Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

'Devlet Bahçeli artık dokunulmaz değil...'

Salı, 06 Kasım 2012 - 05:00

MHP kurultaylarında nedense kavga gürültü beklenir. Sessiz sakin geçen kurultaylar garipsenir. Pazar günkü, artık bu kısır algının kırılması gerektiğini gösterdi. Bahçeli birçok “İLK”i başardı. Adayların gittikleri il veya ilçelerde itilip kakılmalarını önledi. Eski kavga görüntülerinin tekrarlanmaması için azami önlem aldırttı.

O kadar ki kendi resminin dahi salona asılmasını yasakladı. Bunları ister kendine büyük güveninden ister demokrasi aşkından dolayı yapmış olsun, MHP’nin imajını yeniledi. Pek heyecanlı geçmeyen toplantının sonundaki oyların dağılımı ise sürpriz yarattı. Bunun nedeni de Devlet Bahçeli’nin en az 800-850 oy alacağının beklenmesiydi. Oysa 725’te kaldı.

Koray Aydın’ın da 300’ü geçemeyeceği tahmin ediliyordu, oysa 441 oy alıp herkesi şaşırttı. Bu sonuç hakkındaki yorumlarda hep aynı noktanın altı çizildi, ancak Şükrü Küçükşahin’inki galiba en doğrusuydu: “...BAHÇELİ ARTIK DOKUNULMAZ DEĞİL...” Çok doğru bir saptama. Aynen katılıyorum. MHP’liler ilk defa Devlet Bahçeli hakkında soru işareti koydular.

[[HAFTAYA]]

1100 kişilik bir kurultaydan, hem de ne olursa olsun yönetimin egemenliğindeki bir ortamda 441 oy alabilmek hiç kolay değildir. Ortada bir sorun var. MHP’liler partinin gidişinden memnun değiller. Başka seçenekleri aramaya başladıklarının sinyalini verdiler. Bu yeni kan Koray AYDIN mı, yoksa başka biri mi olur, orası şimdiden bilinemez. Ancak çarklar dönmeye başladı. MHP’nin ne yaptığı, nereye gittiği net değil. Bazen AK Parti’den hiç farkı olmayan politikalar izliyor, bazen CHP çizgisine geliyor. Değişmeyen tek unsur, bağırarak konuşan, sahneden idam ipi atan bir genel başkan... Partililer de galiba bu dil ve bu politikalarla partinin bir yerlere varamayacağını anlamaya başladılar.

Washington’da kader günü

Amerika’da bugün başkanlık seçimleri var. Sonuç sadece bu ülkeyi değil, Türkiye de dahil herkesi etkileyecek. Bizim bu kadar duyarlılık göstermemizin nedeni Türkiye-Amerika ilişkilerinin Obama döneminde, şimdiye kadar hiçbir zaman böylesine ılıman bir süreçten geçmemiş olmasıydı. Ankara ile Washington arasındaki diyalog ve çalışma temposu da şimdiye kadar böylesine rahat işlememişti. Erdoğan-Obama diyaloğu ve birbirlerine verdikleri güven dışişleri bakanları Davutoğlu-Clinton düzeyinde de sürmüş ve bürokrasinin hemen her katını etkilemişti.

Tabii Ortadoğu’nun karmakarışık hali de göz önünde tutulursa, bu ilişkinin neden balayı dönemini yaşadığı daha kolay anlaşılıyor. Türkiye’nin bölgede attığı adımlar “Amerika’nın çıkarları ile paralel” olarak görülüyor. Sorunlar rafa kaldırılmış durumda. Kimse üstüne gitmiyor. Ne Kıbrıs, ne Ermeni, ne Kürt sorunu, ne de İsrail ile ilişkiler konu ediliyor. Zaman zaman anlaşmazlıklar oluyor... Ancak Amerikalılar da alışmışlar. Her konuda mutlak bir anlaşma ortamı aramıyorlar. Peki bu durum seçimler sonrasında değişir mi? İster Obama, ister Romney kazansın, Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli bir değişiklik beklenmiyor.

Yeter ki, Ankara elindeki kartları gerçek değerinden daha fazlasıyla oynamaya kalkmasın. İşte o zaman sorunlar hemen raftan indirilip işlenmeye başlar. Bu da çok doğal değil mi? Bir süper güç ile bir bölgesel gücün çıkarları zaman zaman çatışır, zaman zaman uyuşur. Bu ilişkiler genelde inişli çıkışlıdır. Geçerli tek faktör vardır. O da milli çıkarlardır. Ortadoğu bugün dünyanın en tehlikeli bölgesi. Savaş olasılığının en yüksek olduğu yer. İran’ın nükleer programı-Filistin ve Gazze-Suriye krizi-Kürt sorunu...

Bu konjonktür, Türkiye ile Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarlarını şimdiye kadar görülmemiş derecede uyumlu bir noktaya getirdi. Türkiye’nin ağırlığını arttırdı. Washington’un Ankara’ya verdiği önemi büyüttü. Ancak yine de dikkatli olmakta yarar var. Bugünkü durum değişebilir. Amerika, Türkiye’yi yanında tutmaya devam edecektir ancak unutmayalım ki bu tip ilişkilerde hiçbir ülke vazgeçilmez değildir. Hele Amerika gibi bir süper güç için vazgeçilmezlik diye bir şey yoktur. Washington herkesle her türlü koşulda diyalog kurabilen bir güçtür. Kazanırken de kaybederken de koşulları kendi çıkarlarına göre şekillendirmesini bilir.

Gerektiğinde ödün de verir, boşluk bulduğu anda da ciğerinizi sökmeyi ihmal etmez. Türkiye, Ortadoğu’daki kozlarını ne kadar dikkatli kullanırsa, avantajını o kadar uzun sürdürebilir. Kendini vazgeçilmez görmediği, “Bana muhtaçlar, beni bırakamazlar“ demediği sürece kazanır. Unutmayalım ki Washington, Mısır’ın devrik lideri Mübarek’i dahi bırakıvermiştir! Aynı şekilde, ezilmeye, boynu bükük dolaşmaya ve Amerika ne derse onu yapmaya mahkum hissetmeye de gerek yoktur. İşte bu dengeyi kurabilen bir Türkiye kazanır.