'Dizilerde tokat sahnesini izlemem, yüzümü çeviririm'

55 yıl boyunca mikrofondan maçları, eğlenceleri, yarışmaları evimize getiren Halit Kıvanç

a
a
Pazar, 21 Kasım 2010 - 05:00


'Dizilerde tokat sahnesini izlemem, yüzümü çeviririm'

RÖPORTAJ: Seral Cumalı
seral.cumali@posta.com.tr

Sizinle ilgili ‘Kanaryaya suyu içirildi, ondan sonra konuşmaya başladı” diye bir şehir efsanesi var. Gerçeklik payı var mı?

Ben 10 aylıkken, ‘çabuk konuşayım’ diye bir komşu içinde kanarya olan kafes getirmiş. Kafesteki suyu ağzıma dökmüşler. Hakikaten konuşmaya başlamışım. Bu kadarı gerçek. Annem bunu Altan Erbulak’a anlattı. O sıralarda Altan’la sahneye çıkıp spontane espriler yapardık.
Altan bunu sahnede, “Halit 10 yaşına gelmiş konuşmamış, kanarya suyu içirmişler konuşmuş. Şimdi ötmeyen kuşlara Halit’in suyunu içiriyorlar” diye espriye çevirip anlattı.

Hangi yönünüzle başlayalım?

Ben de şaşırıyorum. Sokakta çocuğa babası, “Bak İngilizler’i yendiğimiz o maçı bu amca anlattı” diyor. Ya da, “Hani Ayşe teyzen var ya o mankendi, bu amca onu sunmuştu”. Ayşe teyzesi şimdi 70 yaşında. Sonra televizyon tarihimizin ilk yarışmasını sundum. 30’a yakın kitabım da olduğu için “yazar- sunucu” diyorum kendime.

Fenerbahçeli olmaktan başlayalım mı?

Çocukken biraz yürüyünce karşıma Fenerbahçe Stadı çıkıyordu. Onun etkisiyle Fenerbahçeli oldum; başka bir nedeni yok. O zamanlar gazeteler “Nihat Bey’in o güzel kurtarışıyla devre 0-0 bitti” diye yazıyor. Ben böyle bir zamanda futbola gönül verdim.

Taraftar olmak?

85 yaşıma basmak üzereyim. Dargın olduğum tek kişi yok. Kimseye tek bir tokat, yumruk atmadım. Dizilerde çok rahat vurulan tokatı izlemem, yüzümü çeviririm.
Silah sevmem, çocuklara tabanca oyuncak alınmasına karşıyım. Hayat felsefem bu. Bugünkü futbolda yetişsem herhalde futbolsever olmazdım. Bizim zamanımızda tribünde eşek denildiğini bile hatırlamam. Galatasaraylılar’ın şarkısı vardı, meşhur bir türküyü çevirmişlerdi; “Mini mini Fener yem bize” diye. Maç bitince Fenerli, Galatasaylı maç yorumu yaparak Kadıköy vapuruna yürürdü.

Fenerbahçeliyken Galatasaraylı Metin Oktay’a şarkı yazmışsınız...

O hiçbir şey. Galatasaray’ın bütün organizasyonlarında bulundum, birçok futbolcunun jübilesini sundum. Ben fanatizmin karşısındayım; Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı herkesin Halit Ağabey’iyim.

Metin Oktay’ın ağları deldiği maçı siz mi anlatmıştınız?

O maçı Pertev Tunaseli anlattı, Metin Oktay Fenerbahçe ağlarını deldi. Fener 1-0 mağlup. Pazar günü ikinci maç oynandı, ben anlattım. Fener 4-0 yendi. Yani Galatasaray ağları deldi, kupayı Fener aldı.

Çok önemli futbolcularla tanıştınız; unutamadığınız hangisi?

1966 Dünya Kupası. Ünlü Macar futbolcu Puşkaş Macaristan’dan İspanya’ya kaçtı ve İspanyol uyruğuna geçti. Gazeteciler Puşkaş’ı bulamıyor. Tuvalete gittim, Puşkaş yanımdaki pisuarda. Tribüne gelmiyormuş, aşağıda saklanarak seyrediyormuş.

