'Devlet, anne-baba gibi olamaz'

Cumartesi, 16 Kasım 2013 - 05:00

Hayat tarzına müdahale için “Yaşadığım sıkıntıları karşı taraf yaşasın istemem” diyen First Lady, kızlı-erkekli ev tartışmasını şöyle yorumladı: 'Devlet anne-baba gibi olmaz'

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, kızlı-erkekli evler tartışmasıyla ilgili “Ben, her şeyin doğal seyretmesinden yanayım; bir şeyi zorla yaptırmak güç” ifadesini kullandı. Gezi olayları hakkında da “Keşke yaşanmasaydı” diye konuştu. Mersin’de, himayesinde düzenlenen Kitap Okuma Şenliği’nde konuşma fırsatı bulduğumuz Gül, şehirlerin çirkin görüntüsünden ve AVM’lerden duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.


Köşk, nereden nereye geldi?

Geçmişi eleştirmeyi de çok bahsetmeyi de sevmem. Kötülükleri çabuk unutup yenilikleri konuşmak istiyorum. Çok zor şartlarda geldik gerçekten. Zor günlerdi. İlk işlerimizden biri web sitesini yenilemek oldu. ‘Sonuca ulaşabilecek miyiz’ diye ümitsizliğe kapılmıştım, neredeyse çoğu sonuçlandı. Bizi en çok zorlayan tablo restorasyonu devam ediyor. Köşk, bu haliyle çok güzel bir müze gibi oldu. Yabancı konuklarımızı gururla gezdirebileceğimiz bir yer haline geldi. Şimdi ziyaretçilerin kendi kendine gezerken her türlü bilgiyi alabilecekleri sistemleri de kuruyoruz. Gurur duyuyorum. Binaları kendimiz için yapmadık. Pembe Köşk’te bile oturamadık. Şimdi her gelen “Ne kadar güzel ve aydınlık olmuş” diye takdirlerini dile getiriyor. Columbia Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı, Çankaya Köşkü’nün bahçesini o kadar beğendi ki “Bir domates olarak burada kalabilir miyim” diye espri yaptı.


Hakan Çelik- Hayrünnisa Gül


‘DOKUNAMADIK’


Camlı Köşk neden onarılamadı?

Sıra gelmedi... Restorasyon konusunda Türkiye’nin imkânları çok kıt, bilgi birikimi son derece sınırlı. Belki bir müddet kötü dokunacağımıza hiç dokunmamak daha hayırlı olacak. Ya bilen ülkelerden yardım alacağız ya da bekleyeceğiz. Her kötü dokunuş esere zarar veriyor. Geri dönüşü olmayan eserleri gördükçe çok hayıflanıyorum. İstanbul’daki Huber Köşkü’ne de benzer nedenlerle dokunamadık.

Bu dönem TBMM’ye ilk kez geldiniz, neler hissettiniz?

Türkiye gerçekten çok acı bir süreç geçirdi. Bizler -belki- sürecin kurbanlarıydık. O dönemde çok ümitsizliğe kapıldım. ‘Acaba düzeldiği günleri görebilecek miyiz’ diye çok üzüldüm, hatta gözyaşı döktüm. Ama kötü şeyleri çabuk unutmaya çalışıyorum. Allah bir daha yaşatmasın! Bugünlerin kıymetini bildirsin. Üzüldüğüm; yeni nesil bizlerin neler çektiğini anlamıyor, bilmiyor! Anlatmaya çalıştığınızda da anlamakta zorluk çekiyorlar açıkçası. Çünkü anlatılabilecek gibi değil. “Gerçekten bunlar olmuş mu?” diyor çocuklar. O günleri unutup yeni günlerin kıymetini bilelim.

Geriye bakınca Gezi olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Keşke yaşanmasaydı. Kaza olarak görüyorum. Bu kadar güzel şeyler içinde böyle bir dönem geçirmiş olmak insanı üzüyor. İnşallah bir daha dönmeyiz.

Başörtülü vekiller?..


Türkiye normalleşti; bakın, hiçbir şey olmadı. Ne kadar güzel. Keşke bunlar hiç yaşanmasaydı.

'İŞ AİLEDE BİTER’

Kızlı-erkekli ev tartışmasına nasıl bakıyorsunuz?

Her şeyin doğal seyrinden yanayım. Bir şeyi zorla yaptırmak çok güç. Hepimiz anne-babayız. Çocuklara baskı yapmanız ayrı, iyilikle söylemeniz ayrı. Bu işi ailelerin götürmesi taraftarıyım. Belki o eğitimi zamanında veremedik. Belki bunun sıkıntılarını dönem dönem bazı yerlerde çekiyoruz. Ben de çocuğumun bu şartlarda kalmasını istemem. Yurt dışında okuyor, orada da o şartlarda kalmıyor. Anne-baba olarak çocuğumuzun doğru şartlarda olduğundan emin olmak istiyoruz. Çocuğunu en iyi tanıyan anne-babadır. Ortada kötü bir şey varsa olmaması için tedbir alabilir, yurtlar kurabilir devlet ama anne-baba gibi olamaz. Bu iş ailede biter.

Köşk’te bulunmanın mesuliyeti büyük olmalı.

Sokağa baktığınızda insanların sevgisini görüyorsunuz. ‘Onlara layık olabiliyor muyuz?’ diye endişe ediyorsunuz. Her türlü insanın mesuliyeti-vebali omuzlarınızda. Uykularımızı kaçıracak kadar büyük bir vebal. Bunda haklıyım herhalde, kim olsa öyle hisseder. Suriye’de bunlar olurken nasıl rahat olursunuz ki? Geçen, bir arkadaşım iki Suriyeli kızı getirdi. Anne-babaları orada kalmış, okullarından ayrılıp her şeylerini bırakıp kaçmak zorunda kalmışlar. Abdullah Bey’le -onlara fark ettirmeden- ağladık.

‘DÜŞÜNEMEM BİLE’

Abdullah Gül’ün siyasete devam etmesi konusunda sizin görüşünüz nedir?

Açık yüreklilikle söyleyebilirim; 1991’de Abdullah Bey kendi rızasıyla değil, Allah’ın lütfukaderi olarak siyasete girdi. Demek ki Allah bize, bugünleri çizmiş; biz bilemeyiz. Kullar hesap yapıyor, Allah seyrediyor. Uzun vadeli planlar yapmam. Abdullah Bey de öyle. Bulunduğumuz yerlerin hakkını vermeye çalıştık. Yarın için bana hiçbir şey sormayın. Üstelik ben, Abdullah Bey’in siyasi hayatında hiç yön verici olmadım, karışmadım. Hakkıyla yapıp teslim edersek ne mutlu bize.

Türkiye’de insanların yaşam tarzına müdahale başladığı yönünde eleştiriler var.

Bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmak istemem. İnsanların hayatına müdahale diye bir şeyi düşünmek istemiyorum. Yaşadığım sıkıntıları karşı taraf yaşasın istemem. Allah korusun!