Darağacına giderken

DP'liler artık sona doğru yaklaşıyorlardı. Mahkemenin vereceği kararların urganı göstereceği söylentileri adadaki tedirginliği daha da artırıyordu. Menderes Ailesi, olası idam kararını yavaş yavaş kabulleniyordu

Perşembe, 10 Aralık 2009 - 05:00

Darağacına giderken

27 Mayıs darbesi birinci yılını dolduruyordu. Darbe sonrası, bozulan ekonomiyi düzeltmek için ‘Alyans Bağışı Kampanyası’ başlatılmıştı. Halktan alyanslar toplanıyor, bunların yerine de bakır ‘Devrim’ yüzükleri veriliyordu. Halkın kendini toparlamaya çalıştığı dönemlerdi. Yassıada mahkemeleri sonuca doğru giderken tutukluların da umutları tükeniyordu. Milli Birlik Komitesi’nin keskin tavırlarından idam sözü ciddiye alınmaya başlanmıştı. Heybeliada’dan 15 idam kararı çıktığı haberi Yassıada koridorlarında bir uğultu gibi yükseliyordu. Dedikodulara göre, Asah Andaç mezarlar için 60 adet çukur kazdırmak için emir almıştı.

* 27 Mayıs 1961

“Bugüne kadar 27 Mayıs ihtilalinin iyi sonuç vereceğini düşünenler yanıldıklarını anladılar. Hatta Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) ciddiyetinden şüphe etmeye başladılar. MBK üyeleri, mahkemeye gelenlerin, izleyicilerin, sanık yakınlarının bulunduğu bölüme doğru göz gezdiriyorlar. Sanıklara ‘Sizi yaramazlar sizi, biz böyle kulaklarınızı çekeriz’ gibisinden bakış atıyorlar.” Menderes, kendilerini küçük gören bu bakışların farkındaydı. Bu nedenle de Yüzbaşı Kazım Çakır’ın uyarılarını dikkate alıyor; mahkemeye ayakkabısını boyattırmadan, saçını taramadan, düzgün giyinmeden çıkmıyordu. Ama 1 Haziran günü, Menderes’in ne mahkemeleri ne de yalnızlığını düşündüğü bir gündü. Bugün oğlu Yüksel’in doğum günüydü. Şimdi aklından geçen tek şey oğlunun bu gününde yanında olamamasından duyduğu ıstıraptı. 10 satırlık mektuplar da kesildiği için ailesinin yanında olamamanın verdiği üzüntüleri anlatması da hep yarım kalıyordu. Berin Hanım da sürekli olarak mektuplarında bundan şikayet ediyordu. En sonunda adadaki bir görevli mektupların üzerine kırmızı kalemle, “Kısa ve küçük kağıtlara yazarsanız muhabere imkanı kolaylaşır” diye not düştü.

‘ALDANDIM’

O günlerde Yeni İstanbul Gazetesi’nde Etem Menderes’in günlükleri yazı dizisi halinde veriliyordu. Menderes’in tek ve en yakın dostum dediği Etem Bey’in takındığı tavır, adada yazdığı günlükle su yüzüne çıktı. Adnan Menderes, kızgınlıktan çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Birlikte çocukluklarını geçirdikleri, Aydın’daki çiftlikten siyasete girmesine ön ayak olduğu Etem Bey’in yeri Menderes için hep ayrı olmuştu. Ama o günler artık çok geride kalmıştı. Berin Hanım da okuduklarına bir türlü inanamıyordu: “Bu kadar iyiliğini gören, bunca senelik arkadaşının en küçük bir teşekkür ve vefa hissi duymayışına kim bilir sen de ne kadar hayret ediyorsun.”

* 4 Haziran 1961

“Menderes’e delikanlılık zamanlarında Etem Bey’le nasıl geçindiklerini sordum. Bana ‘Çok iyi geçiniyorduk. Hatıra defteri hakkında hiçbir bilgim yok. Kendileri bilirler’ dedi.” Yüzbaşı üst üste arkadaşlarının ihanetine uğrayan Menderes’e 27 Mayıs’tan önce onları nasıl tanıdığını sorduğunda Menderes, ona şöyle cevap verdi: “Aldandığımı beyan ederim. İnsanları bütün detayları ile tanımak zordur. Hareketlerinin sebebini halen anlayamıyorum.”

