'Çocuk da bakarım kariyer de yaparım'

25 yıldır farklı kanallarda haber sunuyor bize. Bilmiyorsunuz belki ama ekranların yaşlanmayan spikeri Kaan Yakuphan, 4 yıldır alışılmışın dışında bir hayat sürüyor. Eski sunucu ve oyuncu Şebnem Arda'dan boşanan Kaan Yakuphan o zamandan beri iki çocuğunun hem annesi hem babası. Çamaşır da yıkıyor, ütü de yapıyor, alışverişi de hallediyor, çocuklarıyla ilgili hiçbir şeyi de tesadüflere bırakmıyor. 8 yaşındaki kızı Eda ve 16 yaşındaki oğlu Arda'ya tek başına bakan yakışıklı spiker, bekar baba olmayı anlattı

12 Ocak 2013, Cumartesi 05:00
A A

ÇAĞNUR HATİPOĞLU

cagnurhatipoglu@gmail.com

- Merhaba Kaan Bey. Nasılsınız?

Merhaba da... Az önce kızımla konuştum, röportajım olduğu için geç geleceğimi söyledim. “Neden röportaj yapıyorsun? Röportaj yapacağın kişi kadın mı?” diye sorulara başladı.

- Kaç yaşında kızınız? Sizi kıskanıyor mu?

8. Hem de nasıl kıskanıyor. Ama bunun sebebi annesini görememesi. Hıncını da benden çıkarıyor.

- Anneyi neden göremiyor?

12 yıl evli kaldık, 4 yıl önce boşandık. Her hafta sonu görüşüyorlardı ama son üç aydır daha az görüyorlar onu. Dolayısıyla biraz sıkıntı var. 

- Eski eşiniz Şebnem Arda da spikerdi değil mi?

Ama anlamıyorum, ben işten eve dönmeyi iple çekiyorum oğlumu kucaklamak için. Eski eşiniz çocuklarını görmeden nasıl yapabiliyor? Her anne evlatlarını çok sever. Onun için de belki zordur ama hayatını düzene koymak adına bazı sıkıntıları var. Onları aşmaya çalışıyor.

- Sırtını size yaslamış olabilir mi?

Ben elimden geleni yaparım ama annelik farklı. Baba olarak, bir çocuğun zihnindeki ve ruhundaki o annenin yerini almam mümkün değil. İyi baba olurum ama anne olamam. Sırf çocuklarıma anne olsun diye eve birini de getiremem.

“Evlenmeye zamanım yok”

- Bir daha evlenmeyecek misiniz?

Şu an için hayır. Evlenmek için bazı şartlar oluşmalı. Benim iki yaşantım var: İşim ve evlatlarım. Sabahtan akşama kadar işteyim. Sabah erken saatte ya da geç saatte ve hafta sonları çocuklarımlayım. Bu yüzden tanışacak, gezip tozacak zamanım yok. Zaman olmadan da ilişki yaşanmaz. Hatalı düşünüyor olabilirim ama kızım belli bir yaşa gelince, mesela ilköğretimi bitirdikten sonra evlenebilirim diye düşünüyorum. Bazı şeyleri daha iyi görebilsin, mantığıyla duygu bağlantısını iyi kurabilsin... Yoksa, üzerimdeki sorumlulukları atmak ya da aşk meşk için evlenip de kendimi ve çocuklarımı riske atmam.

- Aileden evlilik baskısı gelmiyor mu?

Babamdan geliyor. Kendisi üç kere evlendiği için tabii (gülüyor)... Evlenmek her şeyi çözmüyor. Daha sonra iki kişilik yalnızlık çekmek daha kötü. Zamanı gelince su yolunu zaten bulur. Ben de doğru kişiyi bulacağımı düşünüyorum.

- Peki hiç yakınmıyor musunuz?

Öyle zamanlar elbette var. Ama koşullar uymuyorsa yapacak bir şey yok. “Hayat böyle devam eder” diyorum ve sıkmıyorum kendimi. Zaten sıkılıp bir yerlere gitmeye kalksam bile rahat etmeyip dönerim.

- Sizin de ayrılmış bir ailenin çocuğu olmanız onları daha iyi anlamanızı sağlıyor olabilir.

Evet, kendimi onların yerine koyabiliyorum. Ama neyse ki oğlum artık 16 yaşına geldi de, sarsılacak yaşı geçti. Efendi ve düzgün bir genç adam.

“Belki korkağım”

- İstikrarınızı bozmadınız; yıllardır haber sunuyorsunuz. Bu açıdan da ender bir durum var.

Meslekte 25. yılımdayım. Ana haberde benden eski olan yok.

- Nasıl oldu bu?

Bu durumu, işime verdiğim öneme ve her zaman doğruya yapma çabama bağlıyorum.

- ’Nasılsa beğeniliyorum, şu kanala geçeyim, şu işi yapıp daha çok kazanayım, şu kadınla birlikte olayım’ deyip karakterinize aykırı olan bir şey yapmak istemediniz mi hiç?

Belki de korkağım. Çünkü düzenli yaşamayı seven, düzenli bir adamım. Öyle uç şeylerde gözüm hiç olmadı. Dedim ya; belki de korkuyorum.

“Kadın veliler arasında tek erkek benim”

- Peki bir şey daha sorsam: Çocukların veli toplantısına kim gidiyor?

Ben. Hafta içinde makul saatte oluyor toplantılar. Ve çoğunlukta kadınların arasında tek erkek oluyorum (gülüyor).

- Ya evdeki işler: Çamaşır, ütü, yemek?..

Evde yardımcı bir ablamız var. Ben alışverişi yaparım, o yemekleri... Her cumartesi bir haftalık ihtiyacı alır, eve gelip onları yerleştiririm. Hatta etleri, tek seferde tüketeceğimiz şekilde poşetlere koyup buzluğa koyarım. Hafta içinde pişecek yemeklerin listesini yapar, buzdolabının üzerine asarım. Hafta arasında her sabah çocuklarımın kahvaltısını hazırlar, yataklarını düzeltip öyle evden çıkarım.

Asla arkamda dağınık yatak bırakıp çıkmam. Ya da lavaboda pis bir görüntü yoktur. Yeri geldiğinde kızımın ve oğlumun kıyafetlerini yıkar, ütülerim. Çok düzgünümdür. Akşam eve gidince yemeğimi yer, çocuklarımla ilgilenirim. Önce oğlum yatar, sonra kızım. Daha sonra, evde yapacaklarımı düşünürüm.

- Çocuklarınızın ne yiyip içtiğini, ne yaptığını bilir misiniz?

Bilirim. Bir haftada içmesi gereken kola miktarını bile bilirim, üzerine çıkamazlar. Zaten oğlum büyüdü, aklım onda çok kalmıyor artık. Kızım ise bıcır bıcırdır, yatana kadar enerjiktir, yorulmak bilmez. O evimizin neşesi. Evin ortasında koşturanı, müziği bağırtanı (gülüyor)...

- Sizde ilginç ve doğal olmayan, ters bir durum var Kaan Bey.

Koşulların getirdiği ezber bozan bir durum var, evet. Ama Allah onun da gücünü veriyor. Aslında herhangi bir babayım ben de. Her baba fırsatını bulursa, gücü varsa, aynı şeyi yapar.

- Kendinizle baş başa kaldığınızda aklınızdan ne geçer?

‘Çok şükür sağlıklıyım, çok şükür evlatlarımın canı sağ ve çok şükür sevdiğim işi yapıyorum’ derim. Asgari ücretle çocuklarına bakmaya çalışan o kadar çok insan var ki. Şükredip yola devam ediyorum.

Yerli Benjamin Button

- Sizde bir ‘yaşlanmama hali’ var. Brad Pitt’in canlandırdığı Benjamin Button gibisiniz. Nasıl oluyor bu?

45 yaşımdayım. Tabii ki yaş alıyorum ama düzenli yaşıyorum. Her gün yatışkalkış saatim belli, beslenme şeklim belli... Kırmızı eti, beyaz eti ve sebzeyi orantılı tüketiyorum. Üçümüz her sabah mutlaka kahvaltı ediyoruz, çünkü günün en önemli öğünü. Spora zamanım yok. Sigarayı abartmadan içerim. Bu durumu belki genlerime, belki kendime iyi bakmama borçluyum.

Uzaktan kumandayla bir şeyler yapmak!

- “Evlilik ve çocuk yapmakla ilgili pişmanlık yaşadınız mı?

Birşey yaşanacaksa yaşanıyor, pişmanlığa gerek yok. İki evladımız oldu, onlar bu yaşanmışlığın bir ürünü. Kader böyleymiş. Hayatta herşeye sınav olarak bakarım. ‘Her zorluk, refahın işareti gibidir’ derim.

- En son sınavınız neydi mesela?

İşyerindeydim, telefon geldi. Kızım Eda’nın ateşi çıkmış. Buradan ayrılamıyorum... Onu doktora götürecek kimse de yok... Ama bir çare bulunmalı... Arkadaşınızı arıyorsunuz, yakınınızı arıyorsunuz ve bu büyük zorluk. Uzaktan kumandayla bir şey yapmaya çalışıyorsunuz. Aklınız bir taraftan çocuğunuzda. Bir taraftan da inanılmaz bir rekabetin yaşandığı bu sektörde hiç bir şeyi kaçırmamak zorundasınız. Bu da insanı zorluyor tabii ki. Neyse ki sonrasında rahatlama oluyor.

(05.12.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.