Diziler mi toplumu, toplum mu dizileri etkiliyor?

Diziler Türk toplumunun en önemli gündem maddelerinden olduğu gibi artık sosyal yapıyı da belirliyor. Ve bu noktada insanın aklına şu sorular geliptakılıyor: Diziler ve onları oluşturan hikayelerdeki değerler toplumun yansıması mı?

Pazar, 28 Mart 2010 - 05:00

Diziler mi toplumu, toplum mu dizileri etkiliyor?

HABER: MERVE ÖZAYTEKİN-EYLEM KESKİN
Aşk böyle yaşanmıyor

Çağla Şıkel: Dizilerin birçoğu klasik eserlerden yola çıkılarak çekiliyor. Sıra dışı şeylerden bahsettiklerini düşünmüyorum. İlginç hikayeler olması seyirciyi çeker tabii ki ancak günümüz aşklarının böyle yaşandığı anlamına gelmiyor.

Yasak olan reyting alıyor

Nilgün Belgün: Doğru ya da yanlış diyemem, çünkü bu ilişki tarzı gerçek hayatta da artık mevcut. Eski zamanda yaşanan ilişkilerle şimdiki zaman ilişkileri arasında çok fark var. Bugün ilişkiler daha laçkalaşmış durumda. Dizilerde gördüklerimiz yaşanmamış şeyler değil. Toplumun içinde bunlar yaşandığı için dizilerde de görüyoruz. Yasak ilişki de her zaman reyting aldığı için dizilerde yerini buluyor.

Sorunsuz olan seyredilmez

Ekin Atalar: (Kavak Yelleri’nin senaristi): İki karakter birbirini sever, kimse evlenmelerine karşı çıkmaz, evlenirler. Çocukları olur, her şey harikadır, mutlu mesut yaşarlar. Bu kadar sorunsuz ve mutlu bir hayatı kimse takip etmez.
Tabii ki araya çeşitli olaylar girecek, birbirlerinden kopacaklar, tekrar bir araya gelmeleri imkansız olacak, sonunda birleşecekler ya da ayrılacaklar. Karakterlerin önüne çıkan engeller bir diziyi izlenilir kılıyor. Aldatma da bu engellerden sadece birisi.
Bir dizinin en az bir sezon süreceği varsayılır. Bu da takriben otuz dört bölüm demektir. Dolayısıyla, dizilerde anlatılan ilişki biçimleri karmaşık olmak zorundadır. Bu sadece aşk ilişkileri için değil, her türlü ilişki formatı için geçerlidir.
Aşk, tabii ki daha ilgi çekici çünkü Türkiye’de dizileri daha çok kadınlar seyrediyor. Ama dizi gerçek hayat değildir. Ben hiç kimsenin bir dizi karakteri aldatıyor diye gidip birlikte olduğu insanı aldattığını duymadım.

Zaten kültürümüzde ilişki karmaşası yaşanıyor

Nebahat Çehre: ‘Aşk-ı Memnu’ Osmanlı döneminde yazılmış bir roman. Dünya kurulduğundan beri medeni insanlar arasında belki de yanlışlık diyebileceğimiz duygusallıklar yaşanmış. Bugün ekrana aktarılan aslında gerçekte yaşanan olaylar.
Gençlik dizilerinde bu tarz ilişki karmaşası yaşanıyor. Çünkü bugünün gençleri de zaten böyle bir yaşam sürüyor. Gençler ya aradıklarını bulamadıkları için ya da aradıklarını çok rahat buldukları için mutlu bile değiller.
Zaten kültürümüzde de berdel diye bir evlilik töresi var. (Bir aile başka bir aileden gelin almak için kendi kızını veriyor). Ya da erkek ölünce kadın diğer kardeşle evlendiriliyor. Senaristler de gerçek olanı değerlendiriyor. Toplumun bu tarz dizilerden etkilenip etkilenmemesi kişilerin kendisine bağlı. Hatta toplumun bu dizileri görüp kendine ders çıkarması ve yapmaması gerekeni görmesi lazım.

