Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Depresyon evrimin bir parçasıymış

Pazar, 10 Ocak 2010 - 05:00

Stres çağında yaşamanın doğal bir sonucu olarak “En yaygın ruh sağlığı problemi nedir?” diye düşünecek olsak, cevap tartışmasız şekilde tek bir noktaya sabitlenir: Depresyon! ABD başta gelmek üzere dünya istatistikleri, insanların yüzde 30 ila 50 arasındaki bir bölümünün, yaşamlarının belirli bir döneminde depresyonun tıbbi tanımına uyduğunu gösteriyor.
Diğer mental bozukluklarla karşılaştırıldığında, örneğin yüzde 1 ila 2 arasında seyreden şizofreni veya obsesif kompülsif bozuklukla (takıntı hastalığı) karşılaştıracak olursak depresyonun yaygınlığı daha da belirginleşiyor. Ve hemen ardından milyon dolarlık soru geliyor: Madem diğer mental (ruh) hastalıkları bu kadar ender, depresyon niye bu derece yaygın?
En moderninden en ilkeline bütün toplumlara hakim bir sağlık sıkıntısı depresyon. Öyle ki; Paraguay’dan Güney Afrika’ya, İzlanda’dan Türkiye’ye bu hastalığın görülmediği insan nüfusu neredeyse yok. Hal böyle olunca konuyla ilgili bilim adamlarının sürekli iz üstünde olması ve her gün yapılmış olanlara yeni araştırmaların eklenmesi de sürpriz değil tabii. İşte son olarak bilim adamları konuyla ilgili yeni bir teori geliştirdi: Depresyon insan ırkının geçirmekte olduğu evrime adaptasyondan başka bir şey değil!
Ve yine aynı bilim adamlarına bakılırsa insanoğluna hayli pahalıya mal olan bu adaptasyon yöntemi aynı zamanda bir başka bakış açısıyla büyük kazançları da beraberinde getiriyor. Nasıl mı? Bunun son derece basit ama mantıklı bir açıklaması var: Sanıldığının aksine depresyon süresince beynimiz çok daha analitik hale gelip odaklanma yetisini arttırıyor. Bu şekilde de büyük ölçüde depresyona neden olmuş olabilecek problemlerin çözümüne yardımcı oluyor.
Depresyonun ne olduğunu tartışırken güncel psikiyatrik tanımına bakmadan geçmek tabii olmaz: Klinik derecede ciddi gerginlik, endişe ve acı çekme durumu. Güncel depresyon teşhis tanısına göre eğer bu tanıma uyuyorsanız kendinizi mental problemliler kategorisine koyabilirsiniz. İyi güzel de bu kadar bilgi hakikaten yeterli mi ruhsal bir problemi tanımlayabilmek için? Şimdi bir de yüksek ateşinizin olduğunu düşünün ve tabii ateşle birlikte gerginlik, endişe, vücut ağrılarının da geleceğini unutmayın. Hepimiz biliyoruz ki ateş, aslında bir bozukluk değil, sadece enfeksiyon durumlarında vücudun kendini korumaya alma stratejisi. Kısaca bir adaptasyon. Belki de aynen bu teoride depresyonun adaptasyon olarak kabul edilmesi gibi. Bir tür insanın gücünün sınanması, güçlü olanın hayatta kalması durumu. Esasen son yıllarda yapılan araştırmalara göre ateşli durumlarda ateşin suni yöntemlerle düşürülmesi sadece enfeksiyon hastalığının süresini uzatıyor.
Ateşle depresyon arasındaki benzerliği biraz daha açalım: Ateş vücudumuzun bir fonksiyon bozukluğunun sonucunda ortaya çıkmıyor, tam tersine görevi vücudumuzu korumak. Peki ya depresyon? Depresyon ise acı veren, duygusal bir durum. Depresyonda olan kişiler çoğunlukla günlük işlerin altından kalkamaz, işlerine konsantre olamaz ve sosyal açıdan kendilerini izole ederler. Yemek yeme içme ve cinsel ilişki gibi hayatın en belli başlı, haz verici gerçeklerinden bile zevk alamaz hale gelirler. Bedenlerini ve ruhlarını genel bir uyuşukluk kaplar. Ama tabii bütün bunlar depresyonu bir ruh hastalığı olarak tanımlamaya yetmiyor.

