Devedikeninin anatomisi

Pazar, 15 Mart 2015 - 05:00

Bugün sizler ve hazırlayanlardan oluşan büyük Posta ailesi içinde 6 ayımı doldurdum. Hemen söyleyeyim ben yeni ailemden memnunum ama büyük aile ne düşünüyor pek bilemiyorum. Çünkü benim tabirimle Posta’nın müştemilatı olan Karnaval’dan dışarıyı iyi göremiyorum. Posta’nın Türkiye’nin en çok satan gazetesi olmasının, en büyük nedenlerinden olan magazin haberleri ve magazinciler arasında, yine de Karnaval’daki sayfadaşım Elif Yılmaz kızımla aynı pencereden bakıyor, magazine kafa tutuyorduk.

İnadına memleketin, siyasal ve sosyal gündemini yorumlayarak. Ancak artık o da bitti. Elif, müştemilattan villaya geçti. Yani ana gazeteye. Villa dediğime bakmayın. Gazete tabii ki bir bütün. Siz, Türk halkını içinde bulunduğu keşmekeşten biraz olsun kurtaran magazinin gücüne bakın. Tamam ben de magazin kökenliyim. Bu alemde yetiştirdiğim ve bugün iftihar ettiğim çok öğrencim var. Ama artık kulvar değiştirdim. Ne yapayım.

Mesleklerini öyle sanayi haline getirdiler ki, benim bu yaşımla onlara ayak uydurabilmem artık fiziken mümkün değil. Ayrıca benim devrimde en fazla 30-40 kişiden söz ederek haber oluşturmaya çalışırken, şimdi beyazcam sayesinde yüzlerce kişinin ismini akılda tutmak bile bir mesele. Sosyete ise bir başka alem. Yazar arkadaşlarım kırılmasın.

Her dakika gündemin değiştiği ülkemizde, siyasi, sosyal yorum yapmak kolay demek istemiyorum asla. Yoksa en başta kendimi inkar etmiş olurum. Politikacı olsam dert değil de. Evet, rengarenk magazin bahçesi Karnaval’da, Elif kızım da gittikten sonra adeta devedikeni gibi kaldım. Hani şu tarlalarda kendi başına yetişen otsu bitki gibi. Bizim tarla dediğim gibi rengarenk magazin dolu.

Eh, arada çoğunlukla erguvan renkli, bazen de kokulu beyaz renkli çiçek açan devedikeni de lazım değil mi? Güzel görünüşüne karşılık, dokununca batan, acıtan. Devedikeni benzetmelerde kullandığımız bir tabirdir. Söyleriz ama, nedir, ne değildir bilmeyiz. Kendimi benzetince aklıma geldi araştırdım

Meğerse ne faydalıymış. Kendime devedikeni yakıştırması yapmam bir cinastı ama, iyi ki benzetmişim. Faydalarına şaştım kaldım. Her derde deva imiş. Hele benim gibi çok sigara içenlere. Ama siz, her hafta olduğu gibi Karnaval’ın renkli magazin tarlasında gezinin. Arada bana da rastlayacak ‘bazı kişilere’ bir uyarım var. Bakın, (yani okuyun) ama elinize batarsam, demedi demeyin. Adı üstünde, devedikeni.

Faydaları

*İçindeki silymarin maddesi nedeniyle karaciğer hücrelerini alkol, ilaç ve kimyasalların zararlı etkilerinden korurmuş.

*Karaciğer ve safra yolu iltihabı, sirozda olumlu katkılar sağlar, böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olurmuş. 

*Ateş düşürücü, romatizmal ağrıları azaltıcıymış.

*Ayrıca aşırı sigara içen kişilerde, nikotin ve karbon monoksit gibi maddelerin zararlarını etkisiz hale getirirmiş. Bütün bunlar için güvenilir aktarlarda satılan devedikeni tohumu tozunu, bal ile karıştırıp yemek yeterliymiş.

 

Bu Fidan daha çok meyve verir

Hakan Fidan’dan boşalan MİT müsteşarlığına Hakan Fidan atandı. Kimileri ‘Olmaz dönemez. Kanun açık’ dedi ama bu açığı kapatan nasıl olsa bulunacaktı. Bulundu da. Davutoğlu, “Bir imzayla aldım, bir imzayla tekrar yerine koydum” deyiverdi. Daha önce “Benim tanıdığım Hakan Fidan, attığı adımdan dönmez” demişti ama olsun. 4x4 ileri vitesli araba oluyor da, 4-4 geri viteslisi niye olmasın.

Malum istifa kerhen “hayırlı olsun” denilerek karşılanmış, ama yeni bir ‘sır küpü’ de bulunamamıştı. Ayrıca ‘çok şey bilen adam’ bildikleriyle bırakılamazdı. Öcalan bile ona çok güvendiğini söylüyordu. Ve kutsal topraklarda görüşülüp ‘hayırlı karar’ alındı. “Yoruldum” diyen Fidan’a, 26 günlük dinlenme yetmişti. Ülkesine ve milletine hizmet yolunda yeniden hazırdı.

Belki de Cumhurbaşkanı’nın söylediği ‘bazı vaatler’e ya inanmamış, ya da aklına yatmamıştı. Başbakanın güvendiği bir arkadaşıydı ama o, asıl güveni Cumhurbaşkanı’nda bulmuştu demek ki. Uzun lafın özeti; Bu Fidan seçime kadar daha çok meyve verir. Hem iktidara, hem muhalefetin diline. Sepetini alan koşsun.

Kılıçdaroğlu’na...