Türkiye’nin yarısı onlar gibi yaşıyor

Aşkın Nur Yengi: Aslına bakarsanız Türkiye’nin neredeyse yarısı aile yapısı olarak dizilerdeki gibi yaşıyor. Bu durum bir yandan ilişkilerde yaşanan mutsuzluk, ne istediğini bilmemekle çağdaş yaşamın getirdiği bir sonuç. Bu da mutsuzluğa neden oluyor.
Bunlar var olan ama açığa çıkıp göz önünde yaşanmayan, kişilerin sadece yakın çevreleri tarafından bilinen ilişki şekilleriydi. Aslında aşk buralara gelmedi, zaten böyleydi. Aşkın daima kendi içinde fırtınası vardır.
Daha önce bu tür içeriği olan diziler çekilmiyordu. İzlediğimiz birçok dizideki aşk karmaşası aldatma, aldatılma gibi konular bugünün ilişkileri değil ki! Halit Ziya Uşaklıgil bugünleri tahmin ederek yazmadı Aşk-ı Memnu’yu. Ama aşkın da kendi içinde bir ahlakı var, bozmamak gerekir.
Diziler biraz bu ahlakı zorluyor. Dizilerde yaşananlar Türkiye’de olmayan şeyler değil. Benim kızım şu anda film izleyebilecek bir yaşta değil. Ayrıca izleyecek yaşta olsa bile bunları izlemeyi tercih edeceğini sanmıyorum.
Ben de bu tür dizileri izlemiyorum. Eğer Nazlı izleyebilecek yaşta olsaydı eminim onunla birlikte çok daha eğlenceli ve keyifli programları izlerdik.

Merak ettiğimiz için izliyoruz

Deniz Akçay (Küçük Kadınlar’ın senaristi): Dönem dönem bazı tür dizilere talep oluyor. Bir türün başarılısı yapıldığı zaman elbette takipçileri de oluyor. Arz-talep meselesi yani. Bir de Aşık Veysel’in sözünü hatırlatmak isterim ‘Seven kavuşamaz, adı aşk olur’.
Galiba kavuşulamadığı noktada izleyiciye haz veren bir hikaye haline geliyor aşk. Bu yüzden de senaryolar çetrefilli hale getiriliyor. İzleyicinin bu tür aldatma hikayelerini içselleştirerek izlemediğini, sadece merak duygusunu kaşıdığı için takip ettiğini düşünüyorum.
Bir dönem BBG evleri nasıl bir duyguyla takip edildiyse izleyiciler birilerinin hayatını dışarıdan nasıl gözlediyse, şimdi bu dizilere de öyle yaklaşıldığını görüyorum. Bu yüzden de bence genel kanının aksine, bu tür diziler izleyici üzerinde olumsuz bir etki yarattığını düşünmüyorum.
Televizyonun en güzel yanı bizi esir almasını istemediğimiz noktada kapatabilecek olmamız. Dizilerin bu kadar takip ediliyor olması izleyicinin tercihi. Elbette başka şekillerde de vaktimizi değerlendirebiliriz ama dünyanın her yerinde insanlar akşam eve yorgun geldiklerinde kafalarını yormayacak, kendilerini oyalayıp eğlendirecek ürünlere yöneliyor.

Televizyon en kolay ulaşılır eğlence aracı. Diziler de süreklilik arz ettiği için bir noktadan sonra izleyiciyle arasındaki mesafe yok oluyor ve karakterler sanki izleyicilerin içinden birileriymiş hissi yaratıyor. Bu da elbette günlük hayata etki ediyor.
Bunun doğru ya da yanlış olduğunu bilemem ama takip etmek istemediğimiz noktada kapatma özgürlüğümüzün olması onu zararsız bir eğlence aracı haline getiriyor.

