Çocukları okusun diye üniversite kurdu

İnşaat işçiliğinden üniversite Mütevelli Heyeti Başkanlığı'na yükselen Adem Çelik

Pazar, 28 Mart 2010 - 05:00

Çocukları okusun diye üniversite kurdu

RÖPORTAJ: Nilüfer Kas
nilufer.kas@posta.com.tr

16 çocuklu bir ailenin 6’ncı çocuğusunuz. Bu kadar kalabalık bir ailede yetişmek nasıldı?

Hangi ortamda doğup büyüyorsanız o ortama alışıyorsunuz. O kalabalığın keyifli tarafları vardı. Aynı tencereye kaşık sallardık. İşleri toparlamak daha kolaydı. Çünkü herkes işin bir ucundan tutardı.

Ailenizde 16 çocuğun eğitim alması mümkün olabildi mi?

Kızların hiçbiri eğitim alamadı ama erkek çocuklar az buçuk okula gitti. 5 tane kız kardeşim vardı. Onların eğitim görememesi içimde ukdedir. Ben de ilkokul ve liseyi dışarıdan bitirdim. Ondan sonra eğitimime devam edemedim.

Trabzon’da, Of’un Sarmaşık köyünden ayrılıp İstanbul’a ne zaman ve niçin geldiniz?

Dar gelirli her ailede olduğu gibi biz de 15-16 yaşından sonra başka yerlerde istikbal aramaya çıktık. Önce ağabeyim Cemal, sonra İlyas ağabeyim köyden ayrıldı, ben onların arkasından Adapazarı’na geldim.
1963 yılında iş hayatına inşaat işçisi olarak girdim. 2 yıl sonra taşeronluk yapmaya başladım. 10 yıl taşeronluk devam etti. 1974 yılında resmi firmamı kurdum.

İnşaat işinde ne zaman kazanmaya başladınız?

1975 yılından sonra devlet müteahhitliğine başladım. Ankara, İstanbul’da işler yaptım. Devlet müteahhitliği 1984 yılına kadar sürdü. Sonra yap-sat şeklinde işler yapmaya başladım. İnşaat sektörünün en tepesine kadar geldim. Türkiye’de ilk toplu konutu ben yaptım.
Önce arazisini aldım, projesini hazırladım ve Beylikdüzü’nde 1400 konutluk bir site yaptım.

Bu arada bir okul yapıp MEB’e bağışladınız değil mi?

90 dönüm bir arazi üzerine toplu konutu yaparken bir ilköğretim okulu binası yapıp Milli Eğitim Bakanlığı’na hibe ettim. O yıllarda oğullarım Bahçelievler’de devlet okulunda okuyordu.

Eğitim bambaşka bir konu. İnşaat işinden eğitimciliğe geçişiniz nasıl oldu?

Sitenin daha ilgi görmesi için bir şey yapmalıyım diye düşündüm. Özel okulların servisleri öğrenci getirip götürüyordu. Kendi çocuklarım da başka okullarda okuyordu. Bir okul kurarsam hem iki oğlum gözümün önünde okuyacaktı hem de sitenin çocukları başka özel okullara gitmeyecekti.
1990 yılında özel okulculuğa geçiş yaptım ama eğitim önceden planladığım bir konu değildi.

Oğullarınız devlet okullarında okurken onların özel okulda okumasını istemediniz mi?

Aslında Alkan’ı özel okula gönderdim ama yapamadı gerisin geri devlet okuluna döndü. Öğretmenin bir hareketi nedeniyle özel okulda okumadı. Devlet okullarında ilgi alaka şimdiki gibi değildi. Çocuklar o yaşta ilgi ve alaka bekliyor. Babalarının okulu olunca seslerini çıkarmadılar ama çok da sıkıntı çektiler.
Çünkü o dönem öğretmenlerimiz özel okulculuğun sistemine alışkın değildi. Ben de bu işleri bilmiyordum. 2 yıla yakın bir süre onları uzaktan takip ettim ama işlerin olması gerektiği şekilde yürümediğini fark ettim.

Okulda sizi rahatsız eden neydi?

Eğitimcilerin, ailelerin okula bakışının ne olduğunu biliyorsunuz. ‘Eti senin kemiği benim’ anlayışıyla hareket ediliyordu. İngiltere’deki okulların sistemlerini araştırdım. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimle, seminerlerle nasıl geliştirildiğini gördüm. Biz de öğrencileri korkutarak ders çalıştırıyorlardı.
Onlar ise sevdirerek bu işi yapıyorlardı. Ben de öğretmenlerimize seminer verdirmek istedim. Ama onlar ne yapmak istediğimi algılayamadılar. 2 yıllık mücadeleden sonra seminerlerin katkısını görüp teşekkür ettiler.

Baba olarak çocuklarınıza ne tavsiye ettiniz?

