya! Taksit ödeyen orta halli bir memurdan özel ajan olmaz ki, olursa Fetocu polis, Amerika’dan gelen talimatla durdurur aracını, bir hamleyle arkadan basar kelepçeyi, sen üşüdüm beremi giyeyim diye uğraşırken bir de bakarsın cebine Mualla’nın adresi sokuşturulmuş! Ay içim fena oldu, su içeyim derken üstüne atlar, krokiyi yutuyordu diye bağırır!

Askeri rahat bırakın

Yok artık içim dayanmıyor. Hiç birimizin içi dayanmıyor, askeri, orduyu rahat bırakın, bu kadar aşağılanmaları, tüm ülkenin psikolojisini bozar! Yılbaşı gecesi, kafayı çekmiş bir delikanlı naralanıyordu, “askerim ben, şehitler ölmez, vatan bölünmez!” Geldiği yer de Yüksek Kaldırım, malum yer. Şahin bakışlı yöneticilerimiz asker darbe yapacak, suikast yapacak, kozmik odayı bastık diye babalanırken iktidarda oldukları 7. yılın sonunda geldiğimiz nokta küçülen ekonomi, büyüyen işsizlik, kapatılan fabrikaların sokağa dökülen işçileri, küstürülen çiftçi, niye okuduğu belli olmayan üniversiteli yurtsuz gençler, açıldıkça kapanan Kürt, Alevi açılımları, süpür halının altına. Yılın son günü hediye paketinden çıkan; vergiye zam, otoyola zam, içkiye zam, sigaraya zam, ona zam, buna zam. Emekliye üç kuruş zam yapacaklar ya, para lazım. Pahalı geliyorsa içme sen de o zıkkımı, içme! Zaten yasak. Şaraba zam gelmiş, oh olsun, içmeyiver, zaten haram! Boşver sen şimdi ekonomiyi, zamları, işsizliği filan, bak bak yukarı bak, aa kuş çıkacak, hakimi takip ediyorlar gördün mü? Ellerinde kroki, kimbilir kimi öldürmeye gidiyorlar, zamlara değil, askere bak, enayi! Zaten yılbaşı gecesi, sokaktaki hatunların hangisini soysan altında kırmızı iç çamaşırı vardı, kırmızı giyip donanacaklar ya, kandırmak için uğraşmaya gerek bile yok ki bu halkı.

Aşk mı, para mı, şans mı?

Hani şu gsm şirketlerini zengin eden cep telefonu geyikleri var ya, şunu şunu yaz, şu kadar kişiye yolla, şu kadar para gelecek, ya da şu mesajı şu kadar kişiye yollamazsan, bilmem artık başına ne gelecek! Yine öyle bir mesaj geldi bir arkadaştan: “Aşk, şans, sağlık ve para; birini seç ve bana yolla; mesajı da arkadaşlarına gönder. Hangisi en az 3 defa sana gelirse başına o gelsin!” Bakalım kızlar ne yazacak diye merak ettiğim için bu tür geyiklere küfür etmeden yanıt verecek olanlara yolladım. Ben de arkadaşıma yanıtımı ilettim. Bilin bakalım gelen mesajlar ne oldu: Romantikler aşk diledi, tahmin ettiğim gibi. Sağlamcılar ve bankacılar para dedi! Biri neme lazım deyip sağlık. Toptancılar ise şans diledi, şansı varsa hepsi olur kabilinden. Hiç birinden 3 tane gelmedi! Az kişiye mi yollamışım ne? Şimdi benim başıma ne gelecek, hiç bir şey mi? Bankacı arkadaşıma takıldım, “sizin gözünüzü para bürümüş, bana niye para diledin” diye. “Sen öğrettin dedi, Kiralık Adam'ı yazdın ve biz de öğrendik, para olunca hepsi oluyor!” Aşka inanmaya devam ettiğimi söylemedim ona. Nasıl olsa boş bir inanç!