Gerçekler kalitesizce ekrana yansıyor

Zeki Alasya: Dünyanın her yerinde gerçek hayatta ilişki karışıklığı yaşanıyor. Hal böyle olunca dizilerde gösterilenin gerektiği şekilde olmasını bekleyemeyiz. Gerçek hayatta ne varsa dizilere yansıması mutlaka olacaktır. Ama buna Amerikalılar farklı yorum getiriyor, İngilizler daha tutucu olarak gösteriyor, Kuzey ülkeleri ise seksi ön planda tutuyor.
Türkiye’de ise gerçek hayatta olanlar kötü ve ilkel şekilde gösteriliyor. ‘Daha fazla nasıl reyting alırız’ diye düşünerek olaylar abartılarak gösteriliyor. Gerçek hayatta yaşananların daha kaliteli olarak ekrana yansımasını isterdim. Kavga dövüşte bile ayarımız yok. Bu abartı da toplumu kötü yönde etkiliyor.
Yetişkinler istemezlerse dizileri seyretmez ama gösterilen her yanlış özellikle çocuklarımızdan başlayarak genç yaştaki herkesi çok etkiliyor.

‘İzleyici aldatmanın sonuçlarını dizi izleyerek deneyimliyor’

Oyuncu psikoloğu Pınar Toker:

Çoğu dizide yasak ilişkiler var. Aldatmaların çoğu yakın arkadaşla ve hatta akrabalarla yaşanıyor. Sizce neden?

İlişkilerde sadakat kelimesi nostaljik bir kavram gibi algılanıyor artık. Çünkü aldatmak çağın hastalığı. Bir yarışma havasında, yakın arkadaşlar birbirlerinin sevgilileriyle mutlu olup olmayacağının hesabını yapıyor.
Bunun nedenleri arasında doyumsuz ve kolaycı bir toplum olmaya doğru gidişimiz sayılabilir. Eskiden iyiyi kötüyü birlikte paylaşabilen çiftler şimdilerde zor zamanları birlikte atlatıp ilişkiye emek harcamak yerine bir dere gördüklerinde bir başka ata atlayıp oradan kaçmaya çalışıyor. İletişim kurmaktan kaçınan çiftler, sorunlarına çözüm bulmak yerine sorun olmadan kısa ilişkiler kurarak bir tür kaçış yolu buluyor.
“Cazibesini kaybetti, heyecan bitti” gibi sözler hedonist yaşam tarzının sıkça kullanıldığı kaçış planlarıdır.

Bu diziler neden çok seyrediliyor? Bu hikayeler neden çok kullanılıyor?

Aldatmanın dizilerde bu kadar çok yer almasının iki nedeni var. Birincisi, çatışma ve kaos seven bir toplumuz. Bir yerde bir kaza olsa izleyiciler yüzünden trafik kilitlenir ya da bir kavga görsek durup seyrederiz.
Aldatma, bir dizide yer alınca izleyiciye bir dolu malzeme çıkıyor. ”Ne olacak şimdi? Ortaya çıkacak mı?” gibi. Bu durum izleyicinin meraklı hallerini tetikliyor. İkincisi, ilişkilerde bir tür yetinememe durumu söz konusu. Sadakat kavramı erezyona uğradı. 80’li yıllarda yaşamımıza giren ‘hayat arkadaşı’ kavramı ile birlikte cinsel hayatta bir özgürlük geldi.
Fakat hızla artan arkadaşlık siteleri filan derken ipin ucu cidden kaçtı. Artık aldatma denen yasak meyve semt pazarlarına çıktı!

İzleyici bu durumdan nasıl etkileniyor?

Aslında bakarsanız gerçek hayattan kesitler sunan sabah dertleşme programları dizilerin ‘senaryo’larından çok daha çarpıcı. Diziler mi gerçek hayattan etkileniyor, yoksa gerçek hayat mı dizilerden etkileniyor bu biraz yumurta tavuk hikayesine dönüşmüş durumda.

Aldatma isteğini mi tatmin ediyor diziler?

Dizi karakterleri ile izleyicinin özdeşim kurması mümkün. İzleyici böylesi bir deneyimin nasıl sonuçlanacağının merakını güvenli bir ortamda tecrübe etmiş oluyor.
Diziler ve filmler farklı yaşam tarzlarını gözlerimizin önüne serer. Bir katil olursanız işiniz çok zordur ama katille özdeşim kurarsanız sorun kalmaz. Kendini oturduğun koltukta aldatan kadının ya da adamın yerine koymak heyecan vericidir. Üstelik başınız belaya da girmez.

