Diğer açılımlarla birlikte 'istihdam açılımı' gerekiyor

a
a
Salı, 17 Kasım 2009 - 05:00

Mayıs ayına ilişkin rakamlar açıklanınca, ‘Çok sevinmemek lazım. Mevsimsel etkiler nedeniyle işsizlik düşüyor. Sonbaharda tekrar artış olur’ diye yazmıştım.

Ağustos ayına ilişkin rakamlar beklentimi haklı çıkardı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri, işsiz sayısının 3 milyon 429 bine ulaştığını gösteriyor. Bu, 1 yıl öncesine göre 927 bin yeni iş arayan anlamına geliyor.

Turizm tesislerinin faaliyetlerini azaltması ve diğer mevsimsel etkilerin ortadan kalkmasıyla, temmuz ayına göre işsiz sayısı 162 bin adet arttı. Oran ise tekrar yönünü yukarı çevirip, 13.4’e yükseldi.

Peki şimdi ne olacak?

İşin doğrusu son aylarda etrafımda iş arayan, işe girmek için yardımcı olmamı isteyen, tanıdık peşinde koşan insan görmemiştim.

Çok iyi okullardan mezun olanlardan deneyimli çalışanlara kadar pek çok kişi iş peşinde koşuyor. Bizim dergilere, hiç alakası olmayan kesimlerden, ‘ne iş olsa yaparım’ mantığı ile başvurular geliyor.

Moral bozan faktörler

İş arayanların moralini bozmak istemem. Ancak, şu nedenlerle çok da istihdam piyasası konusunda umutlu değilim:

1. TÜİK, ağustos ayı verilerini açıkladı. Sanıyorum yılın son 3 ayında da tablo olumluya gitmeyecek, hatta bir parça daha kötüleşecek.

2. Türkiye’de genelde nisan-ağustos arasında, turizm ve hizmet sektörünün katkısıyla işsiz sayısı düşer. Mart-mayıs arasında ortalama 300 bin kadar işsiz sayısı azalır. Mart-ağustos döneminde ise bu miktar 250 bin düzeyine iner.

3. Ağustos-aralık arasında işsiz sayısı hafif de olsa artar. 2005-2008 arasının verileri, 100 bin kişi civarında artar.

4. Kriz döneminde ABD ve Avrupa’daki şirketler, işçi çıkarıp, daha az kişiyle, kârlı çalışmanın tadını aldılar. Çok büyük talep patlaması olmaması halinde, yeni eleman almaktan kaçınıyorlar.

5. Türkiye’de de benzer bir tablo var. Şube açmak isteyen bankalar, mağaza açan perakendeciler ile enerji şirketleri dışında yeni eleman alım planı yok.

Hükümet biraz acele etmeli

6. 2010 bütçeleri henüz hazır değil. Ama konuştuğum CEO ve işadamları, pek istihdam artışına taraftar değiller. Daha az insanla, daha çok iş yapmayı, verimli olmayı öğrendiler.

7. Artış için ihracatın artması, otomobil, makine, elektronik ve tekstil sektörlerinde talebin canlanması, ardından da KOBİ’lere siparişlerin gitmesi gerekiyor.

Bence hükümetin, bütün Batı’da olduğu gibi işsizliği birinci öncelik yapması gerekiyor. Demokratikleşme, açılım, komşularla sorunlar... Bunların hepsi önemli... Mutlaka çözülmesi gerekiyor... Ama işsizlik giderek daha acil hale geliyor.sayısı 3.5 milyona ulaşmış. Böyle giderse 4’ü de görecek. Hükümetin bir an önce ‘İstihdam açılımı’ yapması gerekiyor. Öbür türlü bu kadar genç işsiz, Türkiye’nin sosyal dokusu için büyük bir tehdit haline gelebilir.

Çek mağdurlarına kulak vermeli!

Çek mağdurlarının sayısı hızla artıyor. Geçen hafta yazdığım, ‘Çekte işlem hacmi 400 milyar TL’ye gidiyor’ yazısından sonra adeta mesaj yağmuruna tutuldum. Hakikaten ciddi dramların, aile facialarının yaşandığını duyuyor, gözlüyordum. Ancak gelen mesajların tamamı ‘imdat’ çığlıkları ile dolu...

