Çocuklar üşümesin diye...

a
a
Pazar, 07 Kasım 2010 - 05:00

Hafta başında Mardin’deydim. Oydu buydu derken niye gittiğimi yazamadım. Oysa hayırlı bir iş içindi her zamanki gibi. Bilirsiniz, Türkiye’nin yoksulluğunu simgeleyen fotoğrafı, çıplak ayağında yarısı erimiş şıpıdık terlikli, keçeleşmiş saçlı çocuk fotoğrafıydı. Giyim sektörünün ve ekonomik durumun düzeldiğini gösteren fotoğraf ise o çıplak ayaklardaki rengarenk plastik çizmeler. Yeter mi?

[[HAFTAYA]]

O çocuğun sırtında sadece hırka varsa, okula giderken üşüyor. Türkiye’nin Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) çocuklar üşümesin diye öyle bir ateş yakmışlar ki ısıtmak ne kelime, yakıyor! Dernek yöneticileri bu işi konuşurken “Madem büyük bir derneğiz, yaptığımız iş de büyük olsun, giydireceksek 100 bin çocuk giydirelim” demişler. Ciddi bir rakam bu, ama daha konuşurken masadaki yöneticiler arasında elli bini paylaşılmış bile. Gerisi de gelivermiş!

Hem kış hem bayram hediyesi

Hatta kimi torbasını, kimi kargosunu üstlenmiş, kimi parasını vermiş. MEB’le işbirliği yapılıp belirlenen il ve ilçelerdeki okullardan ihtiyaç sahibi çocuklar ve bedenleri, ayakkabı numaraları saptanıp onlara özel, kabanından ayakkabısına, saatine hediyeleri olan paketler, herkesin içinde de değil, özel olarak teslim edilmiş, Kurban Bayramı öncesi, hem kış hem bayram hediyesi olsun diye. Biz bir grup gazeteci, Mardin ayağına göstermelik olarak dağıtılan bir küçük sınıftaki öğrencilerle buluşmaya, yapılan işin büyüklüğü hakkında fikir edinmek için gittik. BMD Başkanı Yılmaz Yılmaz, Kampanya Koordinatörü Mehmet Ziylan ve üyeler Emil Güzeliş ve Hüseyin Doğan’la birlikte yaptığımız ziyarette Mardin’de Ayfer Gök İlköğretim Okulu ve öğretmenlerinin konuğu olduk, heyecanlarını, çocukların mutluluğunu paylaştık. Proje öyle güzel ki, Birleşmiş Milletler bile duymuş, beğenmiş, Mülteciler Komiserliği’nden aramışlar ve kimi mülteci çocukların durumunun da kötü olduğunu bildirip destek istemişler. Onlara da 1100 koli hazırlanmış. Böylece bu yıl dağıtılan hediye paketi sayısı yüz bini de geçip yüz bin yüz bir paket olmuş! Yani 610 bin adet ürün. Şu ana kadar yapılmış bu en büyük sosyal projenin üşüyen çocuk kalmayana kadar devam edeceğini söyleyen Başkan Yılmaz’a hatırlatıyorum, “Belki bir gün Türkiye, yoksulu kalmamış bir ülke olur ama bunun için ekonomik kalkınma kadar başbakanın çok çocuk isteme politikasından da vazgeçmesi gerek!”

Bir kadeh şarabın hatırı

Canım Türkiyem, öyle matrak bir ülke ki, bir yanı bir yanına benzemez! İstanbul Kanyon’da İtalyan lokantası Gina’da oturuyoruz. Hani ben diyeyim New York, sen de Londra! Gelen geçen insanlar, yediğimiz içtiğimiz, havamız, herşey bambaşka. Bir gün önce Mardin’den gelmişim, Allah’tan Şırnak’tan değil, yine de kültür şoku. Ev sahibimiz, sadece hoş değil, cin gibi genç bir iş kadını; Doluca Şarapları’nın sahibesi Sibel Kutman. Asırlarca üzümün ve şarabın vatanı olmuş canım Anadolu toprakları, Türkler’in müslümanlığı kabul edişiyle alkollü içecek diye şaraba küstü, şaraplık üzüm bağları söküldü. Bir gelenek ve ekonomik sektör uykuya yattı. Neyse ki şarap kültürünün kıymeti yeniden bilinmeye, şarabın kararının sağlığa yararlı olduğu konuşulmaya, damak tadına kattığı zenginlik yeniden hatırlanmaya başlayınca sektör toparlandı. İyi de iyi şarap pahalı. Nasıl tadacak, nasıl alışacağız? Doluca Şarapları’nın ‘İstanbul kadeh kaldırıyor’ projesi bu ihtiyaçtan doğdu. Her yıl yeni şarapların piyasaya çıktığı kasım ayında İstanbul’da sayılı lokantalarda en iyi cins şarapları tek kadeh olarak, hem de yüzde yirmi beş indirimle içebiliyorsunuz. Bu projenin 5’inci yılında 17 restoranda Doluca’nın ürettiği ve ithal ettiği 75 çeşit şarabı tadanlar çok mutlu. Hem de aynı masada herkes aynı şarabı içmek zorunda kalmadan. Biz bu senenin yeni şarabı Signium’u tattık. İçeriği her yıl değişen bu şarapta en az üç ayrı üzüm var. Tabii masada, şarabın lezzeti kadar, bir gecede geliveren yüzde 25’lik vergiler de konuşuldu. En acı olan ‘herşey dahil sistemi’ içinde Türkiye’de kalan turistlerin en ucuz ve en kötü şarapları içtikleri için Türk şarapları hakkında olumsuz fikir edinmesi. Yükselen verginin kayıt dışı ekonomiye ve tüketimin eve kaymasına çanak tuttuğunu söylemek yalan olmaz. Bir yaşam biçimi ortadan kaldırılıyor. Siz yine de bir kadeh şarap kaldırın özgürlüğe!