Doğrudur, Patrik'i çarmıha geriyoruz...

a
a
Salı, 22 Aralık 2009 - 05:00

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun tepkisine katılmıyorum. Patrik haklıdır. Devlet ilgisizliğiyle, verdiği sözleri tutmayarak, 38 yıldır bir Türk kurumunu oyalayarak Patrik’i çarmıha germiştir.

Sayın Dışişleri Bakanımız kusuruma bakmasın, ancak devletimizde çarmıha germe kültürü ve alışkanlığı vardır. Bunu da sadece Patrikhane’ye karşı değil, geçmişte nice vatandaşına, hatta kurumlarına uygulamış hâlâ da uygulamaktadır.

***

Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos -bilmeyenler için söyleyeyimarkasından milyonlarca Ortodoks’u sürükleyen, dünyanın dört bir köşesindeki Ortodoksların büyük bir dikkatle izledikleri dini bir liderdir. Müslüman bir ülkenin kalbinde oturan bir Patrikhane’nin uluslararası konumundaki lideridir.

Bizler ise bu durumdan gurur duyacağımıza, hoşgörümüzün bir simgesi gibi niteleyeceğimize, onu Fener Patriği diye küçümseriz.

Sanki bize soruluyormuş, bir karar verecek konumdaymışız gibi, ekümenikliğini kabul etmiyoruz ama Bartholomeos İstanbul’da yaşayan son derece önemli bir din adamıdır. Uluslararası etkinliği büyük, istediği kişiye istediği anda ulaşabilen ve milyonların elini öpmek için kuyruğa girdiği bir liderden söz ediyoruz...

Bu ülke uzun yıllardır bir komplo teorisiyle yaşadı. Belirli -ancak giderek küçülen- bir kesim tarafından Patrikhane, Türkiye’yi parçalamak ve Yunanistan’ın bu ülkeyi yeniden istila edebilmesi(!) için sinsi planlar kuran bir kurum olarak tanıtıldı. Ekümenikliği kabul edildiği taktirde, Hıristiyanların Türkiye’de bir Vatikan yaratacağı ileri sürüldü. Geçmişte bu mantıksız komplo teorisine, hem devlet hem asker hem de bazı ulusalcı çevreler destek verdiler.

AKP iktidarı birkaç defa söz verdi, ancak...

Bu saçmalığa ilk defa Ak Parti karşı çıktı.

Tayyip Erdoğan, iktidara geldikten sonra, Patrikhane ile ilişkilerini normalleştirdi, sık sık Patrik ile görüştü ve 1971’den beri süren Ruhban Okulu sorununu çözeceğine dair söz verdi, çalışmalar yaptırdı.

Bartholomeos’un Türkiye ile belki de tek ve en önemli sorunu, Ruhban Okulu’nun açılamamasıdır. Bu okul açılamadığından dolayı, 38 yıldır İstanbul’da din adamı yetiştirilemiyor. Patrikhane giderek eriyor. Türkiye’deki 15-20 kiliseye dışarıdan din adamı getirmek zorunluluğu doğuyor. Patrikhane’nin dışarıda eğitilmiş Ortodoks din adamlarının eline kalma tehlikesi beliriyor.

Benden duymuş olun; Patrikhane’nin en üst meclisi sayılan Sen Sinod tehlikede. Türk vatandaşı din adamı sayısı giderek azaldığı için bir süre sonra toplanamayacak. Açığı kapatmak için, Yunanistan’dan din adamı geliyor ve biz de takiye yapıp onları Türk vatandaşlığına geçiriyoruz.