MUTLU, MEZUN OLAMADAN DÖNÜYOR

Üst üste gelen yıpratıcı haberlerin üzerine Temmuz ayı Menderes’e bir müjdeyle geldi. Aydın bütün derslerinden geçmişti. Ve artık ortaokul mezunuydu. Ortanca oğulları Mutlu da bütün sınavlarını vermişti. Ama Berin Hanım’ın kardeşi Samim Bey emekli edildiğinden ve Mutlu’nun öğrenim masraflarını karşılayamaz hale geldiklerinden İsviçre’de daha fazla kalamayacaklardı. Mutlu, okuldan mezun olamadan dayısıyla birlikte Türkiye’ye geri dönüyordu. 5 Temmuz Mutlu’nun doğum günüydü. Zaten yıllardır hasret kaldığı bir oğlunun daha doğum gününü kaçırıyordu Menderes. Berin Hanım da bu arada üç oğluyla birlikte yaşamanın yollarını arıyordu. Sonunda Aydın’ın da Ankara Maarif Koleji’ne gönderilmesine karar verdi Berin Hanım.

21 Temmuz 1961 Cuma günü Anayasa Davası’nda savunmaların başladığı gün Dünya Gazetesi’nin, Fatih DP İlçe başkanlarından Doktor Faruk Sargut’un gayrimeşru yollardan servet edindiği iddiasıyla yayımladığı haber bir intihar teşebbüsü getirecekti. “Böyle şerefsiz yaşamaktansa kendi elimle hayatıma son vermem daha hayırlıdır” diyen Sargut, ertesi gün rezervuar borusuna bağladığı bir kravat ile asılı dururken bulundu. Ufak bir çakı ile kravatın kesilmesinin ardından Sargut son anda kurtarıldı.

SON GÖRÜŞME

11 ay 1 günün ardından Yassıada duruşmaları, 11 Ağustos’ta son buldu. Toplam 412 sanıklı davada, 1033 saat süren 872 oturum yapıldı. Toplam 19 davaya bakıldı. Davalarda 1068 tanık dinlendi. Şimdi kararların okunacağı 15 Eylül gününe kadar herkes diken üstündeydi. Bütün gözler kararların verileceği Heybeliada’daydı. Berin Hanım, eşinin serbest bırakılacağına inanmıyordu. Adnan Menderes verilecek kararın merakıyla çırpınırken, bir daha ailesini göremeyeceğini hissetmiş gibi Berin Hanım’a yazıyordu: “Görüşmeyi temin için rica et, yalvar, yalvarırım sana; ne kadar özledim Yarabbi, anlatılmaz bu… Anlat sen de hasretini, merhamet ve müsaade olunur inşallah… Gönlümün gözümün ışığı Berin’im.” İrtibat Bürosu’ndan Ağustos ayında görüşme izni çıktığı haberi gelince en çok istedikleri dilek yerine geliyordu. Şimdi ikinci defa görüşebileceklerdi. Berin Hanım, oğulları Yüksel, Mutlu ve Aydın ile birlikte görüşme için hemen İstanbul’a hareket etti. Vapurda diğer sanık yakınlarıyla birlikte oturdular bu sefer. Adaya vardıklarında ada kumandanı Tarık Güryay’ın odasına çıkarıldılar. Menderes içeri girer girmez bütün aile birbirine sarıldı. Mutlu o kadar zamanın üzerine ilk defa babasıyla karşılaşıyordu. Menderes durup durup ortanca oğluna sarılmaktan kendini alamıyordu. Herkes aklından “Bu görüşme bir veda ve helalleşme” diye geçiriyordu. Görüşme sona erince ayrılmakta zorlandı hepsi. Dakikalarca birbirlerine sarıldılar. Oğlu Aydın, babasının yüzüne bakarken içinden “Hangi el bu güzel yüze yağlı ipi geçirecek” diye geçirdi.