Röportaj yapabildiniz mi?

“Ben Türkiye’den spikerim” dedim, kesik kesik cevaplar verdi; kayboldu. Ertesi gün gazeteler Puşkaş’ın maçı seyrettiğini ama basının onu yakalayamadığını yazdı. Ben yakaladım. Şükrü Gülesin bunu hep, “Yahu ben böyle şey görmedim, adamı çiş ederken bile rahat bırakmadı” diye anlattı.

İlk canlı maç yayınınızı telefonla yapmışsınız; nasıldı?

1966 Dünya Kupası finalini pazar günü Almanya-İngiltere oynayacak. Pazartesi TRT’den, “Maçı naklen yayınlamak istiyoruz” diye telefon geldi. Müracaat ettim; görevli kişi, “Dünya Kupası’nda finalin bu hafta oynanacağı 4 sene önceden belli. Dünya radyoları bütün yerleri kapattı.
Yoksa TRT dün mü haber aldı?” dedi. “Biz teknikte o kadar ileri değiliz, o teknik yeni sağlanmış” dedim. Adam “Sizi sevdim, sempatik bir insansınız ama normal basın tribününde oturma yeri verebilirim” dedi. “Peki; oraya bir de telefon koydurabilir misiniz?” deyince, adam kahkaha attı; “Yoksa maçı telefonla mı anlatacaksınız?” diye. Maç bittiğinde telefonu tuttuğum kolumu yardımla açtım. Kolumun içi mosmordu.

Telefon parasını kim ödedi?

Yalan olmasın, o zamanın parasıyla 50-60 lirayı TRT ödemediği için ben cebimden ödemiştim. “Ple gel bir gol çek...”

Unutamadığınız röportaj hangisi?

1958 Dünya Kupası; ünlü futbolcularla röportaj yapılıyor. Kenarda genç bir çocuk oturuyor. Brezilyalı spiker arkadaş “Bak bu çocuk meşhur olacak. Adı Eston ama ona Pele diyorlar. Konuştuğu anlaşılmaz, köy aksanıyla konuşur” dedi. 17 yaşına yeni girmiş.
Soruyorum evet, hayır diye cevap veriyor. Köyü o kadar fakirmişki, top yerine teneke kutularla futbol oynarlarmış. Tenekeye öyle bir vururmuş ki taşlı yollarda ple ple diye sesler çıkararak gol yaparmış. Herkes “Ple gel bir gol çek” derlermiş. Adını ‘Pele’ takmışlar. O maçta Pele’yi takıma koydular, Brezilya maçı 1-0 kazandı. Herkes Pele ile konuşmamdan notlar istedi, benim röportaj Corriera Della Sport’ta da çıktı, Milliyet’te de.

Sonra da dost olmuşsunuz...

4 senede bir Dünya Kupası kamplarında buluştuk. Spor Bakanı oldu. 2007’de Türkiye’ye geldi, Lütfi Kırdar’da “Bütün dünyaya bir kere daha söyleyeyim, Pele olarak Dünya Kupası’na geldiğim zaman beni tanıyan bir kişi vardı: Burada oturuyor; benim ağabeyimdir” dedi.
Bana ‘Senyor İstanbul’ der. “Cumhurbaşkanı bile bana Halit Ağabey’ der” deyince; “Grand Amigo’ (Büyük arkadaş) ile değiştirdi ismimi.

Tüm zamanların en iyi futbolcusu Pele mi?

Pele’nin futbol ömrü uzun sürdü. 4 Dünya Kupası’nda Brezilya 3 kez kupayı aldı; en az bir iki gol daima Pele’nindir. Pele gibi parlayan olmadı. Şımarık ve topluma ters gelen bir olayı hiç yoktur.

Maradona?

Maradona uyuşturucudan başını kaldırmadı. Maradona’yı da sundum; ama o benim için kötü bir çocuk.

Şimdiki futbolcular

O zaman 60 bin liraya transfer oluyordu, şimdi rakamlar o kadar büyüdü ki. Bir Türk bu para için rahatça gidip Alman olabiliyor. 4 üniversite bitirmiş adam futbolcunun 40’ta birini kazanamıyor.

