'Devlet AK Parti' giderek sertleşiyor

a
a
Cumartesi, 25 Aralık 2010 - 05:00

Geçenlerde, kamuoyunun gözünde AK Parti’nin giderek devleti temsil eder olduğunu yazmıştım. Eskiden konuşmalarda “devlet” dendiğinde herkesin aklına asker gelirdi. T.C. Devleti’ni kamunun gözünde asker temsil ederdi. Siyasi iktidarlar gelir geçer asker ise kalıcıydı. Devletin varlığı askere emanet edilmişti. Cumhuriyet kuşaklarına böyle öğretilmişti.
Bu durum giderek değişti. Askerin siyaset üstündeki etkinliği azaldıkça AK Parti bu boşluğu doldurdu.
Artık hem iktidar ellerinde hem de devleti temsil ediyorlar. Aslına bakacak olursanız, eski uygulama veya anlayış yanlıştı. Şimdi dengeler daha çok yerine oturdu. Bu değişimin, şu sıralarda yeni bir yansımasını yaşıyoruz.

[[HAFTAYA]]

Özerk Kürdistan tartışmalarına dikkat edecek olursanız AK Parti yaklaşımının nasıl farklılaştığını hemen görürsünüz.
AK Parti, Kürt sorununu çözebilecek tek parti olarak öne çıkmıştı. Gerçekten de, çok cesur adımlar attılar, Kürt konusundaki T.C. Devleti’nin söylemlerini değiştirdiler.
Geçmiş iktidarlara göre, çok daha anlayışlı davrandılar. İyi polis, kötü polis ayrımında, AK Parti iyi polis rolündeydi. Asker sert çıkar ve Kürtlerin isteklerine tepki gösterirdi.
Şimdi, sanki roller değişmiş gibi.
Özellikle özerk Kürdistan tartışmalarıyla birlikte, AK Parti’nin duymaya alıştığımız sözleri başkalaştı. Kürtlerin bu çıkışına en sert tepki, bu defa iktidar partisinden geldi.
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, geneldeki yumuşak yaklaşımını bıraktı ve 32. Gün için yaptığımız söyleşide olsun, diğer sorulara verdiği yanıtlarda olsun, çok ağır konuştu. “Dost acı söyler” diye başladı ve BDP’nin kapatılma olasılığına dahi değindi. “Ya bu isteklerinizden vazgeçin veya sonuçlarına katlanın” dedi.
Uyarının da ötesine geçti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’e ne demeli?
Bu konudaki tartışmaları dahi “demokrasiye suikast” olarak niteledi. Oysa aynı Çelik, partinin en demokrat, en liberal isimlerinden biri olarak bilinirdi.;
Henüz Başbakan Erdoğan da konuşmadı. İşte bu genel tutum, iktidarın giderek eski T.C. Devleti’nin kimliğine girdiğini, giderek sertleştiğini gösteriyor.

Kızmayın, paylamayın projelerinizi iyi anlatın...

AK Parti iktidarının garip bir alışkanlığı var. Uygulamaya soktukları projeler eleştirildi mi, fena halde kızıyorlar. Eleştirenleri paylıyor, hemen AK Parti düşmanlığıyla suçluyorlar.
Bunun iki örneğini kısa bir süre önce yaşadık. Biri yeni silah yasası, diğeri de HES (Hidro Elektrik Santrali) projeleri. Baktım, HES konusunda Çevre Bakanı Veysel Eroğlu fırtınalar kopardı. Demediğini bırakmadı. Aynı şekilde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de, silah yasası nedeniyle ileri sürülen eleştirileri çok sert şekilde yanıtladı.
Başbakan da fırsat buldukça, aynı konudaki eleştirilere sert tepki gösteriyor.
Neden?
İktidar neden bu kadar tepkili anlayabilmiş değilim.
Bunun yerine, silah yasası veya HES’lere neden ihtiyaç olduğunu doğru dürüst anlatsalar daha iyi olmaz mı? Sadece birkaç TV programına çıkarak değil, üniversitelerde konferanslarla, medya mensuplarına brifinglerle, broşürler hazırlayarak kamuoyunu bilgilendirseler ya... İstediklerinde müthiş bir bilgilendirme kampanyası düzenlemeyi biliyorlar. Son referandum bunun en son örneğidir. İletişimde geri kalıyorlar, iyi anlatamıyorlar.
Eleştiri gelince, sert yanıt, hemen tepki... Eski alışkanlıklardan hâlâ kurtulamıyoruz. Hâlâ, “devlet” ne yaparsa doğrudur. Ne derse kabul edilmelidir. Hâlâ, her şeyin iyisini iktidarlar bilir, halk da ona sunulan her şeyi kabullenmelidir anlayışı...
Oysa bu yaklaşımın bittiğini sanıyorduk, ne oldu?..

Yassıada’yı kurtaralım...

