Denizler altında büyülü bir dünya

a
a
Pazar, 26 Aralık 2010 - 05:00


Denizler altında büyülü bir dünya

Vakko Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jeff Hakko’nun tanınan kimliğinin altında bilinmeyen bir yönü var. Dive master (profesyonel olmayan bir dalgıcın ulaştığı en üst mertebe) olan Jeff Hakko 20 yıldır dünyanın dört bir yanından dalgıç malzemeleri topluyor. Jeff Hakko’nun yıllardır biriktirdikleri yakında ‘Tarihi Dalgıç Malzemeleri Kataloğu’ olarak kitapçılarda yerini alacak. Katalog Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından çıkacak. Deniz Kültürü ve Çevre Dergisi Deniz Temiz’e konuşan Jeff Hakko koleksiyonunu ve denizlere olan tutkusunu Berna Balcı’ya anlattı... Her şey deniz eğlencelerine bir yenisini daha ekleme arayışıyla başladı. Büyükada’da geçen mavi günlerden kimilerinde suya düşen eşyaları kurtarma operasyonu, çocukça bir oyundan çok daha fazlasını anlatan yolculuklara uzanacaktı.

Jeff Hakko, suya daldığı anda insan yaşamına dair tüm sesleri, yaşamı ve dokuyu alıp götüren mavilikte yepyeni bir dünyanın keşfine aracı oldu. Alice’in Harikalar Diyarı, derin denizler; küçük beyaz tavşan ise dalış tüpüydü. Hava kabarcıklarının çıkardığı fokurtular arasında, derine, daha derine ve koyu maviliklere inerek gözden kayboldu. Jeff Hakko’nun sessizlikle baş başa kaldığı, oysa sanılanın aksine bambaşka bir dille konuşan bu dünyadan eşsiz bir koleksiyon çıkaracağını kim bilebilirdi? Denizden gelen, eşi benzeri olmayan bu ilhamdı, dünyanın dört bir yanından toplanan ‘Tarihi Dalgıç Malzemeleri Koleksiyonu’na kaynak teşkil eden... Denizle gönül bağı olan herkesin ona duyduğu aşk başkadır. Söz konusu engin maviliklerin insan hayal gücüyle birleşmesi olunca, herkes ayrı bir dünya yaratır bu gizemli buluşmadan.

“Sualtı tutkum tarifi imkansız bir aşk”

Jeff Hakko, bu ilhamı birçoklarının ötesinde yaşayan, sınırlarda dolaşan bir ‘dive master’. Evinden içeri adım attığınızda henüz kendisiyle selamlaşmadan size ‘Merhaba’ diyen, dört dalış tulumbası ve bir muhabere cihazından anlıyorsunuz tutkusunun limitsizliğini. Oysa deniz altında sınır tanımayan dalış merakının çok özel parçalarla birlikte koleksiyona dönüşümü, yıllarca yalnız ailesi ve dostlarıyla paylaşılabilmiş. Derken Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın teklifiyle bir sergiye dönüşmüş tarihi dalış malzemeleri koleksiyonu. Ancak sınırlı parçaların müzeye taşınabilmesi sonucu eşsiz koleksiyonun tam olarak gün ışığı gördüğünü söylemek güç.

Her bir parçadan öyle bir enerji yayılıyor ki etrafa, sanki 100 yıl öncesinden dalış anılarını, canlı tanıklardan dileyerek dönemin yaşanmışlıklarına alıp götürüyor göreni. “Sualtına olan tutkum, tarifi imkansız bir aşka dönüştü. Bu aşktan beslenerek doğdu koleksiyon fikri ve bana verdiği bitmek tükenmek bilmeyen enerjiyle bir hayli büyüyeceğe benziyor. Kelimelerle ifade etmek mümkün değil hissiyatımı, sualtına dalıp tüm sesleri yitirdiğim anda günlük kakafoni içinde duyamadığım bir melodiyle karşılaşıyorum sanki... Önce doğayı dinliyorum, sonra denizi keşfederken ortaya çıkan özgür ruhumu.

Haliyle karaya taşımak istiyorum bu duyguyu. Belki de koleksiyonumun beni en çok heyecanlandıran kısmı bu özelliği taşıması. Bugünün ve geçmişin dalgıçlarının hissettiklerini, orada öylece durarak anlatabilmesi...” diyor Jeff Hakko koleksiyonunu betimlerken. Koleksiyonerlik Fransa’da başladı Dalgıçlığı koleksiyonerliğe benzeterek, tarihin derinliklerine dalmak isteyişinde dalış hazzını bulup bulmadığını soruyorum Jeff Hakko’ya. Gülümsüyor ve yanıtlıyor: “İlk dalışım kadar akıl almaz bir deneyimdi, koleksiyonumun ilk parçasını satın aldığım gün. 1990 yılında Fransa’da gittiğim bir konferans için kaldığım otelin lobisinde gördüğüm başlıktı, beni böylesine sersemleten. Başlığın karşısına geçtim ve 3-5 saniye gözlerimi ayırmaksızın ve hiçbir şey düşünmeksizin izledim sadece. Yaşadığım keyfi saniyelere sığdırmak istemediğimi fark edince de, başlığı satın almaya karar verdim. İlk heyecan olması sebebiyle unutamadığım bir an bu, gelin görün ki 20 yıldır, sadece değerli parçalarla değil rengarenk anılarla da dolu koleksiyonum. Her parça ayrı bir öykünün eseri...

