'Çobanken modelleri dağa taşa çizdim'

Bir çobanın moda dünyasına uzanan bu serüvenini merak ediyor musunuz?

a
a
Cumartesi, 11 Eylül 2010 - 05:00


'Çobanken modelleri dağa taşa çizdim'

Röportaj: Seral Cumalı

scumali@posta.com.tr

Mustafa Şahin’le, Pazenchi markasının yaratıcısı Kiraz Gökırmak’la röportaj yaparken tanıştım. Kiraz Hanım onu şöyle tanıttı: “Herkes ona ‘Çoban stilist’ diyor ama ben ‘Mustafam’ diyorum”. Buluştuğumuzda, “Gerçekten çoban mıydınız?” dedim; “Basbayağı çobandım” dedi. Bir çobanın moda dünyasına uzanan bu serüvenini daha detaylı dinlemek istedim. Ve bunu sizinle paylaşmak.

Röportajımız sırasında Çoban stilist Mustafa Şahin’in tasarımlarını baş mankenim dediği son yılların ünlü mankeni Simge Tertemiz, Cumartesi Postası için giydi. Biz Türk halkı başarılı olmuş çobanlara alışığız. Çoban Sülü, Çoban ressam Balaban. Ve işte Çoban stilist Mustafa Şahin...

Çocukluğunuzdan başlayalım mı?

Çocukluğum Şanlıurfa Siverek’e bağlı Hamo köyünde geçti. Köyden uzak, tarlaların içinde bir kulübede yaşıyorduk. Babam çiftçilikle uğraşıyordu. 8 kardeşin en küçüğüyüm. İlkokul ikinci sınıfta bir şeyler çizmeye başladım. Öğretmenlerim, “Nedir bunlar, sen ne çiziyorsun?” dediler.

Ne çiziyordunuz sahiden?

Gelinlik çiziyordum. Hatta bazı çizimlerimi satıp para da kazanıyordum.

Sonra?

İlkokul 5’inci sınıftan sonra okuyamadım. Televizyonda gördüğüm mankenlerin üzerindeki giysileri çizmeye başladım. İlkokul bittikten sonra yazları ekine gidiyordum. Hem sulama hem çobanlık yapıyordum. Kağıt bulamazsam pantolonuma, elime, avucuma ya da taşlara çiziyordum. Koyunlar otluyor, ben çiziyorum, öyle geçiyordu... ¦ Aileniz, çevreniz ne diyordu bu duruma? Bu çocuk normal değil, deli diyorlardı. Beni bayağı deli zannediyorlardı.

Ne yapıyorsun oğlum demiyorlar mıydı size?

Demez olurlar mı? Ama gel de dinle. Aile tekstilci nedir bilmiyor, çizdiklerime bir anlam veremiyorlardı.

Çizdikleriniz neydi?

Abiye de var, mini eteği de, büstiyeri de, pantolonu da vardı çizimlerde. Anneme yıllar sonra, “Bana çocukluğumu anlatır mısın?” dedim. “Boya veren çiçekleri koparıp çizdiğin kıyafetleri, giydiğin kıyafetleri boyardın. O kadar zevkliydin ki kumaşçıya giderken seni de yanıma alıyordum, sen bana seçiyordun” diye anlattı.

 Peki o yıllarda stilist nedir biliyor muydunuz?

16-17 yaşında artık stilist nedir biliyordum. Televizyondan öğrendim. Bir gün televizyonda bir ilan gördüm. Genç stilistler aranıyor deniliyordu. Ama başvurulacak adresi kaçırdım. İnanın üç gün boyunca televizyonun başında gözümü kırpmadan oturdum ki o ilan yine çıksın, adresi alıp çizimlerimi yollayayım diye. Bir yandan da tarlayı sulamam lazım, başında duramadığım için suyu ayarlıyorum, eve geliyorum televizyon başına adres almak için oturuyorum. Sonra çıkıp bakıyorum, sular içinde kalmış. Ayaklarım çamur içinde eve dönüyorum.

Adresi alabildiniz mi?

Aldım ama çizim gönderecek para yok. Aileme, “Bana para verin, çizimlerimi göndereceğim” dedim. “Para yok” dediler. Hakikaten de yok. Ben kimseye haber vermeden 70 kilometre yürüdüm, asfaltta otostop yapıp Urfa’ya gittim. Kuzenimden 5 TL borç aldım. Çizimlerimi o adrese yolladım. Sonra oradan bir telefon geldi, “Çizimler çok güzel, dereceye girdiniz buraya gelir misiniz?” diye. Ama yol parası yok, nasıl gideceğim. Sanki 10 yıl yaşlandım o anda.

Gidemediniz mi?

