'Damadım çapkınlığı abartmıyorsa tanık olsam bile kızıma söylemem'

Hülya Avşar'ın eşi olarak girdi hayatımıza. Hem ön plandaydı hem arka. Çapkınlıklarıyla gündem yarattı. Ama o asla zaman yazılıp çizildiği gibi biri olmadığını söylüyor

23 Kasım 2013, Cumartesi 05:00
A A

 “İnsanlar beni hep öyle görmek istedi. Ben de kendimi ifade etmeye gerek görmedim. Zaten kendimi satmayı da bilmem” diyor. Kaya Çilingiroğlu’nun çapkınlık konusuna da bakışı alışılmışın dışında: Damadım bir-iki kaçamak yapsa bile görmezden gelir, kızım Zehra’ya da söylemem. Ufak kaçamakları abartan kadın mutsuz olur.

RÖPORTAJ: Çağnur Hatipoğlu

‘Kendimi satmayı bilmiyorum’

Ekranda olup düşüncelerinizi, yorumlarınızı aktarmanız sizi ‘Hülya Avşar’ın eski playboy eşi’ sıfatından kurtardı mı?

Aslında 15 sene gazetelerde yazı yazdım, defalarca programlara gittim, 2000 yılında ‘Film Gibi’ diye program yaptım... Ama insanlar beni hep öyle görmek istedi. Ben de kendimi ifade etmek istemedim. Kural belli; çok meşhur bir insanla evliyseniz o daha çok göz önünde oluyor. İyi kadın kötü erkek. Ama zaten ben kendimi satmayı bilmem. Kendim söz konusu olduğumda kötü satıcıyım.

‘Ününe göre yaşayacaksın’

Basınla da aranız pek iyi değil diye bilirim.

Basınla aram iyidir. Birbirimizi severiz. Şöhretli bir insan olarak basınla ilişkilerinde avantajların varsa, bunun getirdiği dezajantajlara da katlanman lazım. Bana hürmet gösteriyorlar, bunun hakkını ödemek zorundayım. Zehra’yla ilgili konularda mesela, gazetelere değil, Zehra’ya kızıyorum. 15 yaşında olmak ayrıcalık vermez insana, ününe göre yaşayacaksın. Zehra’yı bir çocukla gören gazeteci yazacak elbette, çünkü adamlar haber arıyor. Zehra’ya, “Bu görüntülerden hoşlanmıyorsan o görüntüleri vermeyeceksin” diyorum.

‘Gazetecilere kızmam’

Aslında Zehra’nın da suçu yok. Yaşıtları gibi yaşamaya hakkı var.

Evet ama maalesef Zehra meşhur bir anne ve babanın çocuğu. Belki ilerde bu şöhret işine yarayacak, o şekilde para kazanacak. Ben ünlü olmasam, niye bana programlarında yorumculuk yaptırsınlar ki? Ben şöhretimin meyvesini yedim. Şimdi kalkıp da evli bir adam olarak sağda-solda bir kadınla görülür, kötü görüntü verirsem, kimseye kızmaya hakkım olmaz.

Sizi görür görmez fark ettim: Saçınızı çok kısaltmışsınız.

20 yıldır saçımı aynı adam kesiyordu. Üç-dört ay evvel bir hıyarlık ettim, kendi berberime kızıp mahalle berberimize gittim. O da bozdu, toparlamaya çalışıyorum (gülüyor).

Nasıl gidiyor hayat Kaya Bey?

Fena değil. Keyfimiz yerinde.

TV8’deki ‘Telegol’ün yorumculuğunu yapıyorsunuz. Başarılısınız da. Şimdiye kadar niye kendinizi bu kadar sakladınız?

Şartlarda anlaşamıyorduk, onlar da durmadan programa beni konuk çağırıyorlardı. Ama her hafta aynı programa katılmam da hoş olmuyordu. Sonra Kanaltürk’te Ahmet Hoca ile Erman Hoca birbirine girince programın son beş bölümünü benim sunmamı istediler. Benim şartlarım oluşmuş oldu, kabul ettim.