Üstelik Ruhban Okulu 1971’de, özel yüksek öğretim okulu olmamasına rağmen, sırf diğer dini yüksek okulları üniversitelere bağlamak için kapatıldı. Diğer kapatılanlar yıllar içinde üniversitelere bağlanıp yollarına devam ettiler, ancak Ruhban Okulu açılmadı. Lozan Antlaşması’na göre, bir azınlık hakkı olmasına rağmen, imzamızı görmezden geldik. Oysa, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı dini meslek okulu olarak açılabilirdi. Açmadık. Yıllardır, Yunanistan’dan karşılık bekledik. Batı Trakya’da müftüleri halkın seçmesini kabul ettirmek için, Ruhban Okulu’nu rehine tuttuk. Patrikhane’ye yapılan bir ayıptır... Büyük bir haksızlıktır... Büyük bir zulümdür... Bu bir berdel mantığıdır. İşte bu duruma Erdoğan karşı çıkmıştı. Ben de tanığım. Ak Parti’nin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik sadece bana değil, defalarca verdiği demeçlerde “Bana bırakın 24 saatte açayım” dedi. Patrikhane’ye yapılanın büyük bir haksızlık olduğunu ısrarla tekrarladı.

Berdel mantığı ile hiçbir yere varamayız...

Peki neden açılamıyor?

Bu ülkedeki tüm tutucu güçler direniyor. Şimdi de aynı gerekçeleri duyuyoruz: “Atina’da bir cami yok... Batı Trakya’da müftüleri devlet atıyor... Bu durumda biz neden Patrikhane’yi memnun edelim?” diyorlar.

Oysa Patrikhane bizim kurumumuzdur. Patrik Türk vatandaşıdır. Ruhban Okulu Türk vatandaşlarına eğitim verecek ve tümüyle Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetiminde çalışacaktır.

Batı Trakyalılar, Yunan vatandaşıdırlar. Avrupa vatandaşı olarak haklarını bizden daha iyi arayabilecek konumdadırlar.

Patrik “Atina’da cami yoksa, müftüleri Yunan devleti atıyorsa, bu benim suçum mu?” diye soruyor.

İşte burada berdel mantığı ortaya çıkıyor. Onlar bizimkileri sıkıştırırsa, ben de onları sıkıştırırım mantığı. Oysa sıkıştırdığımız bizim insanımız, bizim vatandaşımız ve Patrikhane bize ait. Üstüne titremek varken, itip kakıyoruz.

Bartholomeos çok saygılı ve dikkatli bir insandır.

Bugüne kadar daima, iktidarlarla iyi geçinmek istemiş, ne zaman dışarı gitse daima Türkiye’yi övmüş ve Türk vatandaşı gibi hareket etmiştir. Bir gün dahi, elindeki büyük dini gücü kullanmamıştır.

Hıristiyan’ı anlamazsak, onlardan da bizi anlamalarını bekleyemeyiz

Eğer Bartholomeos bugün, HaberTürk gazetesine ve Amerikan CBS televizyonuna “Artık yetti. Kendimi çarmıha gerilmiş gibi görüyorum... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitmekten başka çaremiz kalmıyor” diyorsa, kulak vermek gerekir. Patrik, Ankara’ya daha doğrusu dost gibi gördüğü Başbakan’a sesleniyor.

“Kurtarın beni” diyor.

Yıllardır verilen sözlerin tutulmasını istiyor.

Patrik’i çarmıha germek, Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmaz. Aksine küçük düşürür.

Tam tersini yapsa ve Ruhban Okulu’nu açsa, bu adım Ankara’ya tahmin edemeyeceğiniz kadar, hem de ucuz prestij sağlar. Avrupa’da Türkiye’yi eleştirenlerin dilleri kesilecek. Türkiye azınlıklarına sahip çıkmış, Hıristiyan vatandaşlarını anlamış olacak.

Eğer biz başka dinleri anlamak istemezsek, Avrupa’dan İslam’ı anlamasını nasıl isteriz?

Ben şaşkınım. Başbakan nasıl oluyor da, verdiği sözü tutamıyor? Tutucu çevreleri aşamıyor? Kürt ve Ermeni açılımlarında gösterdiği cesareti gösteremiyor?

Bartholomeos’a artık kulak verelim. Aksi halde AİHM’ye giderse de kızmayalım.