Çocuk sahibi olmak insanı mutlu eder mi?

a
a
Pazar, 05 Eylül 2010 - 05:00

Temel hayat başarısının iş, evlilik ve çocuk olarak tanımlandığı günümüz toplumlarında, doğru mu yanlış mı kaygısı duymadan pek çok yetişkin genç zamanlarında kurmaya çalışıyor bu denklemi: İyi bir iş bul, evlen ve çocuk yap.
Çocuk sahibi olmanın pek çok şeyden önemli olduğu bir toplumda yaşarken çocuk sahibi olmanın mutluluk getirdiğini düşünmek istesek de, araştırmalar bunun böyle olmadığını gösteriyor. Ne evli ve çocuklu çiftler, ne de yalnız çocuk büyüten anne veya babalar çocuğu olmayan kişilere göre daha mutlu değil!
Çocuk sahibi olmanın ve büyütmenin kolay olduğunu kimse iddia edemez ama ya bununla birlikte gelen tatmin ve mutluluklar? İster inanın ister inanmayın ben şahit oldum, bunu da reddeden anne babalar var. Birlikte çalıştığım 2 çocuk annesi bir hanım sohbet sırasında doğrudan, “Eğer bu kadar zor olacağını bilseydim hiç çocuk yapmazdım” deyivermişti. Yapılan pek çok araştırmada da benzer durumlar sık sık ortaya çıkıyor: Bilseydim yapmazdım!

Peki neden?

Araştırmalar bebek sahibi olmanın doğumdan önce ve hemen sonra eşlerin mutluluk düzeyini artırdığını fakat bu mutluluğun bir sene sonra inişe geçtiğini gösteriyor. Çocuk sahibi olduktan 4 sene sonra çiftlerin mutluluk düzeyleri tümüyle eskiye dönüyor. ABD’nin Wake Forest Üniversitesi sosyoloji profesörlerinden Robin Simon’a göre hayatın önemli üçlüsü olan iş, arkadaşlık ve çocuk yetiştirmede bireysel mutluluk duygusuna en az katkıda bulunan bölüm çocuk yetiştirme!
Ya ilk gülücük, ilk kelimeler, iyi geceler öpücüğü, ilkokula başladığı günün sihiri, onlara ne oldu? Yine araştırmalar gösteriyor ki; anne babalar günlük yaşam akışında bu tip güzelliklere yoğunlaşmak yerine yemek yedirmenin, ders çalıştırmanın zorluklarına odaklanıp güzellikleri unutuveriyorlar. Bir de bunun üzerine çocuklarının ilerideki yaşamları konusundaki endişeler eklenince ortaya çıkan tablo can sıkıcı olabiliyor. Yavaş yavaş her şeyi olumsuz görmeye başlıyoruz.
Sosyologların bu konudaki yaklaşımı da dikkate değer. Onlar da sıklıkla “Bizim zamanımızda böyle değildi” diyen büyüklerimiz gibi, son 30 senedir yaşadığımız sosyal ve kültürel değişimlerin günümüzde çocuk yetiştirme tecrübesini, daha önce olmadığı kadar zorlaştırdığını iddia ediyorlar. Nedir bu yeni zorluklar diyeceksiniz tabii...

Helikopter ebeveynler!

Son 15-20 senedir popüler kültürde helikopter ebeveynlik olarak adlandırılan yeni bir çocuk yetiştirme stili hakim olmaya başladı. Anne babalar helikopter gibi çocuklarının üzerinde uçuyor! Yani bütün sorunlarını çözmeye, hatta sorunlar ortaya çıkmadan görüp tampon vazifesi yapmak zorunda hissediyorlar. Çocuklarını oradan oraya sosyal ve kültürel faaliyetlere taşımaya da. Günümüzün yarışçı toplumlarında “Başkaları yapıyor benim çocuğum niye eksik kalsın?” mantığı devreye giriyor. Farkına bile varamadan çocuklarını kendilerinin küçük bir yansıması olarak algılıyorlar.
Kısa süre önce Oxford Üniversitesi sosyologlarından Dr. Oriel Sullivan tarafından yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre yeni nesil anne babalar bir önceki nesil ile kıyaslandığında tam 3 katı daha fazla zaman geçiriyorlar çocuklarıyla. Neden mi?
Hızla ilerleyen bilim sayesinde çocuk ve beyin gelişimi yeni açıklamalar kazanırken, bunun girdabına kapılan ebeveynlere düşen görevler sürekli ağırlaşıyor da ondan. Beyin geliştirici aktiviteler, oyunlar, sosyalleşme ve spor faaliyetleri vs.
Ya çocuklarımızın psikolojik gelişimi?
O konuda da bilimsel bulgular ebeveynlere düşen sorumlulukları artırıyor: Çocuğunuzun duygusal gelişimini yakından takip edin, onunla yakın arkadaş olun, her derdine deva olun ki; ileride ruh ve beden sağlığı yerinde, başarılı bir insan olabilsin!
Özellikle anne babanın eğitim düzeyiyle doğru orantılı olarak, çocukla geçirilen vakit ve harcanan emek de artıyor. Çalışan anne babalar iş yerindeyken kaybettikleri zamanı telafi edebilmek için iş dışında kalan zamanı maksimumda çocukları için harcamaya gayret ediyor. Günün 24 saat olduğu gerçeğini değiştiremeden tabii! Kendisine ait zamanı hiç kalmayan ebeveynler doğal olarak bu ağır yükün altında ezilip hayal kırıklığı ve mutsuzluk faturasına mahkum oluyor. Ya gerçek maddi fatura? O da ayrı bir sıkıntı. Birkaç çeşit spor aktivitesi, müzik faaliyeti, özel dersler derken faturalar da sürekli kabarıyor.
Ya sosyal ve kültürel baskı? O her şeyi daha da beter hale getiriyor. Haddiyse anne baba halinden şikayet etsin. Çocuğu olan yetişkinlerin mutsuz olma hakkı yok gibi bir şey. Ama aynı şekilde aile sahibi olmak istemeyenler de normal karşılanmıyor. Oysa modern toplumlarda çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın sayısı hızla artmaya devam ediyor. Örneğin İngiltere’de çocuk yapmamayı tercih eden kadın sayısı 1990’dan bu yana tam iki katına çıkmış.

Son söz uzmanların:

İçinizdeki sesi dinleyin ve bilinçli karar verin, çocuk yapmak oyun işi değil. ‘Herkes yapıyor, bizim de yapmamız lazım’ bakış açısıyla değil de bilinçli şekilde karar verenler, çocuk sahibi olduktan sonra hayatlarındaki değişime çok daha kolay adapte oluyor ve çocuğun hayatlarının merkezi haline gelişini problem etmiyorlar. Mutlu bir anne babalık tecrübesi için altın anahtar, kendinizden ve çocuklarınızdan beklentilerinizi azaltmak ve onların hayatlarını kontrol altında tutmanızın mümkün olmadığını kabul ederek işe başlamak!