Bu tip ilişkiler gerçek aşkı yok mu ediyor?

Aşk kavramı şekil değiştiriyor. Artık kişinin fiziksel tutkularına hakim olamadığı, kısa süreli fiziksel doyumun ön planda tutulduğu ilişkilere de aşk deniyor.
Üstelik duygusal derinlikler son derece gereksiz bir teferruat olarak görülüyor. Sadakat beklemek sanki kişinin özgürlüğünü kısıtlamak gibi algılanıyor. Gerçek aşk iki kişi arasında yaşanan muhteşem bir bütünleşme, bir eşleşme iken, şimdilerde özellikle kadınlar aldatılmayı iyice sineye çekmiş durumda. Onlar yolcu ben hancı bakışıyla yaklaşıyorlar olaya ilişkiyi sürdürebilmek için.

Uzun vadede yozlaşmaya neden oluyor
Uzman Psikolog Şirin Hacıömeroğlu- Davranış Bilimleri Enstitüsü:

Neredeyse bütün dizilerde bir ilişki karmaşası yaşanıyor. Bu karmaşık ilişki durumu insanları nasıl etkiliyor sizce?

Medyanın insan algısı ve değer yargıları üzerindeki etkisini kanıtlayan birçok araştırma bulunuyor. Diziler de bu etkiyi ileten en önemli yollardan biri bence. Hem bu dizilerde iletilen mesajlar insanları etkiliyor, hem de bu diziler toplumdaki insanların ilişki yapısından etkileniyor.
Bu şekilde de iki yönlü bir etkileşim oluştuğunu düşünüyorum. Her ilişki böyledir diyemeyiz, ama farkında olmadan dizilerden etkilenildiğini de düşünüyorum. Bu karışık ilişki durumlarını televizyonda izlemek bunu normalleştiriyor, alışmamıza neden oluyor. Belki önceden kabul edilemeyecek bir durumu bir süre sonra kanıksamaya ve normal görür hale geliyoruz.
Bu olumlu bir şeydir; bakış açısını geliştirir, esnek düşünmemizi sağlar ama bazı durumlarda da yozlaşmaya neden olabilir. Medyada sağduyu çok önemlidir.

Diziler ilişkiler için bir örnek teşkil ediyor mu?

Evet, ediyor bence. Özellikle de ergenlerin, bu tarz etkilere daha açık olmaları ve kimliklerini bulmaya çalıştıkları bir dönemde olmalarından dolayı dizilerden etkilenme ihtimali daha fazladır.
Diziler toplumun aynasıdır bence; toplumun temel eğilimlerini, bakış açısını, değer yargılarını gösterir. Popüler kültürdür. Suya atılan bir taşın etkisinin dalga dalga yayılması gibi dizilerin etkileri de uzun vadede toplumun yapısını şekillendirecektir.

İlişkiler gittikçe karmaşık bir hal mi alıyor?

Bence karmaşıktan ziyade basit bir hal alıyor diyebiliriz. Yani dışarıdan bakıldığında çok karmaşık ama kalite olarak baktığımızda çok basit; derinlikten yoksun, içi boş, samimiyetsiz ilişkiler yaşanıyor neredeyse. İlişkilerde saygı azalmakta, kof sözler söylennmekte, anlık tatminler öncelik kazanmakta.

Sizce neden böyle oldu?

Çağın getirdiği kolaylık aşk ilişkilerine de yansıyor. Bilgiye ulaşım çok kolay, dünyanın her yerine gitmek çok kolay, iletişim kurmak çok kolay, insanlarla tanışmak çok kolay.
Dolayısıyla tüketmek de çok kolay. Bu tüketim çılgınlığının ilişkilere de yansıdığını düşünüyorum; bir şeyi elde etmek çok kolay olduğunda, elden çıkarmak da o kadar kolay olur; çünkü kişi için değeri azdır. Eskiden daha az olan şeyler daha değerliydi, üzerine titrenirdi, elden çıkarılmazdı uzun zaman.
Mektuplarla haberleşilen, pastanelerde gizlice buluşulan, el ele tutuşmanın hayalinin aylarca sürdüğü zamanlarda yaşanan aşklara emek harcandığı için çok daha fazla duygusal yatırım yapılıyordu ve önemseniyordu ilişki.