Şartlarınız maddi miydi manevi mi?

Maddi. Ben futbolu sevmem, pek de seyretmem. Başka spor dallarına daha çok ilgi duyuyorum. Üstelik bu işi yapabilmek için ciddi zaman ayırmam gerekiyordu. Düşünün; haftada en az üç-dört maç seyretmem lazım. O da benim gibi sosyal hayatı olan bir adamın gecelerini evde, ekran karşısında geçirmesi demek. Bu nedenler yüzünden istediğim belli bir rakam vardı. Verdiler.

Futbolu sevmiyorsunuz ama oynamışlığınız var.

Evet, profesyoneldim. 40 yaşımda sakatlanınca bıraktım. Bu anlatılmaz ama iyi de oynardım.

“Neşem yerinde değilse hiç yanıma gelmeyin”

Telegol’de yorumlarınızı dinliyorum. Erman Hoca’nın sert çıkışları arasında insanı güldürüyorsunuz.

Beni yakından tanıyanlar bilir; matrak adamımdır. Annem “Allah aşkına, komik bir şeyler söyle de güleyim, keyfim yerine gelsin” diye mesaj atar.

Valla ciddi bir duruşunuz var. Hatta röportaja gelirken telaşlandım.

Neşem yerindeyse çok eğlenceli bir adam olurum. Değilse hiç yanıma gelme.

Eşiniz ne yapıyor öfkelendiğinizde?

Alıştı. Problem yaratmıyor.

 Kininiz, öfkeniz çabuk geçer mi?

Hemen geçer, kin tutmam. Sinirimi geceye taşımamaya çalışıyorum, çünkü sabah kötü uyanıyorum. “İnsan değişmez” derler, hayır, isterse değişir. Yeter ki buna inansın. Kendini çözmen, hatalarınla yüzleşmen yaşla ilgili değil. Özeleştiri yapabilmekle ilgili. Ben de kendimi ağır eleştiririm. Bir gün psikoloğum bana “Senin kendine söylediğini biri söylese kalkıp döversin” dedi.

“Çabuk sinirlenme huyumu sevmem”

En eleştirdiğiniz yönünüz hangisi?

Çok çabuk sinirlenen ve tepki gösteren bir adamdım. Sonunda pişman oluyor, özür dilemek zorunda kalıyordum. Doğru olduğuna inandığın şeyi söylemek güzel de bunun bir metodu olmalı. Onu bilmiyordum, şimdi onu öğretiyorum kendime. Düzen bu. Bu düzene uymazsan mutsuz olursun. Mesela futbolda yönetici olmuyorum, çünkü ‘yönetenlerin sistemi’ içinde olmak istemiyorum.

Futbol dışında golf de oynuyorsunuz? Başka?..

Kışları gym’e gidip ağırlık yapıyorum. Vücudumu zinde tutuyor diye.

Nasıl yetişiyorsunuz tüm bunlara?

“Vaktim yok” lafına çok kızarım. Programlı olursan hepsini yaparsın. Mesela 30 yıldır araba kullanıyorum, İstanbul’da 30 kere trafiğe takılmamışımdır. Ona göre yola çıkıyorum çünkü.

‘Paramı kendim kazandım’

Hep merak etmişimdir: Para kazanmak gibi bir zorunluluğunuz oldu mu?

Tabii oldu. Yirmi senedir ticaretle uğraşıyorum. Her zaman paramı kendim kazandım. Sanıldığı gibi babamdan öyle çok büyük rakamlar kalmadı. Zaten babam tevazu sahibi, namuslu, bedavacı Kaya Hoca’ydı. Yaptığı ameliyatların yüzde 10’undan para alsaydı şu an evde parayı koyacak yer bulamıyordum. Ama hayır duası aldı. Ben de ondan çok ders aldım. Hâlâ onun ekmeğini yiyorum. Beni televizyonlarda beğenip “Ne kadar efendi, aklı başında konuşuyor” diyorsa bence bu babamın mirası. 2.5 yıldır televizyonda yorumculuk yapıyorum, benim yüzümden RTÜK’ten ceza almışlığımız yok.