Depresyonun faydası ne olabilir?
Depresyondaki kişiler genelde karmaşık bir problem üzerine yoğunlaşırken son derece analitik bir şekilde sorunu küçük parçalara bölerler ve her bir parçada uzun süre yoğunlaşırlar. İşte bu analitik düşünce tarzı kişiye çok faydalı olabiliyor. Zor bir matematik problemiyle karşı karşıya kaldığınızı ve bu problemi mutlaka çözmek zorunda olduğunuzu düşünün. Depresif hissetmek, endişe ve gerginlik yaşamak esasen çok faydalı olabilir problemi çözme açısından. İyi bir analiz, kesintisiz düşünme gücü gerektiriyor. Depresyon ise problem çözümünü sağlayabilmek için vücudumuzda çeşitli değişimlere neden olarak beynin konsantrasyon gücünü arttırıyor. Neticede de depresyondaki kişiler kendilerine acı, endişe veren, depresyon durumunu başlatan düşünce ve duyguların dışında başka bir şeye yoğunlaşamıyor. Depresyon durumu beynin başka yerlere dağılma durumunu şiddetle engellediği için zeka testlerinde veya düşünsel yetileri ölçen testlerde bu tip kişiler daha yüksek derece alabiliyor.

Ya sosyal durumlar?
Sosyal durumalarda da depresyon yardımcı olabiliyor. Pek çok araştırma gösteriyor ki; depresif durumlar sosyal çatışmaların çözümünde 3 daha etkili. Kocası tarafından başka bir kadınla aldatılan üç çocuk annesi bir kadını düşünelim. Bu kadın kocasına bir seçim yapması konusunda baskı mı yapmalı, yoksa çekip gitmeyi mi seçmeli? Yapılan araştırmalar bu tip zor durumlarda kalan kadınların depresyon yaşadıklarını, fakat çoğunlukla durumu çok doğru değerlendirip alınabilecek en olumlu kararı aldıklarını gösteriyor. Yani ‘Cehenneme git’ demek yerine erkeğe seçim hakkı verip en azından eve geri dönebilmesi için yeterli alt yapıyı oluşturmak gibi...
Depresyonun insanoğlunun evrimindeki bir adaptasyon olduğunu iddia eden yeni teoriye dönecek olursak... Depresyon diye bir şey tabii ki var. Ama tanımı git gide farklı, yeni bir boyut alırken bu son görüş “Depresyon tabiatın bize mesajından başka bir şey değil” diyor. Kısaca “Dikkatli ol, ciddi boyutlarda sosyal problemin var” demek oluyor. Burada cevap gerektiren soru ise depresyonun hangi yoğunlukta yaşandığı. Çünkü depresyonun şiddeti kişiden kişiye durumdan duruma değişkenlik gösteriyor.
Hafif seyreden depresyon durumlarında evrimsel adaptasyondan söz etmek mantıklı görünse de, ağır seyreden depresyon durumlarında aynı bakış aşısı ne kadar korunabilir bilemiyorum. Yani yataktan çıkamayacak kadar ağır depresyon geçirenlerde... Depresyonu ‘evrimin sonucu’ olarak değerlendiren bu yeni yaklaşımın ilgi çekici olduğu muhakkak ama psikiyatristlerin henüz bunu pek fazla ciddiye almadığı ve depresyonu içinde farklı türleri olan geniş bir yelpazede incelemeyi, tedavi etmeyi şimdilik sürdüreceği de aşikar...