Dişçi koltuğunda açar güller

a
a
Cumartesi, 25 Aralık 2010 - 05:00

Bu becerikli ve sevecen ufacık ellerle ne güzel Hereke halıları dokunurdu. Ama Güneş Par dişçi olmayı seçti. Farketmez, aynı sabır, ustalık ve şefkat... Anadoluhisarı’nın “Güneş Abla”sını sorun, herkes sever. Görevini kızı Güzin’e devreden yılların “Muhtar Ana”sı Nazmiye Korkmaz gibi, kırlaşan saçıyla her zaman pek zarif doktor hanım da 35 yıldır bu şirin semtin vazgeçilmezleri arasında. İlk kez dişçiye götürülen haşarı yaramazdan kanal tedavisinden korkan hanıma, protezi kırılan yaşlı emekliye kadar her kuşak onun muayenehanesinden sevinçle ayrılmıştır. Verilen küçük molalarda, işi biten ya da sırası gelenle birlikte paylaşılan bir fincan sütlü kahve insanda stres bırakmaz. Bekleme salonunun duvarlarını süsleyen nefis fotoğraflar Güneş Hanım’ın size sunduğu dünyanın dört bir yanından insan manzaralarıdır. İstanbullu baba ve anneden Kütahya’da doğdu Güneş. Babası Kütahya’nın ilk diş hekimiydi. Ailesi sanata düşkündü. İstanbul hasreti çeken, evin her yanını bu kentin fotoğrafları ve minyatürlerle dolduran Anadoluhisarlı annesi güzel resim yapardı. Kütahya’da deniz yoktu ama “Günbatımını birlikte seyreder, evde resim yapardık”. İlerde kızkardeşleri Günseli’nin (Kato) Japonya ve Türkiye’de tanınan bir ressam, Işık‘ın (Işıko) Almanya’da ünlü bir tekstil tasarımcısı olmasının tohumları daha o günlerde atılmıştı kuşkusuz. İlkokula 6 yaşında başlayan Güneş kızımız, boş zamanlarında babasının muayenehanesine gitmeyi severdi. Babasının hastaları nasıl tedavi ettiğini izler, sonra da bir köşede, eline geçirdiği alçı, mum ve protez parçalarından heykelcikler yapardı. 1968’de Marmara Üniversitesi Dişçilik Fakültesi’ni kazandı. Babası da artık İstanbul-Acıbadem’e taşınmaya karar veriyordu. Güneş’in annesi İstanbul’a, ilerde aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi’nin grafik bölümünde okuyacak kardeşleri de Anadoluhisarı’ndaki anneannelerine kavuşma sevincinden uçuyorlardı.

Dişçi kızıydı dişçiyle evlendi

Güneş, fakültenin ilk sınıfındayken Kütahya’daki aile dostlarının oğlu da aynı fakültede öğrenciydi. Gürel “Abi”, Güneş’i himayesine alacaktı. Aslında Güneş’ten hoşlanmıyor değildi ama... Gürel abimiz okulunu birincilikle bitirip Almanya’da çalışmaya başlayınca görüşmez oldular. Güneş de 1974’te mezun oldu ve 22 yaşında muayenehanesini açtı. Nerde mi? Elbette Anadoluhisarı’nda. Dişçiler Güneş Hanım’ın yaşamında hep olacaktı. Çünkü iki yıl sonra tatil için İstanbul’a gelen, hediye olarak da dişçi maskesi, eldiven ve diş ipliği getiren, birkaç gün sonra da mahcup mahcup ailesinden onu resmen isteten Gürel Bey’le hayatını severek birleştirecekti. Tek çocukları Can da ilerde dişçilik okuyacaktı. Evlendikten sonra o da Almanya’ya gitti. Kocasının çalıştığı hastanede işi hazırdı. Lakin bir-iki yıl sonra Güneş Hanım’ın İstanbul hasreti tavan yaptı. Sonunda, 1981’de bizim gurbetçiler kesin dönüş yaptılar. Bu kez, Güneş Hanım, boş kalmasın diye Hisar’daki muayenehanesine geçen babasıyla birlikte aynı mekanda tam 19 yıl icra-ı sanat ettiler. Babası, 2000 yılında dişçiliğe paydos dediğinde 80 yaşındaydı. Güneş Hanım artık semtin tek dişçisi. Gürel Bey, Çengel’de hasta bakıyor. Oğulları ise bir özel hastanede çalışıyor.

Sanat aşkı kanında var

Par çifti gösterişten, hırstan uzak, kendi halinde, sakin bir yaşam sürer. Dostlarını ihmal etmezler ama kimseyle de “mırç mırç” olmazlar. Organik sebze ağırlıklı, bol zeytinyağı, çeşit çeşit peynir, tam tahıllı ekmekle sağlıklı beslenirler. 15 yıldır kasap masapla da işleri yoktur; nadiren tavuk eti yerler. Mealen, vejetaryendirler efendim. Doğallığı ve doğayı severler. Bol yürüyüş yapar, bisiklete biner, yüzerler. Sigara, içki kullanmazlar. Dizi değil, National Geographic belgesellerini izlerler. Öf yahu, bu ne mükemmellik! Gelgelelim, her daim sevimli ve neşeli olan Güneş Hanım’ın tek zafiyeti kahvedir. Bir de internet bağımlısıdır; çeşitli ülke fotoğrafçılarının neler çektiğine pek meraklıdır. Haftada sadece üç gün çalışır: Pazartesi, çarşamba ve cuma. Boş günlerini, birkaç yıl önce babalarının ölümüyle yalnız kalan annesi ve kardeşleriyle geçirmeyi ihmal etmez. Aynı mahallede oturan ama yoğun tempoda çalışan dişçi oğlumuzla da fırsat buldukça “birbirlerini yoklarlar”. Yıllık tatillerde ise, Anadolu’da bir yer olmazsa, muhakkak Faruk Pekin’in yurtdışı kültür turlarına abonedirler. İran’dan Tibet’e, Çin’den Yemen’e 40’a yakın ülke gezmişlerdir. Sırada Afrika’nın klişe olmayan destinasyonları ve Asya’nın örneğin, Bhutan gibi, pek bilinmedik yerleri var. Güneş Hanım eşiyle birlikte çıktığı gezilerde çektiği fotoğrafları büyütür, duvarına asar, isteyen dostlarına kopyalarını hediye eder. Ayrıca Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın Beyoğlu Akbank Kültür Mekezi’nde düzenlediği slide-show’larda gösterir. Şimdi de fotoğraf sergisi açmayı düşlüyor. Dedim ya, sanat sevgisi bu ailenin kanına işlemiş bir kere.