Ana muhalefetin lideri, muhaliflerin hala ümidi Kemal Kılıçdaroğlu, hep AKP’deki gelişmelerden söz edip, söylenenlere cevap, suçlamalara mazeret üretmeye çalışıyor. Yahu arkadaş sana ne. Sen partinden söz etsene. Vaatlerini sıralasana. Hem partililerini, hem de kararsız seçmeni birlik, beraberlik içinde yoğursana, toplamaya çalışsana. Hep defansta kalarak nasıl gol atacaksın. Hep saldırılara karşı savunma ile mi geçecek senin siyasi hayatın. Hadi başkan günler geçiyor. Rakip sahaya çıktı bile. Bir silkelen. Doping bile yapabilirsin. Nasıl olsa siyasette kontrol yok.

Tevazu, başka bir şey

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sarayında sırası gelen muhtarlarla bir araya geldi ve dedi ki: “Zannediyorlar ki bu millet değerlendirmesini yapmıyor. Bu millet çok uyanık ya. Bunlar, olmayan hadiseleri olmuş gibi gösterip, kamuoyunu galeyana getirme konusunda pek mahirdir.” Dedi ama, devamını getirmedi. Andıç, Balyoz, böcek, kozmik oda, Kabataş’taki bacı, Arınç ve Sümeyye suikastından, Fuat Avni&Umut Oran yakıştırmasından hiç söz etmedi. “Sahte belge üretme entegre tesisi gibi çalıştık” demedi. Şu tevazu başka bir meziyet.

CIZZZ...

Tokat’ta bir din dersi öğretmeni kadın, başını örtmeyen kızlara, “Size tecavüz de mübah, kötülük de” demiş. Veliler isyan edince de güya özür dilemiş ama yetmemiş tabii. Şimdi kendi isteğiyle başka okula geçti. Biraz da o okulda irin akıtsın diye.

52 saniyede gelen kış

Kabataş’taki bacımız ve bebeği 2 yıldır, altına odun atılmasına rağmen pişmeyince, yandaşların her türüne talimat verildi: Bu işi yeniden pişirin. İçine de biraz daha acı koyun. Tam bu sırada emniyet açıklama yaptı. “Şu kadar saatlik, şu kadar mobese verisini inceledik, sorduk, soruşturduk böyle bir olayı bulamadık” dediler. Baş iddia sahibi, “2 mobese eksik. Görüntüler oradaydı ama paralelciler silmiş” deyince, baş gazete büyük fedakarlıklarla o görüntüye ulaştı ve hemen yayınladı. Kapkara kalabalığı ve kara anne ile bebek arabasını. Zavallı bir photoshop programıyla. Her şey 52 saniyede olup bitmiş meğerse. Tüm darp olayları, bira içme, dedeye girişme, işeme dahil. Sonra da ışınlanıp, yok olmuşlar. Işınlanırken de, yaz günü koca çınar ağaçlarının yapraklarını yok edip, kış görüntüsü yaratmışlar, tramvayın hattını bile değiştirmişler. Neticede bir fotoğraf bütün basını yaya bıraktı. Eee, kolay kolay büyük gazete olunmuyor. Bu büyük başarıyı (!) da alkışlamak lazım.

MERAK BU YA...

*Kadın cinayetlerinin simgesi Özgecan’dan sonra 18 can daha gitmiş. Onun milat olması bekleniyordu ama yine Milat’tan önceye döndük.

*Cumhurbaşkanı, “Bir anne, bir eş, bir evlat, bir kardeş, arkadaş olan kadın, hepsinden önce bir insandır” dedi. Hadi gene iyisiniz kadınlar. İnsanlığınız tescillendi.

*3 uçakta 6 şehit verdik. Uçaklarda teknik arıza yokmuş ama, yine de son uçuşu komutana yaptırıp envanterden çıkardılar. Kamyonlara yüklenen enkazın fotoğrafını gördünüz herhalde. Hangi aklıevvel bu enkaza bakıp bu karara varmış acaba?

* TÜBİTAK, dijital veri inceleme uzmanımız kalmadı diye açıklama yaptı. Ayol, uzmana ne gerek var. Çağırırsınız hisleri kuvvetli bir bakanı, yazıverir hisli raporunu. Dert ettiğiniz şeye bakın!

*Atatürk’ün vasiyeti kaybolmuş. Vasiyette tabii ki sadece Atatürk Orman Çiftliği yok. Zülfüyare dokunan kim bilir daha neler var. Kaybolur tabii.

DİLİNİZ KURUSUN

Atatürk’ün, Türk milletinin dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak için kurduğu Türk Dil Kurumu (TDK), son günlerde yarattığı, cins ayırımı yapan, kadını aşağılayan saçma sapan tanımlamalarla “Hay diliniz kurusun” dedirtti. ‘Müsait’ kelimesine, ‘Flört etmeye hazır (kadın)’ diye anlam yükleyen dil ulemaları, ‘serbest’ kelimesine de, ‘ağır başlı olmayan hoppa (kadın)’ yakıştırması yaptı. Hele hele. ‘kötü kadın’ için ‘orospu’ ifadesini kullanınca, yer yerinden oynadı. ‘Kötü erkek’ için ise, “filmlerde izleyiciye sevimsiz gelen kimse” deyince cinsiyetçi tavrını iyice ortaya koydu TDK. Bakalım milletin sabrını sınamak için daha neler çıkacak. Bir de bu kurum, Türkçe’yi güzel kullanmaya çalışan bir profesöre, Başbakan’a bağlı. Duyduğu, okuduğu bu tanımlamalardan sonra insan bir şeyler söyler be. “Müdahale ettim, sözlükten çıkarttım” filan der. Ne gezer. Ama n’apsın. Bunca işinin arasında bir de böyle saçmalıklarla mı uğraşsın?