Din tamam, ya ahlak?

a
a
Pazar, 14 Kasım 2010 - 05:00

Daha önce yapılan sınavda soruların sızdırıldığı ortaya çıkınca, geçen hafta yeniden yapılan KPSS sınavında ‘olağanüstü sınav güvenliği önlemleri’ alınmış. Emniyet görevlileri hariç kırk bin küsur personel sınavda görevlendirilmiş. Adaylar sınav başlamadan bir saat önce dedektörle ve elle aranmış. Cep telefonu, kol saati, kolye, broş, yüzük, metal para vs. gibi eşyaları içeri alınmamış.

‘Çantayla gelmeyin ve metal aksesuarlı kıyafet giymeyin’ uyarıları yapılmış. Adayların yanlarında kalem, silgi, kalemtıraş getirmesi bile yasakmış, bunların hepsi önceden masalarında hazır bulundurulmuş. Eskiden böyle gelişmiş bir teknoloji, kopya çekme yöntemleri, donanımlı cihazlar vs. yoktu tabii. Sınav yapmak için Pentagon’a girer gibi önlem almaya gerek yoktu. Ama bu sene böyleyse, ileriki yıllarda ne olacak? İllaki teknoloji akıl almaz boyutlara erişecek ve isteyen, kimsenin ruhu duymadan kopya çekebilecek. O zaman ne yapacağız?

Milleti çıplak mı sınava sokacağız? Aslına bakarsanız bu konu artık ‘güvenlik’ konusu değil. Bu bir ‘ahlak’ konusu. Bir tek KPSS’de değil ki, en sıradan sınavda bile herkes ilk fırsatta kopya çekme peşinde. Sadece sınavlarda da değil, bizde, hayatın her alanında ‘Amaca giden yolda her şey mübahtır ’ ilkesi geçerli. Birbirine inanmayan, güvenmeyen, birbirinden sürekli şüphe eden bir nesil olmuşuz. Hadi bizden geçti, bari yeni yetişen nesillere öğretelim ‘ahlak’ı, etik değerleri. ‘Ahlaklı’ olmayı dinden bağımsız olarak da aşılayabilelim çocuklarımıza. Bunu yapamadıktan sonra, en ala güvenlik önlemlerini alsanız ne fayda!

ÜZENLER VE ÜZÜLENLER

Beren Saat, kafasında beresi, üstünde vücudunun tüm hatlarını gizleyen bol kıyafetleri ve makyajsız yüzüyle bir kız arkadaşıyla dışarı çıkıyor. Giyiminden, halinden, tavrından belli ki tanınmak, göze batmak istemiyor. Ne gam! Magazinciler flaşları yüzünde patlatınca, çekingen bir şekilde, bu kalabalıkta deşifre olmak istemediğini söylüyor. Ama olan oluyor, sokaktaki kalabalık sözlü tacize başlıyor ve ‘Fatmagül, senin suçun ne?’ naraları patlatıyor. Kızcağızı sözleriyle zor durumda bırakıyorlar ve Beren Saat arkadaşıyla birlikte koşarak oradan uzaklaşıyor.

Ne çiğlik... Ne magandalık! Biz ‘Fatmagül’ün Suçu Ne’ dizisinden sonra tecavüz karşıtı mesajların, kadına şiddete karşı verilen tepkilerin artacağını düşünürken, tam tersi oluyor. Şiddet, şiddeti tetikliyor. Tecavüzü bile gayet fantastik, magazinsel bir olay gibi gören yarım akıllılar, şiddeti sözel boyutta sokaklarda sürdürüyor. Olay, ‘Hayranları Beren Saat’i üzdü’ gibi lanse ediliyor ama, üzülmesi gereken sadece Beren Saat değil, çünkü konu sadece onun konusu değil. Üzülmesi gereken, bu ülkede yaşayan tüm kadınlar. Üzen de sadece onun ‘sözde’ hayranları değil, bu zavallı, çarpık kafa yapısının dışavurumu.

Haftanın notları

- Youtube adlı paylaşım sitesinin ülkemizde yasaklanmasına neden olan videolar kaldırılınca, Youtube yeniden kullanıma açılmıştı. Ne var ki, bu videolar, bu kez Türkiye’den ulaşılamayacak bir şekilde yeniden siteye yüklenmiş. Yeniden tüm dikkatler Youtube’a erişimin bir kez daha kapatılıp kapatılmayacağı kararına çevrilmişken, Deniz Baykal’ın videosunun da sitede olduğu ortaya çıkınca Baykal’ın avukatları videoya erişimin engellenmesini talep etmiş. (Şaka gibi! Youtube ile olan ilişkimiz tam bir Aşk-ı Memnu kıvamına geldi. Hani yasaktan önce de hayatımız bu sitede geçiyor değildi ama yasaklanınca daha bir kıymetli olmuştu. Topu topu izleyeceğimiz üç beş klipti ama olay vatan millet meselesine dönüştü. Neyse, bize de ilerde torunlarımıza anlatacak bir Türkiye klasiği daha çıktı)

- Manisa’da, katıldığı bir törende kulağında küpe olduğu için Vali’nin dikkatini çeken ilköğretim öğretmeni hakkında, Vali’nin talimatıyla soruşturma açılıyor. ‘Küresel Isınmaya Tepki’ yürüyüşü yapan ve çevreci kimliğiyle tanınan, 22 yıllık öğretmen Cuma Bey, soruşturma neticesinde Yunt Dağı civarında bulunan bir köye sürgün ediliyor. (Öğretmenlik, sadece kitaplarda yazılanları öğretmek midir? Farklı, yaratıcı, çevreci, dünyaya başka bir pencereden bakabilen öğretmenlere de ihtiyaç yok mudur? Küpeye tahammül edemeyen zihniyet, farklılıklarla bir arada yaşama duygusunu nasıl hazmedebilir?)

(Bu yazı 07.11.2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)