'Demokratik' ve 'Bürokratik' cumhuriyet kavgası

a
a
Perşembe, 01 Nisan 2010 - 05:00

Devlet Bakanı Egemen Bağış, Türkiye’ye Avrupa yolunda güçlü destek veren Polonya’yı ziyaretinde iç ve dış politikaya dair önemli mesajlar verdi. Türkiye’nin yapacağı anayasa reformunun gerçek demokrasinin ve AB’nin yolunu açacağını söyledi.

Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi Egemen Bağış ile birlikte Polonya’nın başkenti Varşova’dayız. Polonya, Egemen Bağış’ın 27 üyeli Avrupa Birliği içindeki 18. durağı. 2004 yılında AB’ye tam üye olarak katılan 40 milyon nüfuslu Polonya, birliğin en büyük ve güçlü üyeleri arasında. Türkiye ile Polonya arasındaki dış ticaret hacmi 3 milyar doları geçiyor. Cumhurbaşkanları düzeyinde bugüne kadar pek çok ziyaret gerçekleşmiş olmasına rağmen Polonya’ya Başbakan seviyesindeki ilk ziyareti 87 yıl aradan sonra ilk kez Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yapmış.

Polonya 2011’in ikinci yarısında AB dönem başkanı olacak. Bu nedenle Varşova’yla kurulacak iyi ilişkilerin büyük önemi var.

Polonya, Avrupa’da reformcu sendikacılık hareketinin başladığı ülke... Polonya’nın demokrasi mücadelesinde kritik rolü bulunan Dayanışma Sendikası’nın yıllarca başkanlığını yapan sonra da Polonya Cumhurbaşkanı seçilen Lech Walesa, Bağış’ın bugün görüşeceği isimler arasında. Egemen Bağış, Walesa’ya, Türkiye’deki anayasa reform sürecini ve burada çalışanların haklarıyla ilgili kazanımları anlatacak.

Egemen Bağış ile Türkiye’nin Varşova Büyükelçisi Reşit Uman’ın verdiği akşam yemeğinin ardından sohbet etme imkanı bulduk. Bağış, anayasa tartışmalarından iç ve dış politikadaki gelişmelere kadar farklı konularda önemli açıklamalar yaptı:

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye gelişi elle tutulur bir yarar sağladı mı?

Çeşitli kereler “imtiyazlı ortaklık” ifadesinin hukuki bir geçerliliği olmadığını açıklamıştık. Burada aynı şeyi kendisine de söyledik. Bu ifadeyi bir daha kullanmayacakları izlenimini edindik. Tam üyelik görüşmelerinin süreceğini teyit etmiş olması önemli. Almanya ile Türkiye arasında muazzam bir işbirliği potansiyeli var. Kısır tartışmaların ötesinde Merkel’in gelmiş olması bu yakınlaşma ortamını güçlendirdi.

Polonya hangi alanlarda Türkiye’yi destekliyor?

Bu ülke ile 600 yıllık iyi ilişkilerimiz var. İstanbul’daki Polonezköy semti bu ilişkilerin en güzel sembollerinden biri durumunda. Avrupa Parlamentosu’nun Başkanı Jerzy Buzek Polonyalı bir devlet adamı. Üstelik Süleyman Demirel Üniversitesi’nden doktorası var. Türkiye’yi yakından tanıyor. Önümüzdeki günyerde Avrupa Parlamentosu Kıbrıs konusunda kritik kararlar alabilir. Bu nedenle parlamentoyu ve onun liderini çok önemsiyoruz. Polonya, AB içinde ciddi ağırlığı olan bir ülke... AB’nin Türkiye’yi ve hatta Ukrayna’yı da içine alacak şekilde genişlemesini istiyor. Bizim katılımımızı stratejik bir olay olarak görüyorlar. Polonya birliğe katıldıktan sonra 2013 yılına kadar 80 milyar euro tutarında bir yardım aldı. 1959 yılından bu yana Türkiye’nin tam üyelik süreci için dişe dokunur bir çaba göstermeyen Türk hükümetleri Türkiye’ye neler kaybettiklerini acaba anlayacaklar mı?

Polonya ile ortak neler yapabiliriz?

3 milyar doların biraz üzerinde bir ticaret hacmimiz var. Türk şirketleri ayrıca burada 1 milyar dolarlık iş yapıyor.

Sadece Almanya değil Avrupa Birliği’nin diğer ülkeleriyle vize görüşmelerinde ilerleme var mı?

Türkiye son 7 yılda kişi başına düşen gelirini yüzde 300 artırdı. Hane başı gelir 10 bin dolardan 45 bin dolara çıktı. Bizde ortalama hane büyüklüğü 4.7 kişiden oluşuyor. Bunu şunun için söylüyorum, Türkiye eski Türkiye değil. Şu an kişi başına milli gelir 11 bin dolar civarında. Yani Avrupa artık Türk vatandaşlarını potansiyel bir göçmen gibi değil, bir ortak, geldiğinde para harcayan, alışveriş yapan insanlar olarak görmeye başlıyor. Vize konusunda önemli AB ülkeleriyle ilerleme sağladık. Bunun üç ayağı var. Biyometrik pasaporta geçiş, sınır güvenliği konusu ve geri kabul anlaşmaları. İçinde minik bir bilgisayar çipi olan biyometrik pasaportları 1 Haziran’dan itibaren dağıtmaya başlayacağız. İçişleri Bakanlığı sınır güvenliği konusunda ciddi çalışma yapıyor. Kendi özel birimleri ve yetkileri bulunan bir sınır güvenlik teşkilatının kurulması için epey yol aldık. Bu teşkilat Amerika’daki “border patrol” denen birim ile benzer özelliklere sahip olacak. Türkiye’nin sınırları hem kaçak göçmenler hem de terörle ilgili sızmalar konusunda daha güvenli hale gelecek.

