'Çocuksu hallerim yaşayamadığım çocukluğumdan'

Emel Sayın, 17 yaşında para için çıktığı sahnede yıldızlaşıp parladı. Zirveden hiç inmedi. Bugünlerde hayatını anlattığı bir kitap hazırlığında. Kitaptan önce Emel Sayın'ın hayatına bir göz atalım istedik...

10 Kasım 2013, Pazar 05:00
A A

Emel Sayın 20 Kasım 1945’te SivasŞarkışla’da dünyaya gelir. Devlet memuru olan babası Ahmet Sayın, Toprak Mahsulleri Ofisi’nde çalışırken Sivas’ın Koyulhisar ilçesine tayin edilmiş ve Suat Hanım’la orada tanışıp evlenmiştir. Emel ilk kızlarıdır. (Emel’in ardından üç kızları daha olur; Şenel, Fatoş, Hülya...) Küçükken ud dersleri alan Suat Hanım evde şarkılar söyleyerek kızlarını büyütür.

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

seral.cumali@posta.com.tr

Aile, Emel ilkokul çağına geldiğinde Ahmet Bey’in görevi nedeniyle Niğde- Höyük’tedir ve orada okul yoktur. Küçük Emel, ninesinin yanına Kayseri’ye gönderilir. Cumhuriyet İlkokulu’na başladığı ilk gün öğretmen, ‘Sınıfta şarkı bilen var mı?’ diye sorar. Parmak kaldıran tek kişi, çekingen yaratılışına rağmen Emel olur. Emel Sayın o günü şöyle anlatır: ‘Bir ağıt söyledim. Sessizce dinlediler. Şarkı bitince başımı kaldırdım, öğretmen ağlıyor. Öğretmenin ağlamasından etkilenen çocuklar da...’ Emel’in şöhreti okulda yayılır; başka öğretmenler de şarkı söylemesi için sınıflarına çağırır.

Okulda hemen dikkat çekti

Aile 3 yıl sonra Konya’da tekrar biraraya gelir. Emel Sayın, yıllar sonra röportajlarında o günleri şöyle anlatır: ‘Çocukluğumu tam olarak yaşayamadım. Çocukken oyuncağım yoktu. Annemin bir tane bebeği vardı, köşede dururdu. Ona bayılırdım. Arkadaşım da olmadı. Ailemin en büyük çocuğuydum, hep bir sorumluluğum oldu. Bugünkü çocuksu davranışlarım da yıllar önce yaşayamadığım çocukluğumun etkisinden olacak...’ Emel Sayın imkansızlıklarla geçen çocukluğundan şu anısını sık sık hatırlar: ‘Ortaokul ikinci sınıftaydım. Memur çocuğuyduk; tek ayakkabımız vardı, ikincisi yoktu. Ortaokula gidiyordum Konya’da. Bir gün sabah okula gideceğim bir baktım ayakkabımın altında delik var. Panik olduk. Annem, ‘Benim ayakkabımı giy’ dedi. Topuklu ayakkabı. Hayallerimi süslüyor ama formanın altına giyilecek ayakkabı değil. Bol da geliyor ayağıma. Annem, ‘Olsun kızım bir şey olmaz, okuluna git’ dedi. Annemin ayakkabısını giydim, sağıma soluma bakmadan doğru sınıfıma girdim. Ben kimseyi görmezsem, beni de kimse görmez diye düşündüm. Hep önüme bakıyorum. Hiçbir teneffüse çıkmadım. Paydos zili çalınca en son ben çıktım sınıftan. Eve gidene kadar kafam önümdeydi. Ben de çok gösterişli bir kızdım. Ev dönüşü illa peşime biri takılırdı. Ben de yolda utana, sıkıla yürürdüm. Hızlı hızlı eve dönerken ayakkabının topuğu kırıldı. Çok üzüldüm. Ertesi gün annem topuğu yaptırdı.’