Akıllı olmalarını, derslerine çok çalışmalarını o zaman da söyledim, hâlâ da söylüyorum. Okulda öğretmenlerin oğullarıma torpili bir yana dursun, kurucunun çocuğu diye en küçük şeyleri bile abarttılar. Çocuklarım çok sıkıntı çekti. Çok yıprandılar. Ama ben de çok yıprandığımı itiraf etmeliyim.
Üzülüyorduk ama bir şey yapamıyorduk. Zaten Alkan okuldan neredeyse kaçtı. Huzursuzluk yaşadığı için başka okula gitti. Torpilli demesinler diye üniversiteyi bile dışarıda okudu. Hem veli hem okulun sahibi olmak zordu.

Üniversite kurma sürecine nasıl geldiniz?

Türkiye’de vakıf kurup üniversite olmak istemedim. İngiltere’deki sistemi buraya taşımak istedim. Liverpool John Woores Üniversitesi’yle franchising anlaşması yaptık. Özel üniversitelerin kurulacağına da inanıyordum.
1994-1996 arasında öğrencilerin kaydını İngiltere’de yapıp, eğitimi Türkiye’de veriyorduk. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde 6 okulda eğitime başladık ama Anayasa’nın 130. maddesine aykırı olduğunu gördük. Bizi mahkemeye verdiler, ağır cezada yargılandık. 300’ün üzerinde öğrencimiz vardı.
Sistem güzel bir sistemdi. Mecburiyetten 1996’da vakıf kurup YÖK’e başvurduk. YÖK de gayri yasal oluşumuzdan rahatsız olduğu için başvurumuz çabuk sonuçlandı.
1997 yılında Beykent Üniversitesi’ni kurmuş olduk. 9 bini üniversitede, 1200’ü de ilk ve orta öğretimde olmak üzere her yıl 11 binin üzerinde öğrenci okullarımızda eğitim alıyor.

İnşaatçılıkta mı, eğitim sektöründe mi daha başarılısınız?

İkisinde de fena değilim. İnşaat sektöründe kısa zamanda belli bir noktaya ulaştım. Zirveye çıktım. Sıfırdan başladığım için emekleye emekleye büyüdüm. 2000’li yıllarda eğitim işine girdim ama o sektörde daha çabuk büyüdük.

Hayatınızda çok ‘keşke’ dediğiniz oldu mu?

Herkesin hayatında keşke dediği şeyler olmuştur ama benim az olmuştur. İmkanım olduğu halde ileriyi göremediğim, atılım yapamadığım çok az olmuştur. Yaradılışımdan gelen bir başarının söz konusu olduğunu düşünüyorum. Köylü çocuğuydum. En zor işlere koşturdum. Kültürel sorunlar da vardı.
İtildik, ezildik, hırslandık, mücadele ettik. Milliyetçi olarak yetiştirildiğim için uzun zaman kendim için değil ailem ve çevrem için çalıştım. Geri kalmışlığın eksiklerini kapatmak için çok uğraştım. İş hayatında bir ilkem vardı; kanun ve yönetmeliklere aykırı olmamak üzere, kendim için kabul etmediğim bir şeyi başkasına yapmamak kaydıyla her şeyin mubah olduğuna inandım ve o yolda ilerledim.

Hangi oğlunuz sizin ayak izlerinizi takip ediyor?

Benim ayak izimi takip etmelerini beklemiyorum. Beni geçmelerini isterim. Ben çok zor şartlardan geldim. Yürümeye başladığım andan itibaren kuzu bekledim. Başarmanın dışında başka alternatifim yoktu. Onlar rahatın içinde büyüdüler ama sorumluluklarını bilirler, çalışırlar.

‘Lüksten hoşlanmam, kendimi şımartmam’
Başarılı bir iş hayatınız oldu, peki aynı başarıyı evliliğinizde de gösterebildiniz mi?

Onu karşı tarafa sormak gerekiyor. Ama kendi açımdan baktığımda çok fena bir evlilik karnem olmamıştır. İş hayatında olduğu gibi o konuda da sürpriz yaşamadım. Mutluyum.

Eş desteği almak erkeklerin hayatını nasıl etkiliyor?

Fevkalade önemlidir. Moral bozukluğu iş hayatında insanı nasıl olumsuz etkiliyorsa, eş desteği almadan yapılan işlerde, moralsizlik halinde icraatınız kısıtlanabiliyor.

Lüksten hoşlanır mısınız?

Pek hoşlanmam. Hayatımın başında sahip olmadığım için alışmadım. Doğal olarak hareket etmek beni daha çok tatmin ediyor.

Bu kadar zorluklarla geçen bir yaşamda kendinizi nasıl şımartırsınız?

Keşke bir şımartabilsem! Ama bu yaştan sonra çok zor olur gibime geliyor.

Uzun yıllar hayalini kurduğunuz ve sonunda sahip olduğunuz şey nedir?

Sahip olmadığım bir şey yok. Hayalini kurduğum her şeye sahip oldum. Dar gelirli bir bölgeden ve aileden geldiğim için o aileyi rahatlatmak en büyük arzumdu. Onların şartlarını düzeltmek benim için keyif verici bir durum yaratıyordu. Hayatım boyunca kendimden çok başkaları için yaşadım.

Hiç cilt bakımı, manikür, pedikür yaptırdınız mı?

Tesadüfen bir kez yaptırdım. Bir merkezde yapmak istediler, ben de denedim.

5