Avrupa’dan gelen olumsuz açıklamalar Türk halkının AB’ye verdiği desteğin azalmasına neden oluyor. Bu sizin açınızdan da sıkıntılı bir durum değil mi?

Türkiye olarak her cephede çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Başbakan Tayyip Erdoğan AB liderleriyle sürekli temas halinde. 5 Nisan’da Bosna Hersek’ten sonra Türkiye Mevsimi’nin kapanış etkinlikleri için Paris’e geçecek. Orada hem Fransa Başbakanı ile görüşecek hem de Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile öğle yemeği yiyecek. Biz AB ile ilişkileri çok taraflı bir ittifak olarak görüyoruz. Bundan 10 yıl önce Suriye ile ilişkilerimizin ne halde olduğunu hatırlayın, şimdiye bakın. Yakında AB ile ilişkilerimizin bugün kimsenin tahmin edemeyeceği kadar iyi seviyeye ulaşacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye önemli ve büyük bir ülke.

Anayasa tartışmaları Avrupa’da nasıl izleniyor?

Yaptığımız reformlar Türkiye’nin Avrupa Birliği standartlarında bir ülke olması açısından çok önemli. Kadın ve çocuk haklarının anayasal güvence altına alınması, kamu denetçiliği, anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkı, devletin farklı kesimlerle diyalog kurma çabası, Alevilerle ilgili rencide edici ifadelerin ders kitaplarından çıkarılması, bütün bunlar önemli adımlar. Türkiye’de ilk kez bir başbakan Roman vatandaşlarla bir araya geldi. Bugün AB içinde bile Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Macaristan gibi ülkelerin Romanlarla sorunları çözülemediği düşünülecek olursa Başbakan’ın attığı adımın önemi daha iyi anlaşılır. Biz bu reform adımlarını “AB istedi” diye atmıyoruz. Ayrıca bu taslak bir kutsal metin de değil, değişmesi gereken yönleri olabilir, hep birlikte üzerinde çalışırız. Anayasa değişikliği ile sağlanacak avantajların bütün getirisini diğer partilerle paylaşmak istiyoruz.

Meclis’te oylama sürecinde partinizden çok sayıda fire verilebileceği söyleniyor.

Bu iddialar çeşitli kesimler tarafından 2002’den bu yana sürekli ortaya atılıyor. Biz böyle bir sorun olacağını sanmıyoruz. Türkiye 1960’lardan beri darbe anayasalarıyla yönetiliyor. AB içinde böyle bir anayasa ile yönetilip birliğe üye olan ülke mevcut değil. Bugün yaşanan anayasa tartışmasını demokratik cumhuriyete inananlarla bürokratik cumhuriyete inananlar arasında bir mücadele olarak görüyoruz.

Polonya’da Osmanlı’ya çok büyük sempati var

Tarihin farklı dönemlerinde Osmanlı akıncılarının kapısına dayandığı Polonya, diğer Doğu Avrupa halklarından farklı olarak Osmanlı’ya ayrı bir sempati duyuyor. Özellikle 18. yüzyılda Polonya’nın istilası ve bölünmesiyle ilgili süreçte Osmanlı İmparatorluğu çok net bir tavır ortaya koymuş. O kadar ki Polonya’nın resmen bir devlet olarak tanınmadığı dönemde bile Osmanlı unutulmaz jestler yapmış. 90 yıla yakın bir süreçte Osmanlı saraylarında Polonyalıların sefirleri çağrıldığında “Yolda sultanım!” denirmiş. Osmanlı, böylece o ülkenin başka bir ülkenin kontrolü altına girdiğini kabul etmediğini ilan edermiş.

Silahsızlanma önerisi manşetlere taşındı

Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın, ekonomik açıdan zor durumda bulunan Yunanistan’a yaptığı silahsızlanma çağrısı dünya basınının büyük ilgisini çekti. The New York Times ve The International Herald Tribune gazetesi, Bağış’ın açıklamasının Atina, Brüksel, Paris ve Berlin gibi başkentlerde çok ses getirdiğini yazdı. Bağış, ekonomik açıdan zor durumda bulunan Yunanistan’a silah satma baskısı yaptıkları gerekçesiyle Almanya ve Fransa’yı eleştirmişti. Bağış, Atina’nın silahsızlanma yönünde adım atması halinde buna Ankara’nın de karşılık vereceğini söylemişti. Bağış, “Yunanistan’ın da Türkiye’nin de Alman ya da Fransız denizaltılarına ihtiyacı yok” diye konuşmuştu.

3