17 yaşında sahneye para için çıktı

Emel 13 yaşında Arif Sami Toker’den müzik dersleri almaya başlar. Münir Nurettin Selçuk kimseye ders vermezken annesi ne yapıp edip kızına ders verdirir. Hürriyet Haber Ajansı’nın açtığı yarışmaya katılan Emel, Münir Nurettin Selçuk’a ait ağır bir klasik okuyarak ‘Ses Kraliçesi’ seçilir. Yarışma jürisinde yer alan Necdet Yazar (Gönül Yazar’ın ilk eşi) Emel Sayın’ı Ankara’daki gazinosuna almak ister. Emel Sayın bir röportajında o günleri şöyle anlatır: ‘Ankara Çiftlik Parkı’ndaki Yazar Aile Gazinosu’nda sahneye ilk çıktığımda 17 yaşındaydım. Daha çocuktum ve korkudan titriyordum. Aslında çok isteyerek çıkmadım ben sahnelere. Ailemin maddi sıkıntıları vardı, kazanacağım para onlara rahat bir nefes aldıracaktı. Ailenin en büyük çocuğu olarak bu benim sorumluluğumdu. Açıkçası para kazanmam gerekiyordu. İstanbul’a 60’larda geldim ve bambaşka bir dünya ile karşılaştım. Şişli’de İlham Gencer’in sahne aldığı Çatı diye kulüp vardı. Hep duyardık ama maddi imkansızlıklardan dolayı gidemezdik. Alışık da değiliz tabii öyle yerlere. Bir cumartesi günü teyzem tuttu kolumdan, Çatı’ya götürdü beni. İlham Gencer bizi farketti. Beni sahneye çıkarttı. Johnny Guitare adlı İngilizce şarkıyı ezberlemiştim, onu söyledim. Sonra Çatı’da Ajda Pekkan, Gülsüm Kamu ve ben sırayla çıkmaya başladık.’ Böylece İstanbul’daki ilk sahne hayatı başlar Emel Sayın’ın. 15 de filmde oynar. Onu sinemadan koparan olayı şöyle anlatır: ‘Cüneyt Arkın’la Rüzgar adlı filmi çektik. Bir yatak sahnesi vardı. Cüneyt ve ben yataktayız ama sanki çıplakmışız gibi bir hava verilerek çekildi. Oysa elbiselerimiz vardı. Sete bir gazeteci girmiş, o sahneleri fotoğraflamış. Yatak görüntüleri gerçek gibi gazetede yayınlanınca çok üzüldüm. Sevenlerimden de çok tepki aldım. Sinemaya öyle kırıldım ki, film çekmeme kararı aldım. Şimdi pişmanım. Keşke birkaç film daha çekseydim.”

14 senedir aşk defteri kapalı...

Emel Sayın ilk evliliğini 1966’da mühendis İsmet Kasapoğlu ile yapar. 1975’te boşanan çift 1976’da ikinci kez nikah masasına oturur ama 1979’da tekrar boşanırlar. Bu boşanmanın ardından Emel Sayın’ın birlikte film çevirdiği Tarık Akan’la duygusal bir ilişki yaşadıkları o günkü gazetelerde yer alır. Emel Sayın, 1979’un 20 Haziran’ında ‘Gazinocular Kralı’ Fahrettin Aslan’ın oğlu Selçuk Aslan’la fırtınalı bir evliliğe adım atar. Eylül 1981’de ayrılırlar. Emel Sayın dördüncü kez nikah masasına 4 Haziran 1986’de Amerikalı David Younnes ile Marmaris’te bir teknede oturur. Bu evliliği de uzun sürmez, boşanma süreci ise çok sancılı olur. 1999’da boşanırlar. Emel Sayın, yaşadığı aşklarla ilgili bir röportajında şöyle der: “Benim gibi kırılgan birisi aşkı da kırıla kırıla yaşıyor. Aşkta o kadar yoruldum ki, sonunda kalbimin kapılarını sıkı sıkıya kapattım. Aslında kolay görünen, çok zor biriyim ben. Aşık olunca kıskanç ve huysuz bir kadın olurum birden. Kavga etmem, biriktiririm ve surat asarım. Çok fazla sevgi istiyorum. Az biraz ilgisizlik beni çok kırar, etkiler. Zordur benim aşık hallerim. Aşıklara hep dua ederim. Aslında aşkın büyüsünü bozan da bizleriz. Aşk ne güzeldir ve keşke hep aşk içinde yaşayabilsek. Uzun süre o defteri kapattım. 14 senedir ıssız bir kadınım adeta. Dilerim bir gün pişman olmam. Pişmanlıklarımla baş etmeyi öğrendim ama neyin eksikliğini hissediyorsun diye sorarsan, çocuk diyebilirim. Tek pişmanlığım bu...’

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;