Mesajlar, çok sayıda insanın cezaevine girdiğini, bir bölümünün kaçtığını, önemli bir bölümünün de yargı aşamasında olduğunu gösteriyor. Muhatabı kimse, bu konuda bazı adımların atılması ya da mesaj verilmesi gerekiyor. Aşağıdaki mesajları okuyunca siz de bana hak vereceksiniz...

* Türkiye’de çekle ilgili yasal düzenleme, iyi niyetli ve dürüst tüccarı korumuyor.  Fransa’dan alınan yasayı burada uyguluyorlar. Ama orada kalktı, biz hala devam ediyoruz.

* Ekonomik suç nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi insani değil.  Şu anda çek nedeniyle 68 bin işadamı ve esnaf cezaevinde... 680 bin kişi de aranıyor.

* Kayseri’de 30 yıllık geçmişi olan, 70 kişiye iş veren bir esnafım. Yüzlerce çek karnesi kullandım, ödedim. Krize dayanamadım, 1 çek nedeniyle hapis kararı çıktı.

* 420 bin liralık çek alacağım var. 22 bin TL çek yüzünden aranıyorum. Ayda 50 bin dolar ihracat yapıyordum, 1.5 yıldır ise çalışamıyorum.

* Türk esnafı borcuna sadıktı. Şimdi ne oldu, geni mi değişt. Buna bakmak lazım.

* Çekini ‘ödeyemeyen’ ile ‘ödemeyen’i ayıran hukuk sistemi bulunamaz mı?

Ocakta doğanların sırrı

Ünlü yönetim uzmanı Malcolm Gladwell’in ‘Çizgi dışı’ (Outliers) kitabından söz etmiştim. Dünya çapında ilgi çeken bu kitap, başarıları nedeniyle sıradışı özellikler sergileyen çeşitli mesleklerden insanların ilginç hayat öykülerine dikkat çekiyor.

Hafta sonu Millliyet’in spor yazarı Uğur Meleke’nin yazısını okuyunca, Outliers’ı bir daha elime aldım. Meleke, yazısının ‘Ocak doğumlular’ bölümünde, özetle şunları söylüyor:

‘2009 Avrupa U17 Şampiyonası çeyrek finalisti takımımızdaki 21 kişinin tam 14’ü, ocak-şubat doğumlu! Takvimde 12 ay olduğu düşünülürse, 21 kişi içinde ocak doğumlu sayısının 1-2 olması beklenir, 3-4 de mantığa uygundur. Ama 21 kişiden 8’i ocak, 6’sı şubat doğumlu ise bu çok büyük tesadüftür.’

Mehmet Gökmen, buna tesadüf diyor. Belki de Gladwell’in kitabını okumamıştır. O ise kitabını tamamen bu ve benzeri tarih çakışmalarının üzerine kurmuş. Örneğin, Yıldızlar Dünya Futbol Kupası’nda birinci olan Çek takımının önemli bölümü ocak ve şubat doğumlu...

Kanada’da buz hokeyi liginde 2007 yılında büyük başarılara imza atan Medicine Hat takımının 25 oyuncusunun 17’si ocak, şubat ve mart aylarında dünyaya gelmiş.

Başarı için akıl yeterli mi?

Gladwell, ‘Bu saptamalar başarı konusunda neler söylüyor, bir düşünün bakalım’ diyor ve ekliyor:

‘Zirveye zorlanmadan yükselenlerin, en iyiler ve en akıllılar olduğuna ilişkin görüşümüzün fazla basit olduğunu söylüyor.

’ Yani ‘sadece akıllı olmak yetmez. Doğru zamanda, doğru yerde olmak da önemli’ diyor. Kanada’da seçmeler nedeniyle, buz hokeyinde ilk 2 ayda doğanların daha şanslı olduğuna dikkat çekiyor. 1954-1995 doğumluların, teknoloji patlamasında genç girişimci olma şansını yakalamaları nedeniyle, şanslı olduklarının altını çiziyor.