www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN88,8360 %-0,08
  • BIST83574 %0,42
  • EURO2,8317 %-0,92
  • USD2,3133 %-0,59

Kemal Doğulu'dan Nihat Doğan vakası

02 Ocak 2010
Yazı Boyutu:

Şarkıcı Nihat Doğan lafın afillisini patlattı: “Yediğim pekmez. Gittiğim Antep.” Delikanlı ağzı... Aynı sözü 2006’da eski İçişleri Bakanı ve DP’nin eski genel başkanı Mehmet Ağar da söylemişti. Ağar ile Nihat Doğan’ın havalarını ben birbirine benzetiyorum. Bıçkın ve asi. Bu benzetmeme Nihat Doğan sevinecek, Mehmet Ağar da kızacak! Onu da çok iyi biliyorum... Sonra Nihat Doğan devam ediyor: “Duvarda resmim, alemde ismim var.” Bu sözün aslı; “Duvarda resmin olacağına alemde ismin olsun”dur. Neyse! Uzun lafın kısası; Nihat Doğan’ın ‘bu bıçkın delikanlı ayakları’nı ve yeni albümü için girdiği şekli, günün tabiriyle ‘yeni imajı’ bağdaştıramadım.

 Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Tavrı ve görüntüsü birbirini tutmuyor! Nihat’a ödünç alınmış elbise gibi gelen bu yeni imaj Kemal Doğulu’nun eseriymiş. Kemal Doğulu imaj yapıcı. Aynı zamanda şarkıcı. Aynı zamanda klip yönetmeni. Aynı zamanda Hande Yener’in müstakbel kayınbiraderi. Bir koltukta 10 karpuz! Benim bildiğim kadarıyla imaj çalışması kişinin karakteri doğrultusunda yapılır. Böyle tepeden inme, kafadan uydurma, ‘Ben yaptım oldu. ‘Olsa da oldu, olmasa da’ şeklinde imaj imal edilip, kişiye alakasız bir kimlik yüklenmez. Yüklenirse Nihat Doğan örneğinde olduğu gibi dalga konusu olur. Bu imaj haltını karıştıran Kemal Doğulu bir de açıklama yapmış: ‘Popçular görsel olarak patatese benziyor’. Görünen o ki; Kemal Doğulu, Nihat Doğan ‘patatese’ benzemesin diye çok çalıştı. Aferin ona... Nihat patatese benzemedi ama Tarkan’a benzeyip, aleme madara oldu. Emo stili diye dalga geçiyorlar. Kemal Doğulu, Yıldız Tilbe’nin de tarzını değiştirmek istiyormuş. Aman ha, sakın ha! Sayın Kemal Doğulu, Nihat Doğan’ı batırdın bari bırak Yıldız Tilbe yerinde dursun..

2009’UN ÖZEL ÜRÜNLERİ

Special Edition’lar (özel üretim) ve Limited Edition’lar (sınırlı üretim) pazarlama stratejisidir. Benim de ilgi alanıma girer. ‘Pahalı bir hobi’ diyebilirsiniz! Haklısınız. İşin meraklısı olduğum için şu gerçeğin de bilincindeyim: Firmalar “Biz bu üründen seri üretirsek pahalı ve uçuk gelir öyle herkes almaz. Az yapalım ve bu duruma bir de kulp bulalım. Sınırlı üretim deriz, pahalıya satarız” diye düşünüyorlar. Biliyorum. Peki bunun bir taktik olduğunu bilmem, aldanıyor olmama engel mi? Tabii ki hayır! Sanırım ben bir ‘özel üretim’ ve ‘sınırlı üretim’ canavarıyım! 2009 biterken bu yıl kim neyi ‘sınırlı üretti’ diye şöyle bir baktım.