Hem yaşanmışlıkları hem de bana yaşattıkları nedeniyle...” Söz konusu dalgıçlığa 25 yıl, tarihi, dalgıç malzemelerine ve koleksiyonerliğe 20 yıl vermek olunca, Jeff Hakko’nun mesleğin tarihini araştırmak için de önemli bir zaman ayırdığını anlamakta güçlük çekmiyorum. Evet üst katında, iki oda dolusu dalgıç malzemesiyle karşılaşınca zamanın ne kadarını dalış tarihine ayırdığına ilişkin tahminlerim de ikiye katlanıyor.

Bir süredir bilirkişi olarak danışmanlık yaptığını söylüyor zaten. Koleksiyonu incelerken kapıldığım heyecan arttıkça, Jeff Hakko’nun araladığı kapıdan giriyor ve o büyülü dünyada bir süreliğine gezinebiliyorum. “Bu duyguyu ancak hisseden biriyle paylaşabilirim. Uğruna ABD, İngiltere, Rusya, Japonya, Yunanistan, İtalya, Fransa, Almanya, İsviçre, Kanada, İsveç, Çin ve hatta Şili’de üretilen başlıkların peşine düşen maceracı ruhlar anlayabilir beni ancak. Ya da salt 20’nci yüzyılın başlarında faaliyet gösteren süngercileri anlamak uğruna, bu eski malzemelerle dalmayı deneyecek bir meraklıya aktarabilirim ne yapmak istediğimi” diyor Hakko.

Özel izinle Thames Nehri’nde daldı

Oysa koleksiyonuna bakarken varlığımızı unutturan aşkı ortaya koyuyor onun bir ‘mavi tutkunu’ olduğunu... Jeff Hakko’nun eski malzemelerle nerede ve nasıl dalış yaptığı takılıyor aklıma. Dalgıç kıyafetlerini test etmek için Londra’daki özel bir şirket aracılığıyla Thames Nehri’nde daldığını söylüyor. “Kendinden daha ağır malzemelerle 3 metreye dalan ve 10 dakika kadar kalan bir dalgıç ne mi hisseder? Klostrofobi, sıfır görme kabiliyeti, hareketsizlik ve hayatını başka ellere bırakmış olmanın verdiği sıkıntıyı hisseder tabii ki. 1800’lü yılların ilk yarısından itibaren kullanmaya başlanan bir yöntemle tek başınıza dalamıyorsunuz. Denizde tekne, teknede dalgıç tulumbası, bir manuel kompresör, iki tulumbacı, kaptan, tayfa ve kılavuz gerekiyor dalışın gerçekleşmesi için. Ne ayakkabı, ne başlık... Hiçbiri tek başınıza giyilemiyor. Başlıkta yer alan ve sanki dalgıçların görüşünü engellemek istercesine tasarlanmış cam lumbuzlar ise tam bir felaket. Eski dalgıçların, özellikle süngercilerin ne zorluklar yaşadığını anlayabiliyorum” diyor Jeff Hakko. Evin duvarlarında asılı olan dalgıç fotoğraflarının da, bu deneyimle gelen bir saygı duruşu olduğunu fark ediyorum.dalgıçlarının hissettiklerini, orada öylece durarak anlatabilmesi...” diyor Jeff Hakko koleksiyonunu betimlerken.

