Dink davasının özeti: Yalan, yalan, yalan!

Salı, 09 Şubat 2010 - 05:00

Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinde istihbarat yalanlarına tanıkların yalanları da karıştı. Planlanmasından gerçekleştirilmesine, soruşturmasından yargılamasına kadar her aşaması yalanlarla örülü olan Hrant Dink cinayeti davasına yeni bir yalan halkası daha eklendi.

Dün İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirilen duruşmaya ilginç bir tanık katıldı.

Bu isim katil Ogün Samast’ın cinayeti işlemek amacıyla İstanbul’a geldiği 17 Ocak 2007 günü buluştuğu üç isimden birisi olan Turhan Meral’di.

Hiçbir şeyi hatırlamadı

Meral ilk kez dinlenmiyordu. Cinayetten 12 gün sonra 2 Şubat 2007 günü de polise ve savcılığa ifade vermişti. Dünkü ifadesinde ise en çok telaffuz ettiği kelime ‘hatırlamıyorum’ oldu.

Meral, Ogün Samast ve diğer üç kişi ile bindiği otomobilde gördüğü tabancayı hatırlamıyordu.

Katil Samast’ın “Bir adamı öldürmeye geldim” dediğini de hatırlamıyordu. Hrant Dink’in fotoğrafını gösterdiğini, cinayetten sonra arkadaşlarıyla, kimseye bir şey söylememe konusunda aldıkları kararı da.

Oysa, cinayetten 12 gün sonra verdiği ifadelerde bu bilgileri kendisi dile getirmişti. Şimdi ise hiçbir şey hatırlamıyordu.

Hatırlayamazdı, çünkü sanık sandalyesinde oturan katil Ogün Samast, mahkemenin huzurunda tanığa “Hatırlamıyorum de!” şeklinde, ancak çok yakındakilerin duyabileceği şekilde telkinde bulunuyordu.

Duruşma arası skandal!

İşin skandal boyutu duruşma arasında yaşandı.

Bir arada olmaması gereken sanıklarla tanıklar duruşma salonunda jandarmanın gözetiminde sohbet ediyorlardı.

Sonra duruşma başladı ve herkes rolünü oynamaya başladı.

Turan Meral’den sonra Orhan Özbaş tanıktı.

Özbaş, diğer tanık Meral’in hatırlamadığı bir ayrıntıyı da anlattı: “İstanbul’a geldiğinde aradı. Sonra Adapark’tan aldım. Eyüp ve Gazi mahallelerine gittik. Resim gösterdi. Hrant Dink’in resmiymiş herhalde. Vuracağını söyledi.”

İşte, cinayetten ancak üç yıl sonra bazı ayrıntılar ortaya çıkmaya başlıyor. Geciken adalete ne denir?

Polis cinayeti aydınlatacak tanığı evinde unutur mu?

Bugünkü duruşmada yaşlı bir kadın gizli tanık olarak dinlenecekti. Hrant Dink vurulduğu sırada olay yerinde olduğu, kamera kayıtlarıyla belirlenen gizli tanık, katil Ogün Samast’ın olay yerinde tek başına olmadığını açıklayacaktı. Ama gelin görün ki, polisin de unutkanlığı tuttu! Gizli tanık evinde polisin kendisini mahkemeye götürmesini bekliyor, mahkeme de gizli tanığı.

Ama tanık ortada yok. Şimdi soru şu: İsmi polisin eline geçen ve bu duruşmada dinlenemeyen gizli tanığın güvenliği tehlikeye atılmış olmadı mı?

Bu tanık ifade değiştirirse ya da güvenliği tehlikeye girerse sorumlusu kim olacak?

Bu cinayet artık TBMM’nin işi

Faili belli ya da meçhul olsun, siyasi kimlik taşıyan cinayetlerin bir ucu devlet kurumlarına dokunuyorsa orada adalet sağlanmasından söz edemezsiniz.

Bunun için Yazar Sabahattin Ali, savcı Doğan Öz, gazeteciler Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Uğur Mumcu ile DİSK eski genel başkanlarından sendika başkanı Kemal Türkler’in de aralarında bulunduğu öldürülen kişilerin aileleri ve yakınlarının Hrant Dink davasına katılımını ve yaptıkları basın açıklamasını dikkatle dinlemek lazım.

Bu aileler yüreklerindeki yangının dinmesi için hep tetikçinin arkasındaki gücü ortaya çıkarmaya çalıştılar. Ama başarılı olamadılar. Dink cinayeti bu aileler için de umut oldu. Çünkü devlet kurumlarının bir cinayetteki rolleri ilk kez gözler önüne bu kadar açık seriliyor. Artık gerçeklerin saklanmaya çalışıldığı çuval patladı. Gerçekler ortada.

Dink cinayeti ve diğerleri hakkında ‘yürütmenin’ emrindeki inceleme ve soruşturma birimleri sorunu çözmediği gibi sorunun parçası haline geldiler. Artık TBMM’nin bu işe el koyma zamanı geldi. Aileler perşembe günü TBMM’de Meclis Başkanı ve siyasi parti gruplarıyla görüşüp faili meçhul cinayetlerle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasını isteyecekler. Onlara destek olmak yalnızca bizlerin değil, TBMM’nin de başlıca görevi.