 

2009 yılında kuruluş yıldönümü kutlayan çok marka oldu, dolayısıyla ‘sınırlı üretim’ boldu: Çizgi film karakteri Hello Kitty 35’inci doğum günü için kozmetik markası MAC ile ortak ürünler hazırladı. Ayrıca pırlantadan bir adet Hello Kitty yapıldı ve 125 bin Euro’ya satıldı! İtalyan erkek markası Brioni 65’inci, Fransız moda devi Lanvin 120’inci kuruluş yılları şerefine parfümler çıkardılar. Lanvin parfümüne ek olarak tasarımcısı Alber Elbaz’a porselen biblolar da yaptırıp sattı. GAP 40, Lee 120’nci yaşı için özel blucin pantolonlar üretti. Bulgari’nin 125’inci yılı şerefine İtalya posta pulu bastı. Çizgi film karakteri Sponge Bob 10 yaşına girdi. Atelier Ruby, Sponge Bob’lu muhteşem kasklar üretti.

 

Bebek dünyasının ve çizgi karakter aleminin kraliçesi Barbie 50’ye bastı. Barbie için ayakkabıcıların kralı Christian Louboutin özel ayakkabılar üretti. Bu ürünlerinin tümünün koleksiyon değeri olduğunu düşünmüyorum. Ama koleksiyon yapmayı sevdiğim için değerli bulduğum ve ileride kıymetleneceğini bildiğim parçaları gücüm yettiğince alıyorum. Bu sene saydıklarımdan hangilerini mi aldım? Bırakın o da bana kalsın...

“SON ÜTÜCÜ” ÜZERİNE...

Türkiye’nin en çok satan gazetesi POSTA’nın ikinci sayfasında 4 Kasım 2009’dan beri aralıksız her gün moda eleştirileri yapıyorum. Huban Ayşem ismimin yanında ‘SON ÜTÜCÜ’ mahrecini de kullanarak yaptığım bu eleştiriler ne mutlu ki bana çok sevildi, tutuldu. Okuyucular sıklıkla ‘Son Ütücü’ titrinin nereden geldiğini soruyorlar. Bunun öylesine seçilmiş bir isim olmadığını, ‘Son Ütücü’ mahrecini bilerek, severek aldığımı anlatıyorum. Üniversite düzeyinde moda eğitimi almış biri olarak ‘Son Ütü’nün bizim meslekteki önemini çok iyi bilirim. Geçenlerde internette ‘Son Ütücü’nün değerini ve görevini anlatan bir yazıya rastladım. Benim ne yaptığımı da ironik bir biçimde anlattığı için hemen paylaşmak istedim:

“Son ütücülük herkesin kolaylıkla yapabileceği bir iş değildir. İyi bir son ütücü tek beden üretilen bir tişörtü 3 ayrı bedene dönüştürebilir. Son ütü, konfeksiyon paketlenmeden önce yapılan son işlemdir. Kullanılan ütüler öyle ütülerdir ki bazı hataları yokmuş gibi gösterebilir. Son ütücü tıpkı çamura şekil verip vazo yapan usta gibidir. Önüne konulan ne olursa olsun, istenilen sonucu kusursuz verir! Biraz açıklamaya çalışalım: Özellikle penye ürünler ütüyle şekil alabilir, yani 15 cm genişlikte olması gereken yaka 13 cm olarak dikildiyse son ütücü bunu ütünün buharıyla açarak 15 cm’e getirebilir. Aynı şekilde 17 cm olan yakayı 15 cm’e getirebilir. Sağlam bir son ütücü ekibiniz varsa, tek beden ürettiğiniz tişörtü S-M-L beden olarak satabilirsiniz. Bu türden hileler tuhaf gelir bazılarına ama bilinmeli ki tanıdığımız en ünlü, işini en iyi yapan markalar bile bu buhar rötuşundan muaf değil. Son ütücülük herkesin kolaylıkla yapabileceği bir iş değildir. Ürünün ve kumaşın özellikleri çok iyi bilinmelidir. Ürünün estetik görünmesi konusunda en son ve en önemli görev bu kişiye aittir.Son ütücü piyasada zor bulunur. Bunun nedeni ürünün ütüleme tekniğinin çok önemli olmasıdır. Son ütücünün ürünü yanlış ütülemesi ürünün bozuk olarak bile sınıflanmasına neden olmaktadır. Tabii bazı sorunlar da vardır ki ütücünün becerisiyle sorunsuz görünebilir!”

BU HABERİ PAYLAŞ

Yazarın diğer yazıları