Ferhan Kaya Poroy

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/02/01/8186510.ferhan-kaya-poroy.png

Çocuklarla kayak!

Cumartesi, 13 Şubat 2010 - 05:00

Çocuklarla kayak tatili yapmak başka bir olay. Öyle yaz tatili gibi ‘lay lay lom’ değil olay. Bavulunu yapmaktan başlıyor zorluk; gün boyu giydir-çıkar seansları ile devam ediyor. Keyifli mi, ‘evet’ ama bir giderken seviniyorsunuz kayak tatiline, bir de dönerken! Ama kaldığınız otelin size sunacağı konfor oradaki yaşamınızı büyük ölçüde kolaylaştırabiliyor. Geçen hafta küçük bir not olarak kaldığım otelle ilgili bilgilendirme yapacağımı söylemiştim. Meraklısı çokmuş. Maillere bireysel olarak cevap vereceğime, hem açıklamayı toplu yapayım hem de kar tatili tüyoları vereyim istedim.

Öncelikle Uludağ tercihiniz varsa ve çocuğunuz küçük ise kesinlikle ikinci bölgede konaklama yapmanızı öneririm. Çünkü hem daha az kalabalık hem de daha az karmaşık! Eee, çocuklarla olduğunuz için gece eğlenceye de ihtiyacınız olmayacak, erken yatıp uyuyacaksınız nasıl olsa! İkinci bölgede otellerin içindeki kısıtlı mekanlar dışında eğlence için gidilebilecek herhangi bir yer yok. Dikkat edilmesi gereken ikinci önemli nokta, otellerin kendi liftlerinin ve piste direkt çıkışlarının olması. Aksi takdirde çocukları kayak için sürekli başka bir yere taşımak zorunda kalırsınız. Üçüncü önemli nokta da kayak odasının düzeni ve çalışan eleman sayısının yeterli olması. Bazı otellerin kayak odalarında çocukların ayakkabılarını bağlayıp eldivenlerini bile giydiriyorlar. Bu durum da sizi çok rahatlatıyor. Yoksa gününüz kayak ayakkabılarını bağlamak ve çözmekle geçiyor, haberiniz olsun.

Bizim kaldığımız otele gelince: Skandal diyebiliriz. Kayak odası ve pist çıkışı sorunsuzdu. Ama zaten ikinci bölgede her otel için bu iki başlık sorunsuzdur. Ne mi kötüydü? Bölgenin en pahalı oteli olmasına rağmen odaları, lobisi, cafesi vasat denilebilecek durumda. Restoran bölümünde yemekhane mantığı ile misafir ağırlanıyor. Yemek için kuyruğa giriyorsunuz ve tıpkı okullardaki gibi bir görevli tabağınıza yemeği koyuyor. Kızım durumu şöyle özetledi: “Anne biz okulda bile böyle sıra beklemiyoruz”. Kamp ve okul mantığı otelin her yerinde hakim. Akşam üstü çay saatinde açık büfeye 4-5 çeşit tatlı tuzlu konuyor. Hatta tuzlu sadece bir çeşit. Herkes de kayak sonrası acıkıp tuzlulara yüklendiği için ilk 15 dakikada tuzlu kurabiye bitiyor. Ondan sonra karmaşa... İsteyince önce “Yok” diyorlar, sonra “Bakalım belki biraz daha bulabiliriz”... Koşturuyorlar, getiriyorlar ama siz o arada zaten pes edip gitmiş oluyorsunuz.

Ski pass’lara gelince... Otele girer girmez kalacağınız gün kadar ski pass almak yerine her gün kayak odasının girişinde bir masadan ski pass almanız gerekiyor. Orada oturan bitkin ve ruhsuz kız ski pass’ların parasını aldıktan sonra üzerinde küçücük bir delik olan kartları ve lastikli bir ipi size uzatıyor, “Siz yapacaksınız” diyor. Her gün çocuklar da dahil üç karta ip geçireceksiniz, ona göre... Böylesini hayatımda hiç ama hiç görmedim. Diğer otellerde bu iş özel klipsli ski pass ipleri ile yapılıyor. Bir kere veriliyor. Siz klipsi çıkarıp başka karta takıyorsunuz, olup bitiyor. Aslında Karina Otel’de yaşadıklarımızı daha da fazla detaylandırabilirim ama tekrar aklıma gelmesin diye yazmak istemiyorum. Ama şunu da söylemeden edemeyeceğim; kapalı havuz var, çocuklar kayak sonrası da eğlenir diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü havuzun suyu soğuk, çocuklar donuyor.