Gidemedim. Deli gibi çizmeye devam ettim. Herkes bana deli diye bakıyor. Ama ben inançlıyım, anneme diyorum ki, “Anne bir gün basın buraya beni çekmeye gelecek. Ben televizyonlara çıkacağım.” Annem, “Bu çocuk iyice kafayı yedi diye üzülüyor.” Bir gün Urfa’da bir kafede çizim yaparken bir çocukla tanıştım. “Çizimlerin çok güzel İstanbul’a gitsene, burada harcanıyorsun” dedi. “Nasıl gideyim?” dedim, “Bilmediğim yer.” Orada yaptığım bir çizimi, Zaman Gazetesi’nin Urfa muhabiri Mehmet Ağabey’e verdi o çocuk. Haberimi yapmaya geldiler. İlk kez bir gazetede haberim çıktı. Haberimin çıkmasından üç gün sonra İstanbul’daydım.

İstanbul’a gidiş nasıl oldu?

Faruk Saraç gazetede görmüş beni İstanbul’a çağırdı. Annem evlilik yüzüğünü bana verdi; “Satıp İstanbul’a gidersin” dedi. O parayla geldim. Para kazanınca anneme yüzük aldım.

Faruk Saraç’la görüşme nasıldı?

Faruk Ağabey bana, “Bir çizim yap” dedi. Yaptım, “Sınıfı geçtin, dünyanın en ünlü modacılarıyla yarışırsın” dedi.

Ne zaman keşfedildiniz?

2002’de keşfedildim. 22 yaşındaydım.

İstanbul’da hemen kabul gördünüz mü?

Basın çok ilgi gösterdi, ana haberlere çıktım. Çok yol katedeceğime inandım. 

 Köydekiler, televizyonda seyredince ne yaptılar?

Annem sevinçten ağladı.

Babanız?

Babam bana inanmıyordu; Allah rahmet eylesin. Defilemi göremedi.

Sonra?

Bir süre Osmanbey’de çalıştım, bazen paramı alamadım, sıkıntılar çektim. Aldığım davetler üzerine Kuveyt’e, Bahreyn’e, Dubai’ye, Hindistan’a gittim, oralarda çalışmalarım oldu. En son Hong Kong’da ‘Mega Life’ adlı büyük bir firma için 1 yıl çalıştım. Ama Çin’i sevemedim ve Urfa’ya dönüp yıllar önceki hayalimi gerçekleştirdim.

Neydi hayaliniz?

Urfa Balıklıgöl’de bir arkadaşımla yürürken, “Burada ünlü mankenlerin kıyafetlerimi sunduğu bir defile yapacağım” demiştim. O da, “Sen mi?” demişti, hayret içinde. Çin’den döndüm, Urfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba’ya gidip bu isteğimi söyledim; “Tamam Çoban” dedi. Ve ilk defilemi Urfa’da yaptım. Tuğba Özay, Tuğba Altıntop, Ece Gürsel podyumda benim yaptığım kıyafetleri sundular. Aysu Baceoğlu keçeden yaptığım gelinliği sundu. Alis Harikalar Diyarı’nda gibiydim. Bana inanmayanlar alkışladılar. Semra Özal, İsveç Başkonsolosu, Gönül Yazar izleyenler arasındaydı.

Orada size ‘Çoban’ mı diyorlar?

Evet, Mustafa diye kimse bilmez. Orada ‘Çoban’ , burada ‘Çoban stilist’ diyorlar.

Ünlü müşterileriniz oldu mu?

Hülya Avşar, Demet Akalın, Esra Ceyhan, Ebru Destan, Ebru Yaşar, Nur Ertürk’e kıyafet hazırladım.

Ayran kutularından elbiseler nedir?

Urfa’dan ihracat yapan Genç Ayran’ın tanıtımı için 2000 ayran kutusuyla yaptım, Urfa’da ünlü mankenlerle bir defilede sunacağız.

Tasarımlarda doğduğunuz topraklardan mı ilham alıyorsunuz?

Bırakın Urfa’yı, Siverek’i, Türkiye’nin her yeri çok zengin bir kültürü yansıtıyor. Kıymetini bilelim. Urfa’dan başladım, İstanbul’da devam ediyorum.

İstanbul’dan devamını nasıl tasarlıyorsunuz?

Mesela bir kaftan yaptım. Dış kaftanı çıkartın içi abiye olur, istediğiniz davete gidersiniz. İçi çıkartın, dışını plajda pareo yerine kullanabilirsiniz. Ya da dış kaftanın içine bir şort giyin, yine gece istediğiniz yere gidebilirsiniz. Kumaşların hepsini Urfa’dan aldım, kimse inanmıyor. Paris’ten aldım desem inanacaklar. Böyle diyenler de var!

En son projeleriniz neler?

Bir sürü proje var. Pazenchi’nin ve Durush’un 2011 İlkbahar- Yaz Koleksiyonları’nın abiye bölümünü hazırladım. Pazen unutulmuş bir kumaştı, abiye bile yaptık. Durush’un koleksiyonu için daha çok mini abiyeler tasarladım. Doğa Koleji için ‘Toprak Kokusu’ adlı bir defile hazırlıyorum. Çünkü doğaya çok önem veriyorum. Hep böyle işler seviyorum. Göğüs dekolteli iki kıyafet yapıp gündem yaratabilirdim ama ben Bilecik’te Kelaynak Festivali’nde, Harran’da mum ışığında defile yapmaya çalışıyorum...

3