İstanbul’un yanı başında, Marmara Denizi’nin incilerinden biri olan Yassıada için devletten ne beklersiniz? “Aman adayı turizme açalım, değerlendirelim. Bir butik otel, parklar, bahçeler yapalım, bir-iki lokanta koyalım, bir de plaj. Bir küçük müze. Yassıada mahkemeleri ile ilgili ama esasında Singapur’un yanındaki eskiden üzerinde hiçbir şey olmayan, bugün ise başlı başına bir tatil yeri olan Sentosa adasına dönüştürelim” demez misiniz? Hayır, biz ıslahevi ve sürgün yeri olarak kullanmayı düşündük. Terk edilmiş, utanç duvarı olarak 49 yıl öylesine karşımızda durmasına ses çıkarmadık. Artık yeter...
Sanki 1950’lerden beri, bu canım adayı bir askeri kışla olarak kullandığımız yetmiyormuş gibi, şimdi bir mezbele halinde tutuyoruz. Gelin, Yassıada’yı artık kurtaralım ve orayı bir turistik cennete dönüştürelim.

AK Parti, bu işe kızıyor seçimlere kadar sıkışmak istemiyor...

En çok merak konusu, Başbakan’ın suskunluğu ve onun yerine partinin diğer ağır toplarının konuşması. Oysa Başbakan, sevmediği bir konuda tepki göstermekten hiç çekinmeyen bir liderdir. Gerektiğinde, gereğinden de sert tepki verir, eleştirilere de hiç aldırmaz.
Bu defa suskunluğunu koruyor.
Neden acaba?
Açıklamaları ve AK Parti’nin tepeye yakın kişileriyle yaptığımız özel konuşmaları alt alta koyduğumuz zaman bir ipucu çıkarabiliyoruz.
Başbakan’ın bu suskunluğunun çok uzun süreceğini sanmıyorum.
Şimdiki durumda, tartışmaların nereye gideceğini bekliyor. Toplumun ve muhalefetin nabzını tutuyor. Gelişmelerin şekillenmesini, herkesin eteğindeki taşları dökmesini gözlüyor. Sonra harekete geçecek.
Aslında, Başbakan’ın sinirlendiği belli oluyor.
Seçimler öncesinde böyle bir konunun ortaya atılması, ister istemez iktidar partisini zorluyor. Tam MHP’yi eritmeye başladığı bir sırada, bu partinin dirilmesine yol açabilecek böyle bir açıklama AK Parti’nin canını sıkıyor. Tercihi bu konunun seçimlerden sonra gündeme gelmesi olurdu, ancak Abdullah Öcalan beklemedi.
Başbakan Erdoğan ne yapsa, riski var.
Suskun kalamaz.
Susarsa, muhalefete prim verecek.
Sertleşirse, Kürt oylarını kaybedecek. Üstelik bu defa sertlikle, askeri güçle durdurulamayacak bir gelişme yaşanıyor.
Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir sürece girildi.
Siyasetçilerin atacakları adımlar, bu ülkenin büyümesine veya bölünmesine yol açacak.

Sigara yasağı İstanbul’da tutmadı...

Kim ne derse desin, sigara yasağı özellikle İstanbul lokantalarında yavaş yavaş eriyor. Hem de sosyetenin gittiği yerlerde artık püfür püfür sigara içiliyor. Üstelik abuk sabuk gerekçelerle. Kimi tavana pencere yapmış, “Üstü açık yerde sigara içiliyor” diyor, kimi birkaç pencere açmış işini idare ediyor.
Hemen hemen bütün restoranlarda durum böyle.
Hele bir de içkili yerlere girin, durum eskisine dönmek üzere.
Bunun denetimini kim yapıyor? Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ekipleri mi, yoksa polis mi? Kime şikayet etmek gerekiyor, o da belli değil.
İşin daha da kötüsü, lüks veya sosyetik restoranlarda sigara içenlerin önemli bir bölümü, çok yakından tanıdığımız kişiler. Şikayet edemiyorsunuz. Restoran sahiplerinin dikkatini çekiyorsunuz, çaresiz “Baksanıza, nasıl bunlara itiraz edebilirim ki...” yanıtı alıyorsunuz.
Özetlemek gerekirse, şikayetçiyiz.
Büyükşehir Belediye Başkanı mı yoksa Sağlık Bakanı mı, kim bu konuyla ilgileniyorsa, bilsinler ki Başbakan’ın son derece önem verdiği sigara yasağı delinmiş durumda. Eğer bu durumu duyarsa çok kızar! Sonrasının ne olacağını kimse bilemez...

LH giderek düzeliyor...

Alman havayolu şirketi Lufthansa’ya (LH) bir süredir binmiyor, THY’yi tercih ediyordum. Almanların servisi bozulmuş, muameleleri kötülemişti. Geçenlerde Frankfurt üzerinden New York’a Lufthansa ile gittim ve şaşırdım. Zira çok değişmiş, eski hoyratlıkları yok olmuş. Yeşilköy’den kalkış güç oldu. Hava trafiği sıkışıklığı nedeniyle 1 saat beklemek zorunda kaldık. Bir an bile “Niye, ne oluyor?” diye sormadım zira pilot durumu anlattı, “Korkmayın bağlantı uçuşlarınızı kaçırmamanız için elimden geleni yapacağım” dedi. Derken F. Hofmeister adında bir kabin görevlisi yol boyunca gitti, geldi, ikramda bulundu, şakalar yaptı. İsmini nereden mi biliyorum? Yakasında yazıyordu ve inanır mısınız business class’ta bulunan yolcuların hemen hemen hepsine ismiyle hitap etti. İşte profesyonellik budur.