'Demir kırmızı, ben maviyim'

Sevgilisi Demir Demirkan'la ruh ikizi olduklarını söyleyen Sertab Erener “Demir kırmızı, ben maviyim. Suyla ateş gibi” diyor

Cumartesi, 31 Temmuz 2010 - 05:00

'Demir kırmızı, ben maviyim'

Şimdilerde sokakta, barda, gece kulübünde her yerde Sertab Erener’in son albümü ‘Rengarenk’ çalıyor. Hem imajında hem kendinde değişikler yapan ünlü şarkıcı Marie Claire’nin ağustos sayısında aşkı, umudu, kadın erkek ilişkilerine bakışını Berrin Yavuzlar’a anlattı.

Sevgilisi Demir Demirkan’la ruh ikizi olduklarını söyleyen Sertab Erener “Demir kırmızı, ben maviyim. Suyla ateş gibi” diyor.

“Bir varmışım bir yokmuşum” demeyi benimseyen bir erkeğin bazen bağlandığı olabiliyor. Bunu sağlayan nedir sence? Karşısındaki kadının farkı mı?

Bence bunu sağlayan kendisi. Bunu sağlayan şey onun isteği. Cidden bir şey istiyorsan orada inat ediyorsan... İnat ve istek noktasında buluşan bir şey bence başarıyı da getiriyor. İlişki üzerinden de başarılı olabilirsin. Sevgi konusunda da başarılı olabilirsin. Aslında tek taraflı şeyler bunlar ama birlikte o inat buluşmuşsa, uzun yıllar, uzun soluklu sevgiler, ilişkiler haline dönüşebiliyor. Vazgeçmişsen seni bağlayamaz hiç kimse. Ağzınla kuş tutsan, dünyanın en güzel insanı olsan, ki öyle insanlar var, sonra bunlar ayrılıyorlar.

Akıllı kadınlar da var gerçi...

Ama o kadın nereye kadar politika yapabilir?

 Kendini kontrol edecek, çok baskıcı olmayacak, fazla sıkboğaz etmeyecek...

Ama işte bu dediğin şeyler kendinle ilgili problemler. “Adama öyle yapmayacak, bunu yapmayacak” diyorsun. Onu yapmayacak olan kadının kendine güveni vardır. Bütün bunlar bence insan zaafları. Bize öğretilen şu: İlişki içinde kendi varlığımızın tanımlarını yaptığımızda, tek başına değil de o adamla bir şey ifade ediyorsak, hayat o zaman anlamlanıyor. İşte zaten en büyük problem o. Özgürleşmeyen bir yerde sevgi de çok kolay barınmıyor.

Aidiyet duygusu olacak ama bağımlı olmayacak, zoraki olmayacak...

Evet. Bu o kadar zor ki. Çok emek vermen gerekiyor. İşte bu bütün dediğin şeyleri kendi adına aşman gerekiyor. Belki de Demir’le bizim becerimiz o. Ben de aynı bilgileri almış bir kadındım. Sonuçta hormonlarımız aynı, östrojen. “Aman erkeği elinde tutmak” diye bir ifade var! Ama fark ediyorsun ki, bu planları yaparak kimseyi yanında tutamazsın.

Ve her ne kadar başarılı bir kadın olursan ol her yerde aynı noktaya geliyorsun...

Tabii ki canım. Bunun ne fiziksel özellikler, ne başarı, ne starlık, ne parayla ilişkisi var. İnsanlıkla ilgili bu. Çok gelişmişsindir bu konuda, bilim adamısındır, derya kitap bitirmişsindir ama ilişki konusunda özürlüsündür. İnsan ilişkisi, kadın erkek ilişkilerinde dünyanın en büyük hatalarını yaparsın ama bilim adamısındır. Böyle insanlar var. Zaten sonra ne dediler buna; IQ değil EQ diye bir zekanın daha önemli olduğu ortaya çıktı dünyamızda. Çünkü ilişki kurma sanatı diye bir şey var.

Bir ilişkide seni en çok ne korkutur?

Bir gün kendimi kaybedip bütün bu dediğim insan olmaktan çıkıp bir çukura düşmekten korkarım herhalde. O zaman “Neydim, ne oldum” demeyeyim.

Umutlu biri misindir? Kötü zamanlarda dahi hayatın bir gün değişeceğine inanır mısın?

Ben ve hayat dediğimiz şeyin kendi kötülerimiz olduğunu düşünüyorum. Mutsuzluklarımızın, hayal kırıklıklarımızın, sevinçlerimizin veya başarılarımızın, iyi veya kötülerimizin, sadece ve sadece yine kendi tanımlarımız, kendi algımız olduğunu.... Gerçekten de yaşanılan her şeyin, bireyler olarak tabii, kendi seçimlerimiz olduğuna inanıyorum.

