Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Denize açıl, modada açıl!

Cumartesi, 29 Ağustos 2009 - 10:18

Türkiye’nin tanıtımına katkısı büyük olacak iki önemli organizasyon aynı günlerde İstanbul’a damgasını vurdu: İstanbul Fashion Days ve Avrupa’nın en büyük yelken yarışının İstanbul’dan startı, İstanbul Europa Race! Moda günlerinin medyaya yansıması Tuğçe Kazaz’ın sunduğu üzeri mücevherlerle süslü bir mayoyla olmuş. E güzel haber, biz hem orucumuzu tutarız, hem mayomuzu sunarız biçiminde! Üç gün sürecek İstanbul Fashion Days’de 18 defile ve butik bir fuar var, bir sürü de yabancı gazeteci! Etkinliğin yapıldığı İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla kampüsüne gittim ve kendimi Milano’da zannettim; fotoğrafçılar, uçuk kaçık giyimli kadın ve erkekler, iş adamları, sanki kendileri defileye çıkacakmış gibi şıkır şıkır kadınlar! İlk gün BNQ’nun defilesini izledim. Arada bir ucuzluk yaptıklarında ben de bir iki parça bir şey alıyorum, kıyafetler hem sadece 0 beden için değil, hem de çok farklı, tam bana göre. Meğer modacıları da öyleymiş de ondan, podyuma çıktı, o da kilolu! Siyah, beyaz, kemik rengi ve gri tonları. Bir beyaz bluz ve beyaz bolero şovu vardı, nefes kesen, aynı beyaz bluzu kaç şekilde giyebilirsiniz? Saydım, tam beş ayrı stil gösterdiler! Boleroyu daha az galiba, dört! Modada yaratıcılık buna derim. Bir beyaz bluz, 5 ayrı kıyafet. Tabii transparan bir mayo kadar manşetlik olmadığından göremediniz!

İstanbul’un rüzgarına yelken

Modacıların mankenleri açıp saçmaları kadar önemli bir başka açılım ise denizde gerçekleşiyor, yelkenliler denize açılıyor. Hem de ne yelkenliler; Avrupa’nın en önemli yelkenli yarışı bu yıl ilk kez İstanbul’dan başlatılıyor, Yarışmacılar bugün İstanbul’dan denize açılıyor ve Fransa’da Nice’e, oradan Barcelona’ya ve ardından Brest’e geçiyor. Yani Marmara, Ege, Akdeniz ve Manş Denizlerini içeren bir yarış! Üstelik de yelkenliyle. 6 çok özel teknenin katıldığı yarış için İstanbul’a konunun uzmanı onlarca yabancı gazeteci akın etmiş. Yarışçılar ve sponsorları da ayrı heyecanlı. Dün yaptıkları gösteriyi, hem de Grup Bel’in yarış teknesinin içinden izlemeye ben de davetliydim. Ama yelkenlinin içinden gösteri izlemek, Taşkışla’da defile izlemeye benzemiyor! K... sıkmadı, yüreğim kaldırmadı, ben almıyayım, dedim. Sadık okurlarım böyle bir merak yüzünden rafting yapmaya kalkıp az kalsın Çoruh Nehri’nde boğulayazdığımı bilirler! Biraz akıllandım ama tabii uzak da kalamazdım bir deniz tutkunu olarak. Gazeteci ve davetlileri taşıyacak tekneyle yelkenlileri izleme etkinliğine katılacak idim ki bizi almaya gelirken tekne Ataköy sahilinde karaya oturdu! Zaten o teknede bir uğursuzluk mu var ne, tesadüf bu ya, düğün yemeğimizi yıllar önce o teknede yapmış idik! Sonuç, yelkenlilerin gösterisini izleyemedim. Bugün izlemeyi tekrar deneyecek ve size mutlaka izlenimlerimi aktaracağım. Ben açılmadan duramam, bilirsiniz!

Yok mu kepçecilere dur diyecek?

Önceki gün bir kepçe operatörü, toprak altında kalan işçiyi kurtarmaya çalışırken kafasını kopardı. Savunması kısaydı, “heyecanlandım, özür dilerim”. Toprak altında iki işçi kalmıştı, biri kendi çabasıyla kurtulmuştu, diğerinin üstündeki toprak daha çoktu. Ama işçi canlıydı, yaşıyordu, özenli bir kurtarma çalışmasıyla hâlâ yaşıyor olacaktı! Ne ki kepçe operatörü ortaya atıldı, kepçesini kaldırıp toprakları kazmaya başladı ama kepçenin içinde toprağa gömülü işçinin başı da vardı! Bu bir özür dileyerek geçiştirilecek bir olay mıdır? Hayır! Çünkü ne ilk, ne son. Daha önce de benzerleri yaşandı. Kepçeyle adam kurtarma operasyonunda benim hatırladığım birkaç öldürme vakası olduğu! Ve son tren kazası. Raylara paralel giden yolda genişletme çalışması var. Orada bir kepçe çalışıyor. Kepçe operatörüne rayların üzerinden geçmemesi için uyarı yapılmış. Hemzemin geçit biraz daha uzakta. Bizimki daha yeni yük treni geçti, başka tren geçmez diye atıyor kendini ve tam rayların üzerindeyken gelen yolcu treniyle çarpışıyor, 5 ölü, 22 yaralı! Kepçe operatörü ağır yaralı olmasa “Bişey olmaz abi dedim, geçtim, özür dilerim!” diyecek. Bu kepçe denen alet, bir tür modern zaman dinazoru, canavar gibi bir şey. Kocaman lastikleriyle üzerinden geçemeyeceği engel, gidemeyeceği yol yok. Bir tanesi bir haftadır bizim evin önündeki yolda çalışıyor, inanılmaz bir manevra kabiliyetine sahip. Kepçesiyle kazdığı toprak, taşıdığı yük, muhteşem. Böyle bir aletin üstüne binince, bizimkilerde ortaçağ şövalyeleri ruhu oluşuyor ve adam da kurtarmaya, tren yolundan da geçmeye kalkıyorlar! Kepçelerden uzak durun. Kepçe operatörlerinden de. Ve lütfen, biri bunlara dur desin! Birkaç kişi öldürdükten sonra özür dilemelerinden önce.