ÇÖZÜM ÖZERK DİYANET Mİ?

a
a
Pazar, 21 Kasım 2010 - 05:00

"Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu görevden alındı; yerine yardımcısı Mehmet Görmez getirildi...”
Haber önce böyleydi ve hüzün vericiydi. Bir bakan ile bir başbakan anlaşıyorlar, Diyanet İşleri Başkanı’nı atıyorlardı. Görevdekini görevden atıyorlar; yenisini de göreve atıyorlar...
Neyse ki işin böyle olmadığı anlaşıldı. Alınmasını isteyen Bardakoğlu’nun kendisiymiş. Bardakoğlu erdemli bir insan ve değerli bir bilgindir. Başkan olsa da olmasa da. Görmez de öyle...
Diyanet İşleri Başkanlığı’na da çoğunlukla “erdemli ve bilgin” kişiler atanır. Ama bu atanma biçimi doğru mudur?
Bardakoğlu “görevi verme töreninde” güzel bir konuşma yaptı. Bu arada “özerk bir diyanet” özlemini dile getirdi. Haklıdır.
[[HAFTAYA]]
Dünyanın ve Türkiye’nin geldiği bu düzeyde diyanet işlerini de yeniden ele almak gerekir. Bu gerekliliğin çağı artık gelmiş olmalıdır. Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı kendi tanımını ya düzeltmeli ya da tanımına göre kendini düzeltmelidir.
Neyi mi anlatıyorum?
Diyorum ki “Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’deki bütün Müslümanların dini hizmetlerini karşılayan bir kurumdur” sözü yeniden ve vicdanlı olarak düşünülmelidir.
Gerçekte bu KURUM, sözgelimi, Caferi ve Alevi Müslümanlara da din hizmeti veriyor mu?
Bardakoğlu döneminde, çok titiz bir biçimde hazırlanarak yayınlanan “Aleviliğin Temel Kaynak Kitapları” elbette saygıya değer bir hizmet olmuştur. İyi bir başlangıçtır.
Ama yeter mi?
“Biz mezhep ayrımı yapmıyoruz” açıklaması inandırıcı değildir. Herkes biliyor ki Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünni Hanefi ve biraz da Sünni Şafii Müslümanların hizmet kurumudur.
Sözgelimi Azerbaycan’ın dini hizmetler kurumu gibi yapılamaz mı? Azerbaycan halkının yüzde 65’i Şii-Caferi, yüzde 35’i Sünni- Hanefi’dir ve Azerbaycan’ın Dinişleri Başkanı Caferi, yardımcısı Hanefi’dir. Diyanet İşleri Başkanlığımızda da neden böyle olmasın? Başkan Hanefi olsun ama bir yardımcısı Caferi ve diğeri de Alevi olsa kıyamet mi kopar?
Eğer Diyanet İşleri Başkanlığımız bu biçimiyle kalacaksa bu bir çözümdür.
Özerklik ise ayrı ve önemli bir konudur. Bunun için de mali özellik gerekir. Vaktiyle Anayasa Hukuku Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in dini vakıfları ve gelirlerini Diyanet’e vermek şartıyla, devlet bütçesiyle ilgisi kesilmiş bir Diyanet teklifi vardı. Yeniden incelenemez mi?
Başkanı kim mi atayacak? Hiç kimse.
Başkan seçimle gelecek. Müftüler ve ilahiyat hocalarından oluşan bir kurulun seçtiği üç ismin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına ne dersiniz? Mesela...
Tartışılmalı elbette. Bardakoğlu’na cansağlığı ve Görmez’e başarı dileklerimle...

BÖYLE DE OLABİLİR
Diyanetin devlet içinde kalması hala gerekliyse, hak, eşitlik, halkımızın birlik ve düzeni için yapılması mümkün ve yararlı bir düzenleme teklifi var.
Bu teklifi değerli Abdulkadir Sezgin yapmıştır ve benim aklıma yatmıştır. Siz ne dersiniz?
Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünni Müslümanlara hizmet vermeyi sürdürsün.
Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı kurulsun, Caferi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı kurulsun ve bu üç kurum üstünde “Din Hizmetleri Yüksek Kurumu” oluşturulsun. Örnek olarak ATATÜRK YÜKSEK KURUMU alınsın.
Türk Ortadoksları Kilisesi de bu kuruma bağlanabilir. Ortadoks olan Gagauz, Çuvaş, Saha Türkleri de burayla ilişkilendirilebilir. Azınlık kiliselerinin ise uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları vardır, onlara dokunulamaz.
Bu da bir başka çözüm.
En kökten çözüm ise din kurumlarını tamamen devletin dışına çıkarmaktır. Vakıf mallarını, vakfedenlerin amacına uygun olarak asıl sahiplerine terk ederek... Bu da tartışılmalıdır.