www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN88,8610 %0,07
  • BIST73476 %-0,12
  • EURO2,9416 %0,26
  • USD2,1290 %0,28

Yelkenle dünya turu

Kundura ustası bir babayla tütün işçisi bir annenin, 11 yaşındayken çalışmaya başlamış oğlu Mustafa Aksoy, gecesini gündüzüne katarak iş adamı olmuş

13 Ağustos 2011 - 05:00
Yazı Boyutu:

Kendisi, içinde Richmond Oteller Zinciri, Capitol Alışveriş Merkezi, Shopmix ve sahibinden.com gibi tanınmış markaları içeren Aksoy Group’un sahibi. Daha da ilginci; böylesine bir emekle oluşmuş iş yaşamını bırakıp Nisan 2008’de yelkenli kataramaranı ile dünya turuna çıkmış olması. Yacht Dergisi, Mustafa Aksoy ile röportaj yaptı...

Denizle ilişkiniz nasıl başladı?

Çocukluğum deniz kıyısında geçti, sanırım bu yüzden deniz hep hayatımın içinde oldu. İlk kayığımı 12 yaşındayken almıştım. Adı Teksas’tı. O dönem Küçükçekmece’de yaşıyorduk. Bu kayık benim için çok değerli bir hatıradır. Sonra motoryatlarım oldu, ardından yelkenlilerim... Yelkenli tutkum, arkadaşımın yelkenlisiyle kısa bir seyahate çıkıp dönmemden sonra başladı. Çok büyük keyif aldım, kendime de aldım. Lüksü bir kenara bırakıp denizin keyfini çıkarmayı yelkenliye geçince anladım.

İlk yelkenliniz neydi?

Jeanneau 49 DS. 2006’da Fransa’daki bir fuardan aldım. Bodrumlu bir kaptanla gidip birlikte döndük. 33 gün sürdü. Daha önce kiralık bir Jeanneau ve Fransız bir kaptanla 14 gün boyunca Karayipler’deki adaları gezmiştim.

Dünya seyahatine çıkmaya nasıl karar verdiniz?

Bu, 7-8 yıl önce kafamda şekillenmeye başladı. Başta, çok okuyup araştırdım. Dünya seyahati yapmış dostlarımla konuştum. Yavaş yavaş işleri çocuklarıma devretmeye başladım. Hazırlık süresini tamamlayınca 2008’in Nisan ayında dünya turuna çıktım.

Teknenizi nasıl seçtiniz?

Betame’den önce beş farklı tekne beğendim. Her biriyle bir hafta denizde yaşadım. Londra’da bir fuarda Betame’yi gördüm, o anda beğendim. Teknede bir gece geçirdim, sabah almaya karar vermiştim. 14 metre boyunda Leopard 46 model bir katamaran olan Betame salon-salomanje gibi. Uzun süreli seyirlerde büyük bir kolaylık bu. Sığ sulara rahat girebiliyorsunuz. Sert havalarda bile yana yatma, devrilme olasılığı çok düşük.

Betame sözcüğünün bir anlamı var mı?

Üç çocuğum var. İsimleri Belgin, Taner ve Mert. Onların isimlerinin ilk iki harfinin birleşmesiyle oluştu bu isim.

Dünya seyahatine nereden başladınız?

Dayanamayıp inşa sürecini izlemek için teknenin yapıldığı Güney Afrika-Cape Town’a gittim. Tekne bittiğinde oradan başlamaya karar verdim. Nisanda Güney Afrika’dan Brezilya’ya doğru ilk okyanus geçişini yapmak üzere yola çıktım. Hedefim Atlas Okyanusu’nu geçmek, okyanusun ortasındaki St. Helena Adası’na uğramak, oradan Brezilya-Rio de Janeiro’ya geçmekti. Ama planlandığı gibi olmadı. Bazı aksilikler yaşandı. Önce jeneratör, sonra çok önemli olan otopilot, ardından da su yapıcım arızalandı. Bu durumda hedeflediğim rotada devam etmem mümkün değildi.

 Peki ne yaptınız?

Arızaları tamir ettirmek için rotayı Namibya’ya çevirdim. Zorlu bir yolculuktan sonra Namibya’nın Walvish Bay sahiline vardım. En fazla birkaç hafta kalırım derken, aylarca kaldım. Orada harika dostluklar kazandım, çok güzel günler geçirdim. Tam yedi ay sonra Betame’yi Namibya’da bırakıp Türkiye’ye döndüm. Sonra tekrar oraya gidip Betame ile yine Rio de Janeiro’ya yola çıktım. Ama planlar yine değişti. Bu kez de telsizden Rio de Janeiro’da salgın hastalık olduğunu, 80 küsur kişinin öldüğünü öğrendim. Böylece Salvador’a gitmeye karar verdim. Önce Atlas Okyanusu’nun ortasındaki St. Helena Adası’na uğradım, bir hafta kalıp Salvador’a yola çıktım. Okyanusta 10-12 metrelik dalgalarla boğuştuktan sonra 20 Ağustos’ta Salvador’a ulaştım. Sonraki 17 ay boyunca Brezilya civarında kaldım. Ara ara Türkiye’ye dönüp ailemle buluştum. Arjantin, Uruguay... Uçakla buralara giderek Güney Amerika’yı gezdim. 17 ay çok güzel geçti.

Brezilya’dan sonra rotayı nereye çevirdiniz?

20 Şubat 2010’da Salvador’dan Karayipler’e gitmek üzere yola çıktım. Yolda, Recife, Natal, Fransız Guyanası, Surinam’a uğradım. Oralarda ikişer-üçer hafta konakladım. Sonra Trinidad ve Tobago’ya vardım, Betame’yi karaya çekip Türkiye’ye döndüm. Ekim 2010’a kadar burada kalıp Karayipler’deki hortum sezonunun geçmesini bekledim. Sonra Karayipler’in muhteşem adalarını gezmeye devam ettim ve Nisan 2011’de tekrar Türkiye’ye döndüm. Sert rüzgarlar bitince tekrar oraya gidip seyahatime kaldığım yerden devam edeceğim.

Türkiye’deki süreyi nerede geçiriyorsunuz?

Göcek ya da Fethiye’de ama mutlaka kara yerine denizde oluyorum. Arada İstanbul’a gelip yine tekneye dönüyorum. Çünkü tadına vara vara gezmek istiyorum, acelem yok, zamanım çok. Dünyayı yelkenle dolaşıp geleyim derdinde değilim. Gezmek, bilmediğim yerleri keşfetmek, menfaate dayanmayan güzel dostlar edinmek için yavaş ilerliyorum. Ne kadar uzun sürerse o kadar güzel.

 Aileniz “Dünyayı yelkenliyle dolaşacağım” dediğinizde ne tepki verdi?

Sonuçta tekneyle denizin ortasında, bilmediğiniz okyanuslardasınız. Her ne kadar yaptığım dünya seyahetlerinin, Sadun Boro’nun 44 yıl önce 10 metreden küçük bir tekneyle, hiç bir teknolojik imkan olmadan gerçekleştirdiği dünya turuyla kıyaslanması mümkün olmasa da çocuklarım endişelendiler. Ama sonra benim ne kadar keyif aldığımı görünce rahatladılar, benim adıma mutlu oldular. 

(06.08.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)


YORUMLAR

Bu haberle ilgili hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yazan siz olun