Yalnızlıkla aran nasıl?

Yalnız kalmanın keyfini çıkaranlardanım. Özellikle tek başınalık hali insanı olgunlaştıran, korkularınla başa çıkmayı öğrendiğin en önemli andır. Biriktirmek ve üretmek için yalnızlık bence şart. Oysa yalnızlık duygusu, bizde hep ölümle eş hissediliyor, negatif bir şey olduğu düşünülüyor ama yalnızlık çok güzel bir şey. Oradan çıkıyor bütün fikirler.

Sen bu noktaya nasıl geldin?

Belki de beni bunlara iten bir hastalık yaşadığım için, hayat beni bir yerde sıkıştırdığı için buralara geldim. Fark ettim ki hasta olmama neden olan bir tek kişi var, o da benim. Nasıl diyeyim... (Önündeki hafifçe çürümüş kirazı göstererek) Şu an bu kirazdan dolayı korkunç sinirlenip buradan olay çıkarıp da gidebilirsin, bu tabağın keyfine de varabilirsin. Tüm gerekçeleri biz yaratıyoruz. Dedim ki bu mekanizmayı kırmak lazım, iyileşmenin tek koşulu kendimi iyileştirmem. Başka yaşanacak hayat yok.

Ondan sonra da “Renga renga rengarenk oldum” diye şarkı söylüyorsun.

(Gülerek) Tabii o biraz da Nil’in (Karaibrahimgil) kalbinin güzelliği.

Öyle ama bence Nil de bunu yazarken empati kurarak yazdı...

Bana “Sizi düşünüyorum” diye mesajlar attı yazarken. Birlikte yaşamanın getirdiği beni iyi tanımasının getirdiği yakınlıkla Demir’le ilişkimizi en yakından gören kişi olarak yazdı. Zeki ve söz dilini çok iyi kullanan biri Nil. O yüzden böyle olağanüstü güzel bir öykü çıkardı içinden.

Gerçek aşkın tanımını yapmak mümkün mü?

Aşkı insanoğlu yüzyıllardır anlamaya ve anlatmaya çalışıyor ve herkesin aşkı tarifi başka, tek bir aşk tanımı yok. Benim içinse gerçek aşk, karşılıksız, tanımsız, ezberlemeden, her gün yeniden taptaze kalabilen.

Sen hayatına kaç aşk sığdırdın?

(Gülümseyerek) Tek.

“Seviyorum” demek kolay mı senin için?

Ben sevgimi saklamam. o yüzden “Seviyorum” demek de kolay benim için. Sevgi insanoğlunun tek yakıtı ve ancak kendi içinde çoğaltabileceğin bir şey. Bunun için kendine izin vermen, biraz ara vermen lazım. Büyük bir problem olarak buluyorum insanlığın bu sevgisini saklamasını. Sevgisizliğini diyeyim. Keşke her noktasında buluştuğumuz ortak paydamız sevgi olsa.

Hiç bilmeyen birine ruh eşi tanımını nasıl yapardın?

Ben ve Demir derdim. Ruh eşi aslında zıtlıkların bir araya gelmesi. Ruh eşi derken ben şunu demiyorum; “Her şeyde o kadar aynıyız ki.” Bence ruh eşi denmesinden kasıt, Uzakdoğulular’ın Yin Yang’ı ayırması gibi. Her şeyin içindeki kadın erkek gibi, ikilikler gibi. Ama o ikililiğin içerisindeki uyum, o formu mükemmel hale getiriyor. ¦ Bu hayatta sen ne renksin, Demir ne renk? Demir kırmızı, ben mavi sanırım. Biri su, biri de ateş gibi.

‘Koparılan çiçekler’ şarkısını söylerken neler hissediyorsun? Özellikle “İyi ki varsın, iyi ki sevmişin seni” kısmı sana neler düşündürüyor?

Pişman olmadan sevmiş biri var, yani seçimlerine sahip çıkan biri. Bu yüzden çok hissederek söylediğim bir söz.

Hayatta ne olursa olsun dönüp dolaşıp eve geldiğinde sevgiliyi bulmak nasıl bir şey?

Sen ne diyorsun! Dünyanın en güzel şeyi. Onun için uyandığında ya da ne bileyim onun için giyindiğinde onun için güzelleşiyorsun. O çok hoş bir şey, müthiş bir şey paylaşmak. Ben o konuda çok çok mutluyum. Gerçekten şanslı hissediyorum kendimi. (Gözleri doluyor) Sevgisiz, aşksız bir hayat, gerçekten kuru bir hayat. Ben her yaptığım işte keşke onu bulabilsem. Müzikte, yediğim yemekte, her anında...

