Dağarcık

Perşembe, 26 Şubat 2015 - 05:00

Bir türbe ki ruhum,
Gelen ağlar, giden ağlar.
Mahur’dan sesleniyorum ey ruh.
Bu türbeyi kaç yere, kaç kere naklettiler?
- Üç kere.
Eyvah... Vatan Toprağı’nı üç kere mi sattılar?
Eyvah... Vatan Toprağı’nı üç kere mi terk edip kaçtılar?

[[HAFTAYA]]

* * *
Üçüncüyü anladık da, ilk ikisinde niye hiç kıyamet kopmadı?
Hangi hükümetler zamanındaydı?
Hangi komutanlar vardı o zaman?
Ey ruh.
Bana onların derhal isimlerini ver.
Bu “vatan hainleri”nin kimler olduğunu öğrenmek istiyorum.
* * *
Ey ruh.
Önce affet bizi.
Sana hiç huzur vermedik.
Ordan oraya taşıdık.
Bu sonuncusu pek de medyatik oldu.
Ama iyi oldu.
Dünya âlem ve de bizim münevver cahiller, Süleyman Şah’ın kim olduğunu öğrendi.
Oğlunu öğrendi.
Torununu öğrendi.
Torununun torunlarını öğrendi.
Bilenler de hiç değilse hafızalarını tazeledi. Neyin nesi olduğumuz, nerelerden geçip geldiğimiz, sayende tekrar hatırlandı. Koca bir tarih gözümüzde canlandı.
Cumhuriyet Çocukları olarak sana teşekkür borçluyuz.

Not:

Bir bu eksikti.
Bayrağımızı, masa örtüsü gibi kullanmışlar, lahmacunları, meyve sularını sıra sıra dizmişler.
Nerde bu?
Kıbrıs’ta.
Hem de Derviş Eroğlu’nun gözü önünde.
Bana bakın, hey.
Bir daha “Rumlar Bayrağımıza saldırdı” falan diye ağlamayın.