21 Ağustos’ta son görüşmeleri olduğunu bilmeden Berin Hanım, Adnan Bey, oğulları Yüksel, Mutlu ve Aydın bir aradaydı. İçten içe bir daha birbirlerini göremeyeceklerini seziyorlardı ama bunu düşünmek bile istemiyorlardı. Nasıl motora bindiklerini, nasıl adaya çıktıklarını hatırlamıyorlardı bile. Sanki rüya aleminde hissediyorlardı kendilerini ikinci kez. 15 aydaki ikinci görüşmeleri tam bir saat sürdü. Bütün aile gözyaşları içinde birbirlerini kucaklıyordu, öpüyorlardı. Babalarının kokularını son kez içlerine çekiyorlardı. Görüşmelerinde, hep eski günlerden söz etmişlerdi. Eski bir filmin karelerini, uzak bir hayali anlatır gibiydiler. Kimdi onları yaşayan? Onlar değil miydi? Nasıl bugüne gelmişlerdi? Bütün bunlar söylenmemiş, akıllarından geçmiş sorulardı… Ertesi gün Berin Hanım, bu müthiş anı anlatıyordu:

“Oturduğumuz anda bu acı içimize çöktüğünden, kavuşmak, senin yanında olmak, elini tutmak saadetini köreltiyor, içimiz yanıyordu. Hamdolsun seni iyi ve sıhhatte bulduk. Bu kadar aylık hasretten sonra konuşacak bir şey bulamıyor, yalnız sevimli, güzel yüzünü doya doya görelim istiyorduk. Hele Mutlu… O bir saat nasıl çabuk geçti Yarabbi! Yüreğimiz parçalanarak ayrılışımız, Allah kimseye böyle günler göstermesin. Rabbim sıhhat ve selametle seni bize kavuştursun inşallah.”

Aynı gün Adnan Menderes de son buluşmalarını yazmıştı:

“Berin’im; dün, bir gözleri görmeyenin birden dünyayı görmeye başlaması gibi, sizi görmek nimetine kavuştum. Bakıştık, söyleştik, ağlaştık ve kalplerimiz yırtılırcasına, koparılırcasına, tarif edilmez bir acı ile ayrılarak hasretin ateşine yine düştük. Şu var ki, sizi görmekle içim sevginizle sel gibi taştı, gözyaşlarım bunlardı. Bu misilsiz tezatlı hislerin heyecan kasırgası içindeyim. Bunlar anlatılır şeyler değil ki. Ancak yaşanır ve duyulur. Rabbimden bütün arzum tekrar görebilmektir. Hayırlısını ihsan eylesin inşallah. Minnetle öperim hepinizi Berin’im.”

Berin Hanım da, Adnan Bey de yıpranmış olsalar da birbirlerinin gözlerinde bunu görmek istemiyorlardı: Menderes, 30 Ağustos’ta eşine bunu yazdı: “Seni biraz bozulmuş bulduğumu sanıyorsun; asla. Elemin daha da manalandırdığı bir güzellik. Yalnız, sen beni bu kadar acıdan sonra acaba ne bitkin, ne halde buldun kim bilir? Mektuplarına, ince duygularına, sevgine bin minnet…”

MENDERES ÇİFTİNİN GİZLİ GÖRÜŞMESİ

Yassıada’nın gizli kalmış notlarından biri de bu günlüklerin sahibi Yüzbaşı Kazım Çakır’la ilgili. Çavuş Mehmet Kabak, yüzbaşının, Adnan Bey ile Berin Hanım’ı baş başa görüştürdüğü için uyarı aldığını anlattı: “Kazım Çakır, Menderes ile Berin Hanım’a asker nezareti olmadan odada yalnız kalmaları için gizli ve yasak bir görüşme ayarlamıştı. Bu olay ortaya çıkınca yüzbaşı uyarı aldı. Berin Hanım adaya geldiğinde Menderes’in rahatsız olduğunu söyleyerek ziyarete çıkarmamış. Menderes’in kapısında bekleyen görevliyi de uzaklaştırmış. Berin Hanım görüşemeyeceğini düşünüp vapura doğru ilerlerken Kazım Çakır, onu adanın etrafından dolaştırarak Menderes’in odasına sokmuş. İkisi baş başa bir kez o zaman görüşebilmişler.”

BERİN HANIM’A SİTEM DOLU MEKTUP

Mahkemeler bir yandan ailesine duyduğu özlem bir yandan her şeye canı sıkılır olmuştu Menderes’in. Berin Hanım’ın gönderdiği bir mektup da buna tuz biber ekti. Berin Hanım tek başına mücadele etmekten yorulmuştu ve sorunlarını her ne kadar istemese de eşine yansıtıyordu. Berin Hanım, mektuplarının birinde Ankara’da havaların sıcaklığından bunaldığını yazınca Menderes, 13 Haziran tarihli mektubunda kendini tutamadı: “Sıcaktan şikayetin var. Bense sıcağın soğuğun farkında değilim, hassasiyetim kalmadı. Düşüncelerimin mihrakını sen, siz teşkil ediyorsunuz, bütün hissim, bütün düşüncem sizde toplanıyor. Ne çare ki sana bir faydam olmak şöyle dursun, zararım oluyor; bu ne elim bir şey benim için.” Berin Hanım, hiç beklemeden Menderes’e yazdı: “Sıcaklardan bahsedişim seni rencide etmiş. Kahroldum yazdığıma. Ben sıcak soğuğun değil, yaşadığımızın farkında değilim…” Menderes, bir keresinde de işle ilgili sıkıntılarını yazan eşine şöyle söylüyordu: “Berin’im, bir takım üzüntülerini yazıyorsun. Bana metanet vereceğine metanetimi kıracak şikayetler...”