Bu konuda Erman Hoca başı çekiyor.

(Gülüyor) Evet, onun kendine has bir tarzı var. Bazen kendini aşıyor ama bence Erman Hoca televizyonda iyi bir figür. Halktan gelmiş bir kere. Ben kişinin nasıl biri olduğuna, çocuklarına bakarak karar veririm. Erman Hoca’nın çocuklarıyla tanıştım ve onun iyi bir aile babası olduğuna karar verdim. O kadar doğru dürüst çocuklar yetiştirmiş ki sıradan bir adam bunu yapamaz.

‘Kaçamağa göz yuman evliliğinde mutlu olur’

Geçenlerde Zehra’nın evleneceği erkek hakkında yorumlarınız oldu. “Ne iş yaptığı önemli değil, kaçamakları olabilir” gibi... Ciddi miydiniz espri mi yapıyordunuz?

Şunu demek istedim: Çocuğuma koca olacak adamın ona öncelikle sahip çıkması lazım. Adam olacak. Onun dışında, bir-iki kaçamak yaparsa da gözardı edilebilir, böylece mutlu olurlar, ilişki uzun sürer. Ufak şeyleri takıntı yapan kadın mutsuz olur. Damadım konuyu abartmıyorsa, onu çapkınlıkta görsem bile kızıma söylemem. Ama tabii ki abartı kaçamaklara anlayış gösterilmez.

Kaya Bey, kalakaldım...

Tabii, siz kadın olduğunuz için bunu pek anlayamıyorsunuz (hepimiz gülüyoruz). 

Biraz ters bir durum değil mi söylediğiniz?

Evet ama maalesef erkekte hayvansal içgüdü var. Aman, şu konulardan sıyrılalım, hep aynı yerde dolanıyoruz. Dünyada siyaset var, politika var... Bunlardan habersiz değilim, onlarla ilgili de birşeyler sor.

Peki o zaman farklı bir soru (ama değil): Artık gece hayatında pek yoksunuz.

Çıkmıyorum epeydir. Ya da magazinin olmadığı yerlere kısa metrajlı gezmeler yapıyorum. Evde daha mutluyum.

‘Şansın yoksa poponu yırtsan bir yerlere gelemezsin’

Hep merak edilen bir şey var: Kaya Çilingioğlu ne iş yapar?

Milyon sefer sordular bunu. Söyleyeyim: Gayrimenkul ve şirket evliliği ile uğraşıyorum. Gayrimenkul geliştirme gibi. Emlakçının bir üst düzeyi gibi düşün. Ben aracıyım. Yatırımcıyı bulurum, satmak isteyen de bana gelir, onun matematiğini çıkarırız, kim ne istiyor onlara sunarım. İki kişi anlaşır, biz aracı olarak faturamızı keseriz.

Ticaret size göre mi?

Biraz zor, çünkü gaddar olmak lazım. Ciddi paralar kazandım, çok daha büyük yerlerde olmam gerekirdi ama bir şekilde olamadı. Ticarette menfaatlerin için gerektiğinde yağ çekmeyi bileceksin, sözünden rahatça döneceksin. Borç takmak, yalan söylemek, kötü zamanında o kişiden istifade etmek gibi şeylerim yoktur. Çok iyi niyetliyim. Bir de ticaret şans işidir. Bakma sen çoğu zenginin “Çok çalıştık, erken kalktık, bu duruma geldik” demelerine. Öyle olsa, Zonguldak’taki maden işçileri zengin olurdu. Sabahın altısında, yerin 100 kat altında onlar daha az mı çalışıyor? Ticaret şans işidir. Bir insanda şans olmadı mı ticarette, affedersin, poponu yırtsan bir yerlere gelemezsin.

 


SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;