Yazgülü Aldoğan

Doğru dürüst yönetin şu memleketi!

Perşembe, 12 Kasım 2009 - 05:00

Hangi birine kızalım? Hükümetin tarih seçimi yanlıştı, muhalefetin müsameresi de gerçeklerden uzaktı. Ortada bir sorun var ve onun çözülmesi lazımsa bunun TBMM’ de konuşulmasından daha doğru ne var? Burada hükümet haklı. Peki 10 Kasım’da görüşülmesine ısrar edip olay çıkarmak şart mı? Burada muhalefet haklı! Ya öncesi? CHP, Başbakanın baş başa görüşme talebini reddetti. TBMM’deki görüşme talebinde de kapalı oturuma hayır dedi. Açık oturumda da seçmene selam kavga çıktı! Herkes hatalıydı! E nasıl çözülecek bu sorun? CHP, “yanlışlığın parçası olmam” diyor ama o zaman yanlışın nerede olduğunu konuşsunlar! Bu sorun çözüm yoluna gitsin. Üstelik dış konjonktür de buna uygun. Daha doğrusu, buna zorlama var. Kuzey Irak değişiyor. Kuzey Irak da artık topraklarının ortasında bir başka ülkeden gelmiş 11 bin kişinin yaşadığı çapaçul bir kampın varlığını istemiyor. Amerika da istemiyor. Bunlar bizim insanlarımızsa onları geri alacağız. Bu kolay iş mi? Değil. Bunun çözümünün oturulup konuşulması, yol yöntem bulunması lazım. Mecliste karton pankart kaldırarak mı olacak bu iş?

Sokağa inmesin

PKK’nın dağdan indirilmesi de konuşulacak elbet. Onlar istiyor çünkü, tam zamanı. Dış destekleri kesiliyor, yalnız kalıyorlar. Bakmayın siz Apo’nun “beni çıkartmazsanız onları indirmem” demesine. İnecekler. Yahu biraz doğru düzgün yönetin şu krizi. Hükümeti, muhalefeti, Başbakanı, Meclis Başkanı. Hangi makamdaysanız, makamınızın ağırlığı ve dirayetiyle. O mecliste yaptığınız kavga sokağa bir yansırsa yangın çıkar, yangın. Erzurum görüntülerini seyrettiniz mi? Bir küçük çocuk öldürüldü vahşice. Erzurum isyanı çıktı! Her benzer olayda ahali yakalandığı varsayılan katili istiyor, linç etmek için. Anadolu, Amerikanın vahşi Batısına dönüştü. Herkesin sinirleri tepesinde. Herkes abartılı ve gereksiz tepki veriyor. Anıtkabir çıkışında Genelkurmay Başkanının ellerine sarılıp ağlayan kadın da sinir krizi geçiriyor, “Genelkurmay başkanı nerede, o da tutuklansın” diye mahkeme kapısında gösteri yapan da!

Halk tedirgin

Anıtkabir’e gidemedim ama Dolmabahçe’ye gittim. Kapıda kuyruklar, odasındaki çiçek yığının üstünde bir sürü mektup vardı! 70 küsur yıl önce kaybedilmiş bir lidere şikayet mektubu yazılıyor! Bu normal değil, insanlar kendilerini tedirgin, güvensiz hissetmese bunu yapar mı? Ülkenin kuvvetler ayrılığına dayanan siyasal sistemi çökmüş. Çoğunluk partisinin sahibi Hükümet, meclisi de, yargıyı da emrinde zannediyor, ülkeyi öyle yönetmek istiyor. Başbakan, kendisini TBMM Başkanının amiri zannediyor, kendisine karşı olduğunu bildiği hakimleri meslekten atmaya çalışıyor. İnsanlar salgın bir hastalığın tehdidi altında, çocukları ateşleniyor, ölmesinden korkuyorlar. İşsizlik, ekonomik kriz bir yandan bastırıyor, ama bu sorunları bırakıp ülke nereye gidiyor diye düşünmekten sinirleri bozuluyor! Birkaç arkadaş buluşup yemek yiyoruz, sürekli ne olacağız sorusu. Sıradan sorunlarımızla uğraşamayacak mıyız hiç? Yazık! Doğru dürüst yönetin şu memleketi!

Müziğin dertlisi Fado!

Ünlü yönetmen Carlos Saura’nın Casa de Fados-Fado Evi filminin özellikle dans görüntüleri arka fonda akarken önde siyahlar giymiş kadınlar Fado söyleyecek. Tıpkı Portekiz’de, Lizbon’da, bir Fado evinde, tahta masada bir testi şarap, gözünüzün pınarında akmayan bir damla yaşla, o siyah saçlarını sımsıkı toplamış, siyah elbisesinin üstüne attığı siyah şalını omzuna sarmış kadının acı dolu müziğini dinler gibi! Fado, bize yabancı bir müzik değil aslında. Dertli müziğe alışık olan Türklere iyi bile gelir. Harbiye Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda bu akşam Fado Evi’nde Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in buluştuğu bu güzel ülkenin acıklı şarkıları var. Rüzgarın sesi ve aşkın acısı, tutkusunu içeren. Sıkıntılarımıza iyi gelebilir!