Çocuk cezaevleri çözüm mü?

Cumartesi, 28 Şubat 2015 - 05:00

Çocuk tutukluların; rehabilitasyon yerine cezalandırıldığı, topluma kazandırma yerine çıkınca topluma zararı olacak bireylere dönüşecekleri travmalara maruz kaldıkları bu sistem; insan haklarına, çocuk haklarına, toplum yararına ters sonuçlar doğurmaktadır. Evet, İsmail Saymaz’ın ortaya çıkardığı, ilk olmayan ve maalesef sonuncu da olmayacak İzmir Şakran Çocuk Cezaevi’ndeki dehşet verici olaylardan bahsediyorum. Zayıf çocukların büyük ve kuvvetli olan çocukların tecavüzüne uğradığı, çay kaşığı yutturulduğu, ilaç verildiği, ranzaya bağlandığı, üzerine işendiği, anüslerinden hortum sokulduğu bilgilerinin kurum içi yazışmalar ile ortaya çıktığı yerden...

Basın yazdı, haberi herkes okudu, resmi makamlar da soruşturma açacaktır elbette ama çözüm üretme konusunda eksiğiz. Tecavüzcüler üzerinde yapılan uluslararası bir araştırmayı yazmıştım daha önce. Tecavüzcülerin büyük çoğunluğunun geçmişinde taciz, şiddet ve tecavüz vakaları var. İşlediği bir suç nedeni ile cezaevlerinde bu çeşit olaylara maruz kalan çocukların; ıslâh ve pişman olmuş bir şekilde çıkıp topluma adapte olabileceklerini zannetmek; hiç psikoloji, hiç pedagoji, hiç sosyoloji bilmemektir. Oradan kurtulanlar; ancak, ruhları hastalanmış, vücutları zarar görmüş, öfkeli, saldırgan ve ‘sistem kurbanları’ olarak hayata karışacak.

Soruna diğer ülkeler nasıl yaklaşıyor?

İdeal bir çözüm olmadığını/bulunamadığını söyleyerek başlayalım. Yine de alınabilecek önlemler, yapılandırılabilecek programlar mevcut. Çocuk tutukluları; risk kategorilerine ayırarak en az 3 kez suç işlemeden cezaevine koymamak; aileleri ile birlikte topluma kazandırma programları yapmak; gözetimli ‘toplum görevlerinde’ çalıştırarak ıslah programlarına, meslek programlarına, destek gruplarına, psikolojik ve pedagojik çalışma gruplarına dâhil etmek, bilek kelepçesi kullanmak en etkili yöntemler.

Gelelim Şakran Cezaevi’ne... En acil şekilde; psikologların olaya dâhil edilmesi gerekir. Bu muameleye maruz kalan çocukların tedavileri devletin önceliği olmalıdır. Aynı şekilde; bunu gerçekleştirenlerin de çok ciddi şekilde psikolojik tedaviye alınması şart. Görünen o ki; toplumumuzun öğretmen ve psikolog ihtiyacı her geçen gün artmakta. Sağlıklı bir topluma ulaşmak için gençleri kazanmak zorundayız ve bunun çaresi bu korkunç olayların yaşandığı cezaevleri değil.

Hayır ‘hayır’ demektir, naz değildir

Taciz sayılan davranışlar konusunda kafa karışıklığımız var. ‘Sokakta lâf atmak taciz değil ya, iltifat ediyorsun işte’ diyenden ‘İstemiyorum dedi ama aslında naz yapıyor haspa’ diyebilenine kadar ‘grinin 50 tonuna’ yayılan skalada bahaneler üreten bir eril mentalite çöreklenmiş durumda yargılarımıza. Durum değerlendirmesini doğru yapalım. Zira konu taciz olduğunda, kriterler çok açık. Taciz sadece ‘elleyerek’ yapılan bir eylem değil. Gözle, sözle, sanal olarak ve dokunarak rahatsız etmek taciz kapsamına giriyor. Caydırıcı önlemler ve cezalar olması gerekiyor. Bu sorunun çözümü ‘kıyafet’ değil. Hiç olmadı. Giysi kodları ile alâkalı değil, tamamen düşünce tarzı ile ilgili bir sorun bu. Örtülünün de, örtüsüzün de, öğrencinin de, kadının da, çocuğun da her an karşılaşabileceği yaygın bir ‘erkek arsızlığı’ var. Aynı arsızlık, erkek arkadaşı olsun, nişanlısı olsun, eşi olsun; yani kendisinde bir ‘aidiyet hakkı’ var sanılan her durum için de geçerli. Nasıl ki ‘evlilik içi tecavüz’ gerçek bir sorun ise, kadının ‘hayır’ deme hakkını hiçe saymak, illâ arkadaşlık etmeye çalışmak, sevgili olmak istemek, ‘ya benimsin ya kara toprağın’ diye tehdit etmek, ‘ne kadar zamandır tanıyoruz birbirimizi, hadi biraz oynaşalım’ diye zorlamak, sırf aynı mahallede oturduğu için bile bunlara hak görmek, görebilmek de tacizdir. Kadın, her zaman “Hayır, istemiyorum” deme hakkına sahiptir. Kadının ‘görevidir, nazıdır, fingirdemesidir, kuyruk sallamasıdır’ diye bir şey yoktur. Çünkü kadın insandır. İlişki, iki insan arasında, ortak rıza ile oluşması gereken, bundan gayrısı da tacize giren bir durumdur. Bu farkındalık toplumun her kesiminde oluşmadığı sürece tacize çare, tecavüze dur, kadına da güvenlikli bir yaşam hakkı doğmayacak maalesef. ‘Hayır, istemiyorum’ ağızdan çıktıktan sonrası tacize girer. Ne bahanesi ne hafifletici sebebi vardır. Bunu bir anlasak...

Yandex.Metrica