Davutoğlu'ndan farklı bir açıklama beklerdik...

a
a
Pazar, 28 Kasım 2010 - 05:00

Geçen hafta, hatırlayacaksınız Washington’daki izlenimlerimi yazmıştım. Türk-Amerikan ilişkilerinin giderek zorlandığını, son derece ciddi eleştiriler duyulmaya başlandığını, İsrail ve İran politikalarının Obama yönetiminde rahatsızlık yarattığını belirtmiştim.
Aslında yazdıklarım benim yorumum değil, tamamen Washington’da konuştuğum kişilerin bana söylediklerinin bir derlemesiydi.
Yani izlenimlerin sonucuydu.

[[HAFTAYA]]

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, cuma akşamı CNN TÜRK ekranına çıktı ve Taha Akyol’un sorularını yanıtladı. Doğrusunu söylemek gerekirse, şaşırıp kaldım.
Kendimi birden bire Siyonizmin bir oyuncağı, neredeyse bir vatan haini filan gibi görecek noktaya geldim. Türkiye’ye yönelik bir psikolojik savaş yapılıyormuş, ben ve benim gibiler bu kampanyanın maşası oluyormuşuz.
Davutoğlu bu kelimeleri kullanmadı tabii ancak bu sonucu çıkarmak hiç güç değildi. Türkiye’nin Amerika ile ilişkilerinde hiçbir gerginlik söz konusu değildi... Eski bir büyükelçinin (Eric Edelman’dan söz ediyor) sözlerinin yansıtılması dahi hataydı... Her şey yolunda gidiyordu... İsrail lobisinin içindeki bazı unsurlar kamuoyunu manipüle ediyorlardı vs... vs...
Doğrusu hayal kırıklığına uğradım.
Sayın Bakan’dan çok daha farklı açıklamalar beklerdim.
Demek ki, bu konuda konuştuğum onlarca kişi bana ve benim gibi son aylarda Washington’dan geçen sayısız gazeteci veya iş adamına yalan söylemişlerdi!
Demek ki, Amerikan ve Avrupa basınında çıkan onca haber ve yorum da bir uydurmadan başka bir şey değildi.
Demek ki, Amerikan bürokrasisinin üst düzey yetkilileri bizimle alay etmişler... Örneğin Amerika Başkanı Obama

Aşırı özgüven hastalığı artıyor olamaz mı?

Davutoğlu hakkındaki övgü dolu yazılarımı hatırlıyorum da, şimdi kendi kendime “Acaba hangimiz değiştik? Acaba Sayın Bakan, politikacılarda sık sık görülen aşırı özgüven hastalığına mı tutuluyor? Yoksa ben mi gelişmeleri farklı görüyorum?” diye sormaya başladım.
Hadi bazıları gereksiz bir iktidar şakşakcılığı içinde. Yazdıklarımı yerden yere vurmalarını anlayışla karşılayabilir ve onların cehaletine verebilirim de, Dışişleri Bakanı’nın durumu bu kadar hafife almasını kabul edemem.
Ben Washington’un havasını yansıtmıştım.
Durum gerçekten de ağır. Hiçbir şey yapılmaz ve bugünkü tempoda devam edilirse, Türkiye açısından son derece önemli olan Amerika ile ilişkilerinde önemli depremler yaşanacaktır.
Davutoğlu’nun söyleşi sırasındaki sözlerinden de, özellikle İsrail ve İran politikalarının kolay kolay değişmeyeceğini anladım ve kaygılarım şimdi daha da arttı.
Yanlış anlama olmasın, Türkiye’nin son dönemlerdeki dış politikasındaki duruşu çok seviyorum. Benim dikkat çekmek istediğim, uygulamalardaki aşırılıklar, söylemlerdeki kırıcı yaklaşımlar, Türkiye’nin uzun vadeli stratejik çıkarları karşısında, nereye kadar gidileceğinin bilinmemesiydi.
Dışişleri Bakanımız kolayı seçti.
Gerçekleri kabul edip, bu darboğazdan nasıl çıkacağımızı anlatmak yerine, başkalarını ve bizleri suçlamayı tercih etti. Ben Davutoğlu’nun çok daha gerçekçi ve önemli bir stratejist olduğuna inanmak isteyenlerdendim.
Acaba yanıldım mı?
Yoksa Sayın Davutoğlu mu değişiyor?
Bir noktayı unutmayalım...
Eğer dış politika dengeleri gerçekten bozulursa, bunun getireceği sarsıntılardan sadece iktidar partisi etkilenmeyecek. Bizler de, günlük hayatımızda önemli kargaşalarla karşı karşıya kalacağız.