Aşkı yeniden mi tanımlamak gerekiyor?

Aşk tanımı her çağda, her kültürde, bin yıllardır aynıdır... Aşkın nasıl yaşandığını belki yeniden tanımlamak gerekir. Neyin önemli olduğunu, kolaylık ve anlık zevk uğruna ne bedeller ödendiğini fark etmek, duyguların, davranışların sorumluluğunu almak gerek bence.

Aldatmak gittikçe popülerleşiyor ve normalleşiyor gibi. Neden?

İnsanlar artık ilişkilerinden kolay kolay tatmin olmadığı için (romantik film veya dizilerin pompaladığı ilişkilere dair realist olmayan beklentiler, derinleşmeyen bağlar, dışsal faktörlere para, statü, güzellik- daha fazla önem verilmesi yüzünden), elindekini güzelleştirmek yerine daha kolay olan yeniye yöneliyor.

Çatışma çıktığında nasıl sağlıklı bir şekilde başa çıkılacağını bilmediklerinden, hayat şartları maddi anlamda zorlaştığından, insanların çok daha uzun saatler çalıştıkları ve bu bağlamda ruhlarını besleyecek şeylere daha az zaman ayırmalarından dolayı zevki, heyecanı, sıkılmışlıktan kurtulmayı aldatma ile yaşayabiliyorlar.

Aldatma artmakta bana kalırsa. Ayrıca medyada da aldatmanın çok popüler bir konu olması bunu normalleştiriyor. ‘Herkes aldatıyor zaten, ben neden yapmayayım?’ düşüncesi yaygınlaşıyor.

“Bu dünyanın gidişatı kötü” diyoruz, ilişkiler de bundan nasibini alıyor galiba?

Tabii ki dünyanın gidişatının kötü olması ilk ilişkileri etkiliyor. İnsanların daha mutsuz, gergin ve endişeli olduğunu gözlemliyorum. Haliyle bu da ilişkilere çok yansıyor.
Sağlıklı iletişim kuramamak, sınır koyamamak, ilişkiye çaba sarf etmemek ve kendini ifade etmemek ilişkilerde yaşanan en önemli sorunlar bence. Aşk da, sevgi de ünlü psikanalist ve sosyolog Erich Fromm’un dediği gibi bir sanattır; üzerinde emek harcanması gerekir, ilgi gösterilmesi, vakit ayırılması, geliştirilmesi gerekir.

Toplumda neler neler oluyor!

Fatma Girik:
Bunlar zaten gazetelerde her gün gördüğümüz, okuduğumuz olaylar. Tacizler, aldatmalar neler neler oluyor! Ben bu durumun 5 yıl programını yaptım. Meydana çıkanlar var, çıkmayanlar var. Toplumda olan şeyleri yapıyorlar.

Seks her zaman dikkat çeker

Cüneyt İnay (Geniş Aile’nin senaristi): Halkımız baldır bacak görmeyi pek sevmez ama mevzu içerisinde dönen seks her zaman dikkatlerini cezbeder. İzleyenler dönen entrikaları onaylamaz, küfreder, kınar ama yine de merak eder, izler.
Bu bardağı duvara dayayıp yan komşuyu dinlemek gibi bir şey. İşte bu da uyanık senaristler tarafından çözülünce geriye yazarlık veya yetenek gerektiren bir iş kalmıyor, her şey katiplikle yürüyor. Ve bu durum reyting alıyor. Belki de bir kaçıştır insanımız için.
Zaten sıkıntı içindeler, bir de kendileri gibi aç, açıkta sıkıntı çeken insanlar yerine omzu omuz başına denk, sırtı trampet çalan insanların hayatlarını izlemeyi tercih ediyorlar. Bu toplum neleri kaldırdı, iki-üç tane tilkinin al gülüm ver gülümünü mü kaldıramayacak!

7