KOĞUŞLARDA RÜYA YORUMLARI

* 10 Eylül 1961

“2 Eylül Berin Hanım’la Adnan Menderes’in evlilik yıldönümleriydi. Tam 33 yıl olacaktı. Menderes, mektubunda ‘Nikahımızın yıldönümünden ben bu acıklı halimizde bahsetmek istemedim, sen yazıyorsun ve ben derin teessürle onları okuyorum, gözlerim yaşlı. Kalbinin çırpıntısından bahsediyorsun son derece elem duydum. Rabbim korusun. Görülmemiş bir sevgi ve iştiyakla öperim hayatım Berin’im’ diye yazıyordu.” Menderes, eşine hep ‘Berin’im, yavrum, meleğim’ diye hitap ediyordu. Oysa Yassıada öncesinde ne böyle hitap ettiğini duyan olmuştu ne de özel günlerde Berin Hanım’a hediye aldığını. Menderes’in aslında evlilik yıldönümü, doğum günü kutlama gibi alışkanlıkları yoktu. Yeni huylar edinen yalnızca Menderes değildi. Yüzbaşı Kazım Çakır, bu durumu şöyle anlatıyordu: “Koğuşlarda kalan tutuklular kararın açıklanacağı günü beklemekten sıkılınca vakit geçirecek yeni yollar buldular. Konuşmalar tükenince herkes rüyasını anlatıyor, hayra yorulunca valizler bile hazırlanıyordu. O günlerde herkes bir umut ışığı arıyordu kendince…

Umumi arama yapıldı. Fakat Menderes ile Bayar aramaya tabii tutulmadı. Aramalardan sonra odasının karşısındaki lavaboda Menderes bana ‘Yüzbaşım durumu kritik görüyorum’ dedi. Adadakiler, Heybeliada’dan Yassıada’ya gelen kuşlardan bile haber istiyorlar. Kumandan, Menderes’i gazinoya çıkarmamı istedi ve ‘Sakın hiçbir şey sezdirmeyin’ diye emir verdi. Gazinoya aldık. İkimiz yalnız kalınca kağıda iyice sarılmış bir şeyi dizimin üzerine koydu. ‘Çok rica ederim, beni azarlamayın’ dedi. Basiretim tutuldu. Kararsız kaldım. Oluruna bıraktım. Sonra sohbet etmeye başladık. ‘Sayın Bayar, “Derenin ortasında at değiştirilmez” diyerek istifanızı kabul etmemiş öyle mi?’ diye sordum. Bana, ‘Ben, Demokrat Parti’nin genel başkanıydım. Kurucularındanım. Emeğim var. İstifa müessesesinin çalışmasını bilirim. Arkadaşlarımı serbest bırakmak için istifa edebileceğimi söylemişimdir. Ancak bir iktidar partisinin genel başkanı, başbakan efkarı umumiye de aydınlatmak suretiyle ve bir yazı ile bu müesseseyi çalıştırır.

Ufak tefek ve basit anlaşmazlığımız dışında Beyefendi (Celal Bayar) ve arkadaşlarımızla tam bir uyum içinde, şevk ve iştiyatla çalışarak 27 Mayıs 1960’a kadar geldik. Bizi durduran, meşkuk ve karmaşık sonuç, sizleri de üzmektedir. Şunu da ilave edeyim. İstifa ettiğimi söylememizi çok istemişler. Ben size takdim ettiğim şeyin sebebini Yüksel’e izah edeceğim. Siz merak buyurmayın…’ dedi. Akşam depoda bana takdim ettiği kağıdı açtım. Altın bir kolyeydi.”

HAZIRLAYAN: BERİVAN TAPAN

[email protected]

YARIN: ÖLMEMESİ GEREK

5