Koleksiyonerlik Fransa’da başladı

Dalgıçlığı koleksiyonerliğe benzeterek, tarihin derinliklerine dalmak isteyişinde dalış hazzını bulup bulmadığını soruyorum Jeff Hakko’ya. Gülümsüyor ve yanıtlıyor: “İlk dalışım kadar akıl almaz bir deneyimdi, koleksiyonumun ilk parçasını satın aldığım gün. 1990 yılında Fransa’da gittiğim bir konferans için kaldığım otelin lobisinde gördüğüm başlıktı, beni böylesine sersemleten. Başlığın karşısına geçtim ve 3-5 saniye gözlerimi ayırmaksızın ve hiçbir şey düşünmeksizin izledim sadece. Yaşadığım keyfi saniyelere sığdırmak istemediğimi fark edince de, başlığı satın almaya karar verdim. İlk heyecan olması sebebiyle unutamadığım bir an bu, gelin görün ki 20 yıldır, sadece değerli parçalarla değil rengarenk anılarla da dolu koleksiyonum. Her parça ayrı bir öykünün eseri... Hem yaşanmışlıkları hem de bana yaşattıkları nedeniyle...” Söz konusu dalgıçlığa 25 yıl, tarihi, dalgıç malzemelerine ve koleksiyonerliğe 20 yıl vermek olunca, Jeff Hakko’nun mesleğin tarihini araştırmak için de önemli bir zaman ayırdığını anlamakta güçlük çekmiyorum. Evet üst katında, iki oda dolusu dalgıç malzemesiyle karşılaşınca zamanın ne kadarını dalış tarihine ayırdığına ilişkin tahminlerim de ikiye katlanıyor. Bir süredir bilirkişi olarak danışmanlık yaptığını söylüyor zaten. Koleksiyonu incelerken kapıldığım heyecan arttıkça, Jeff Hakko’nun araladığı kapıdan giriyor ve o büyülü dünyada bir süreliğine gezinebiliyorum. “Bu duyguyu ancak hisseden biriyle paylaşabilirim. Uğruna ABD, İngiltere, Rusya, Japonya, Yunanistan, İtalya, Fransa, Almanya, İsviçre, Kanada, İsveç, Çin ve hatta Şili’de üretilen başlıkların peşine düşen maceracı ruhlar anlayabilir beni ancak. Ya da salt 20’nci yüzyılın başlarında faaliyet gösteren süngercileri anlamak uğruna, bu eski malzemelerle dalmayı deneyecek bir meraklıya aktarabilirim ne yapmak istediğimi” diyor Hakko. Özel izinle Thames Nehri’nde daldı Oysa koleksiyonuna bakarken varlığımızı unutturan aşkı ortaya koyuyor onun bir ‘mavi tutkunu’ olduğunu... Jeff Hakko’nun eski malzemelerle nerede ve nasıl dalış yaptığı takılıyor aklıma. Dalgıç kıyafetlerini test etmek için Londra’daki özel bir şirket aracılığıyla Thames Nehri’nde daldığını söylüyor. “Kendinden daha ağır malzemelerle 3 metreye dalan ve 10 dakika kadar kalan bir dalgıç ne mi hisseder? Klostrofobi, sıfır görme kabiliyeti, hareketsizlik ve hayatını başka ellere bırakmış olmanın verdiği sıkıntıyı hisseder tabii ki. 1800’lü yılların ilk yarısından itibaren kullanmaya başlanan bir yöntemle tek başınıza dalamıyorsunuz. Denizde tekne, teknede dalgıç tulumbası, bir manuel kompresör, iki tulumbacı, kaptan, tayfa ve kılavuz gerekiyor dalışın gerçekleşmesi için. Ne ayakkabı, ne başlık... Hiçbiri tek başınıza giyilemiyor. Başlıkta yer alan ve sanki dalgıçların görüşünü engellemek istercesine tasarlanmış cam lumbuzlar ise tam bir felaket. Eski dalgıçların, özellikle süngercilerin ne zorluklar yaşadığını anlayabiliyorum” diyor Jeff Hakko. Evin duvarlarında asılı olan dalgıç fotoğraflarının da, bu deneyimle gelen bir saygı duruşu olduğunu fark ediyorum.

Dalış tarihinin tanıkları müzesi

Jeff Hakko, dünyanın en büyük amfora koleksiyonerlerinden Mustafa Aydemir ile birlikte Türkiye’nin ilk özel sualtı, deniz ve amfora müzesini kurmak için iki yılı aşkın süredir araştırmalar yapıyor. İki yıldır belediyelerle yer tahsisi üzerine şirketlerle de sponsorluk konusunda görüşmeler yaptıklarını belirtiyor. Ona göre bu koleksiyon ancak müzede tam anlamıyla korunabilir ve gelecek nesillere tarihin sağlıklı biçimde aktarımını sağlayabilir. Müze için denizle bağlantısı olan, Türk ve turist sirkülasyonunun fazla olduğu bir yeri tercih ettiklerini, ancak koleksiyonla örtüşen anlamlı teklifleri değerlendireceklerini söylüyor ve ekliyor: “Tarihi dalgıç malzemeleri koleksiyonu çok özel ve bir o kadar sergilenmesi meşakkatli parçalardan oluşuyor. En azından bir defa görücüye çıkması adına Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile bir sergi düzenledik. Sadece malzemeleri paketlemek iki hafta sürdü. Kaldı ki bu başlıklar, ufacık bir dokunuşla bile oksitlenebiliyor. Bu nedenle ebedi bir ikametgah edinmeleri ve bir defaya mahsus olarak taşınma güçlüğünü göze almak gerekiyor. Bu gibi nedenlerle sualtı, deniz ve amfora müzesi için doğru mekanı bulmak zorlaşıyor. Umarım oluşturmayı istediğimiz müzeyle ilgili makul bir çözüm bulunur ve bu parçaları dünyanın incelemesine olanak verecek şekilde sergileyebiliriz”...

2