Maç sunarken de isim unuttuğunuz oldu mu?

Gol oldu; karambol, Ahmet’e koşup öpüyorlar. “Ahmet’in attığı golle takım 1-0 öne geçti” dedim; baktım hepsi Mehmet’e koşmaya başladı, onu öpüyorlar.
Tribünler Mehmet diye inliyor. Hatayı düzeltmedim; oyun devam ediyor, top Mehmet’in ayağına geldi “Mehmet sana bir gol borcum var, ya şimdi hemen at ya da öbür maçlarda borcumu öderim” dedim. Maç bitti, Ahmet; “Baba harika espri yapmışsın, Mehmet’in attığı golü benim attığımı söylemişsin” dedi.

Peki en son televizyonda canlı yayında Mehmet Ali Erbil, ve daha önce aynı şekilde Güner Ümit pot kırmıştı. Sizin oldu mu?

Hiç olmadı. Çok dikkat etmek lazım. O tür sözlerin anlamlarını çok iyi bilmek gerekiyor. Sunucu sahnede pot kırma hakkına sahip değildir. Bana “Kim iyi sunucu?” diye sorsanız, “Bu işi pot kırmadan yapan” derim. Ama ne yazıkki çok değerli saygın arkadaşlarımız zirveye çıktıkları zaman bile oradaki alkışın etkisinde kalıyor; böyle potlar kırıyorlar. Yanlış sözler kullanma nedeniyle birçok sunucu arkadaşımızın başı derde girdi.

Çok yoğun bir hayatınız oldu. Eşiniz nasıl karşılıyordu?

Annem okuma yazma bilmezdi ama beni ortaokulda yaz lisan kurslarına gönderdi. Liseyi bitirdiğim zaman 2-3 dili çat pat konuşuyordum. Ama evlendikten sonra kendimi çok geliştirdim. Eşim eczacı, mesleğimi iyi yapmam için her şeyi yaptı. 1955 Mart’ında evlendim, Eylül’de İstanbul Radyosu’nda mikrofon karşısına geçtim. Ve radyoyu hiç bırakmadım...

Sahnede sunuculuk yaptığınız sıradaki anılarınızda neler var?

30 sene evvel İzmir’de Alsancak Stadı’nda Ali Kocatepe ve Bülent Özveren’in organizasyonunu yaptığı bir konser sunuyordum. Ali, “Bir kız var, harika bir ses ve de beste yapıyor” dedi. Stad ana baba günü; kıza baktım karşıdan, 17- 18 yaşında; “Ya bu kız çiğnenir, şuradan getir yanıma” dedim.
“Şimdi bir hemşehrinizi sunuyorum: Sezen Aksu” diye kızı sundum. Herkes bir ağızdan konuşuyor, statta nasıl bir gürültü var. Şarkıya başladı; ikinci saniyede gürültü kesildi, çıt yok, sahnedeki kızı dinliyorlar. Şarkı bitti, stad yıkıldı. Sezen Aksu’yu ilk sunan oldum ben de.

Başka var mı?

Çok! Ebru Gündeş yeni çıkmış. Kadınlar matinesindayiz. Birden ismi hatırlayamadım; “Evet şimdi kim geliyor sahneye?” dedim. Bütün salon “Ebru Gündeeeeş” diye bağırdı. “Ebru gel bak seni bir değil binbir sunucu sunuyor” dedim.
Birkaç ay geçti, başka yerde yine Ebru Gündeş’i sunacağım. Soyunma odamın kapısı çalındı, baktım Ebru. “Halit Abi yine o espriyi yapar mısın? Çok hoşuma gitti” dedi. “Hangi espriyi?” dedim.
“Hani beni tüm halka sundurdun ya, işte o espriyi” dedi. “Ya ben senin adını unutmuştum” deyince Ebru, “Halit Abi yapma Allahaşkına sen hiç adımı unutur musun?” dedi; kızdı gitti.
Sahneye çıktım, aynı şekilde halka sundurdum. Konser sonunda Ebru, “Halit Abi bir de beni işletiyor, ismimi unutmuş güya” dedi. İnandıramadım bir türlü.

14 Kasım 2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır