Dior'un teklifini reddedip İstanbul'a dönmeyi seçti

Bakteri' adlı koleksiyonuyla dünyanın dikkatini çeken modacı Gül Ağış hoş bir sohbet...

a
a
Cumartesi, 18 Eylül 2010 - 05:00


Dior'un teklifini reddedip İstanbul'a dönmeyi seçti

Röportaj: Seral Cumalı

scumali@posta.com.tr

Fransız moda devi Dior’un kendileriyle çalışması için yaptığı teklifi reddeden modacı Gül Ağış, geçen ay düzenlenen İstanbul Fashion Week’te sunduğu ‘Bakteri’ isimli 2011 İlkbahar-Yaz Koleksiyonu ile adından çok söz ettirdi. Hatta Amerikan Elle’i moda haftasının sonunda yaptığı değerlendirmede, “İstanbul Fashion Week’te valizimize koymak istediğimiz parçalar vardı; Gül Ağış, Bora Aksu ve Zeynep Tosun’dan” diye yazdı. Moda tutkunlarını yeni kavramlarla tanıştıran Gül Ağış’ın Lug Von Siga markası sadece kıyafet sunmuyor, mesajlar da veriyor...

‘Bakteri’ adlı defilenizle yabancı basının da dikkatini çektiniz. İstanbul Moda Haftası’nda hedefinize ulaştığınız söylenebilir mi?

Zaten benim gayem yurtdışına açılmak. Yurtdışında hakikaten güzel işlere imza atmak, belli başlı konsept store’larda yer almak. Nasıl Hakan Yıldırım adından yabancı basında bahsediliyorsa benim misyonum da o. Aslında hepimizin misyonu o olmalı. Uluslararası olmak. Yıllarca İtalya’daydım, ama şimdi burada olma nedenim Türk modasını dünyaya duyurmak. Yüzde 100 bir Türk markasını dünyaya açmak. Fashion Week’te de rakip değil, el ele verip Türk modasını dünyaya duyurmak için birbirimize destek olmalıyız. Çünkü bu bizim dünyaya açıldığımız bir platform.

Siz İtalya’da moda eğitimi aldınız, ünlü İtalyan markası Costume National’de çalıştınız. Hatta Costume National’in 2005 Koleksiyonu’nun adının İstanbul olmasında payınız var. Bu sizin dünyaya Türk modasını tanıtma misyonunuzun başlangıcı mıydı?

Aynen. Bizim çok yaratıcı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Çok farklı noktalarda birikimimiz var. Türk halkının bir renk sağduyusu vardır örneğin. Anadolu’da bir köylü kadına bakarsanız, yeleğinin altına basmasını giyer, öyle bir kombin yapar ki bunu benim diyen modacı yapamaz. Babaannem öyleydi, Anadolu kadınıydı. O renk cümbüşünün o kadar güzel kullanırdı ki... Yurtdışında bir şeyler aramanın bir anlamı yok.

Siz neden yurtdışındaydınız?

Benim amacım sadece profesyonelliği, moda sisteminin işleyişini öğrenmekti. Yaratıcılık zaten insanın içinde. Onu öğrenemezsin, ama sistemi öğrenirsin. Defile nasıl yapılır, nelere gerek var, çizimler nasıl yapılıyor, kumaşların özellikleri nedir gibi. Benim Türkiye’ye dönmemin nedeni, İstanbul’a aşık bir insanım, Anadolu’yu da çok seviyorum. Ve bence Türk tasarımcıları olarak bunu dünyaya çağdaş uygulamalarla sunmamız gerekiyor.

Siz Dior’dan aldığınız teklifi reddedip İstanbul’a dönmüşsünüz. Dior herhalde bir tasarımcının hayali. İstanbul aşkı bu kadar mı güçlüydü?

Sonuçta Dior’da da Dior’un işlerini yapıyorsun, özgün bir yanın çok fazla olamıyor. İtalya’ya giderken tek bir amacım vardı; bu işi çok iyi öğreneceğim ve Türkiye’ye döneceğim diyordum. Bu öğrenme süreci çok fazla sürdü, 4 yıl kadar! Çünkü Costume National beni bırakmadı. Oysa ben defalarca dönmek istedim. Annem vefat edince ve ben “Manevi olarak Türkiye’de olmak istiyorum” deyince karşı koyamadılar. Ben artık hedefime ulaşmış, son zamanlarda doyumsuzluk fazına geçmiştim. Artık yeni bir safha gerekiyordu. 

Dior’un teklifi neydi?

Çok hoş bir teklifti, tabii görüşmeye gitmeden edemedim. Dior bir store line kurmak istiyordu, onun kadın koleksiyonu içindi teklif. Costume National’in çıkış noktasında 2 kişiydik ve o aşamayı çok iyi biliyorum. Bunun için istediler. Orada konuşurken çok enteresan bir şey oldu. “Çok beğendik sizin çizimlerinizi hemen Paris’e yerleşir misiniz?” dediler. Ama benim gözümün önüne hemen İtalya’da geçirdiğim 7 senelik çok zor dönem geldi.

Neydi zorluklar?

Üçüncü dünya vatandaşı gibi Milano’da her sene vizemi yenilemek için kuyruklar bekledim, bakanlıktan onay almaya çalışmak için kuyruklara girdim. Bunları çeken bilir. Aynı şeyleri Paris’te yaşa, arkadaş edin, dilini öğren, oturma izni çıkar, falan, falan. Bir anda dedim ki “Yok, çok güzel bir teklif, çok onur verici, teşekkür ediyorum. Açıklanması zor bir durum ama kabul edemeyeceğim...”

İyi ki de dönmüşüm diyor musunuz?

Çok mutluyum. İyi ki dönmüşüm! Hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Çevrem, arkadaşlarım ve ailem bana destek oldular. Çok fazla inananım var, benim yaratıcı olduğuma ve Türkiye için çok fazla şeyler yapacağıma inananlar var.

Markanızın adı Lug Von Siga... Alman soylusu ismi gibi, yurtdışına açılma hedefinin yarattığı bir şey mi?

Değil. 15 senedir enerjilerle uğraşan, meditasyon yapan bir insanım. Gül Ağış benim markam olsun istemedim, çok fazla egoyu sevmiyorum. Lug ve Siga’yı buldum, tersten okunuşu ismim ama bir eksik vardı. Von’un da sound’unu çok severim, bir anda onu da araya koydum.

Son İstanbul Fashion Week’te, ‘Bakteri’ koleksiyonunuzda bakterilerle modayı yorumladınız. Bu ikisini birleştirmek nereden çıktı?

İngiltere’de Susan Lin diye bir kadın bakteriden elbise yapıyor. Adı bio couture. Bio couture diye yeni başlamış bir akım var. Benim çok ilgimi çekti. “Nasıl olabilir?” dedim. Beni çok heyecanlandırdı ve bunu işlemek istedim.

Bio couture akımını biraz anlatır mısınız?

Susan Lin bir modacı değil, bir bilim kadını. Tamamen doğal ortamda bakteriyi büyütüyor. Büyüyen bakteriden elbise yapıyor. Bu aslında bio bir olay.

Bu akımın ne kadarını koleksiyonunuzda yansıtabildiniz?

Önce evde kendim yapmaya çalıştım ama olmadı. Sonra bunu baskılarla, desenlerle vermeye çalıştım. Baskıların, desenlerin hepsini kendim yaptım. Antibakteriyel kumaşlar kullandım. Çok eğlenceli bir dönemdi benim için.

Anti bakteriyel kumaşın üstünlüğü nedir ve içeriğinde ne vardır?

Anti bakteriyel kumaşın üstünlüğü ve özelliği suyu dışarıdan geçirmez teri tutar. Yazın serin tutar, leke geçirmez. Üşümeye karşı askeriyede de kullanılır.

Bakterilerin nesinden etkilendiniz?

Bakterilerin kendi kendilerine varolma biçimlerinden etkilendim. Bakteriler kendi aralarında çoğalıyor ve başka bir organizmaya ihtiyaç duymuyorlar. Koleksiyonumda ayrıca her parça kendi kendine varolabiliyor.

Koleksiyonu kısaca nasıl tarif edersiniz?

Mesajı olan koleksiyon seviyorum. Yoksa herkes elbise yapıyor. Bence özgün olmanın yollarından bir tanesi de toplumda farkındalık yaratmak.

 Koleksiyondaki parçaların fiyatları nedir?

250 lira ile 2000 lira arasında fiyatlar değişiyor.

Beğendiğiniz modacılar kimler?

Hüseyin Çağlayan’ın duruşunu çok beğeniyorum. Kavramsal moda yapıyor. İşleri kalıcı ve dikkat çekici. Helmut Lang’ın duruşunu da çok beğeniyorum. Viktor & Rolf çok uçuk işler yapıyor ama o da dikkat çekici ve enteresan. Costume National’i çok beğeniyorum.

Siz kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Daha başındayım, onlar gibi olmaya çalışıyorum. Ben de güzel işlere imza atmak istiyorum. İnşallah ilerleyen yıllarda hedefim sadece defile yapmak değil, çağdaş müzelerde de işlerimin yer alması. Markam daha bir senelik. Çok hızlı bir yükseliş yaptım Türkiye’de. Ben bunu dünyada başarmak istiyorum.

İşten arta kalan zamanlarda ilgi alanlarınız neler?

4 kere Hindistan’a gittim. Osho aşramlarında kaldım. Bunları tamamen hobi ve kendim için yapıyorum. Meditasyonla uğraşmayı seviyorum. Bu konuda yüzlerce kitap okudum. Aşramlarda herkesin seçtiği bir meditasyon vardı. Ben çiçek sulamayı tercih ettim. Kimisi de mutfakta bulaşık yıkıyor, yemek yapıyordu. Meditasyonun mesleğime yardımcı olduğunu düşünüyorum. Hayatım daha çok meditasyon ve araştırma üzerine geçiyor. Güzel bir yaşantım olduğuna inanıyorum. Ne istersem yapıyorum. Okuduğum bir kitapta, “Yavaşlatın” diyor. Şimdi bunun üzerine çalışıyorum...

3