Zaten dış güzellik belli bir zaman sonra etkenlerden sadece bir tanesi haline geliyor.

Aynen. Gerçekten saf, inançlı insanlar var. Yüzlerine nur iniyor derler ya. Yalanı yoktur, çatışması yoktur, artık bırakmıştır, ermiştir zaten o. Ermiş insanların yüzündeki güzellik de o enerji bence. İç güzellik diye bir şey var.

Nasıl bir sevgilisin?

Titiz, dikkatli, değiştirmeden sevmeyi, karşısındakine saygılı biri olmayı seçen ve olmaya çalışan biri gibi... Keşke olduğu gibi herkesi kabul etsek. Tolerans çok önemli. Benim kendime sağladığım mesafeyi kendime izin verdiğim ölçüde karşıdakine vermek çok değerli bir şey.

 Kadınların yaptığı en büyük hata ne?

Çok saçma bir şey yapıyoruz mesela. İlk önce birine aşık oluyorsun. Onun aslında iyi diye söz edemeyeceğin bütün özellikleri ilk başta senin ona aşık olduğun özelilkleri oluyor. O delikanlılığı o değişmenliği o maceraperest ruhu falan... Fakat ne zaman yan yana olmaya başlıyorsun, o aşık olduğun özellikleri törpülemeye çalışıyorsun. Sensin problem aslında, adam değil.

 ‘Bir çaresi bulunur’ Nasıl bir günde yazmıştın bu şarkıyı?

Biz Demir’le New York’taydık besteyi yaptığımızda. New York’ta bambaşka bir insan oluyorsun. Öyle bir melodi çıktı bizden. Oturduk bir iki beste daha yaptık o gün. Onlardan biri bu. Sonra en çok bu benim gönlümde kaldı. Çok duru, birçok şeyi anlamış bir melodi gibi geliyor. Yaşadığımız şeyler hepimizin ortak. Yıkıldığımız andan sonra haliyle ayağa kalktığımız bir zaman oluyor. Yaşamamız lazım, hayat devam ediyor çünkü. En büyük yıkıntılardan, en büyük ölümlerin acılarından devam ediyoruz hayata. Onu anlatayım dedim.

 Aşkın ömrü var mı sence?

Aşk ve sevgi diye ikiye ayırırsak eğer. Yok. Ten dediğin şey, seksi tek başına değerlendiğinde, teni öğrenmek, her dokunduğunda aynı şeyi hissetmek, onun yıllar içerisinde sende yarattığı alışkanlık, hiçbir zaman sana ilk günkü hissi veremez. Onu kaybediyorsun, o net. Ona karşı savaş veremezsin. Her gün kendi yüzüne bakıp alıştığın gibi. Çünkü o kadar çıplak oluyorsun artık. O saflıkta ve çıplaklıktaki bir şeyi yaşadıkça alışkanlık beraberinde geliyor, tekrar ettiğin için. O alışkanlık tabii seni farklı bir yere taşıyor. Ama orada heyecan hissetmemek ona yenilmek başka bir şey. Onu yenebiliyorsun. Ona yeniden her gün o taze gözle bakabiliyorsan...

Tekrar tekrar aşık olabiliyor o zaman insan?

Bu sende saklı bir şey. Bunu yapabilirsin kendine. Hormonlarımız en yıkıcı şeyleri, en büyük hastalıkları yaratabiliyorsa, en acı çekeceğin şeyleri seçtirebiliyorsa, e öbür tarafı da var. Güzel şeyleri de yaratabiliyorsun, kötüleri yaratabildiğin gibi. O yüzden çok dikkat etmek lazım, hayatta ne seçtiğine, nerede durduğuna. O zaman git onun için uğraş. Gidip orada kanser olacağına, git güzelliğin içerisinde kendini eğit. Kendini geliştireceğin alanın o olsun senin. Niye gidip acı çekmeyi seçiyorsun?

 Temelde sabit bir sevgi var, sürekli büyüyen, bir yandan da tekrar tekrar alevlenebilen gelişen bir aşk var...

Aynen, gelişebilen bir aşk var doğru söylüyorsun. Gelişebilen, hatta üretebilen. Hatta ilk günden çok daha olgunlaşıp derinleşebilen... Ama gerçekten çok istemek ve bunun üzerine insanın kendini eğitmesi gerekiyor. Karşındakiyle uğraşmaktan vazgeçip kendinle uğraşman lazım. O ilişkide sen nerede duruyorsun, sen ne yapıyorsun...

3