Dokunursun, izi kalır

Pınar Eğilmez’in ilk kitabı ‘Uçan Tabut’, karakterlerin çizilişi ve olay örgüsüyle okuru kolayca bir sinema koltuğuna ya da tiyatro sahnesinin karşısına oturtabiliyor
 

Dokunursun, izi kalır
Ayşen GÜVEN
 
 
“Herkesin biricik bir hikâyesi vardır. Kendine uyanış hikâyesi” gibi bir önermeyle açıyor sayfalarını okura “Uçan Tabut”. Sonda söyleyeceğimi başta söylemeden edemeyeceğim. Pınar Eğilmez’in Karina Yayınevi’nden çıkan ilk kitabı, nefis bir seyirlik gibi akıp geçiyor önümüzden. Seyirlik çünkü, karakterlerin çizilişi ve olayların birbirine örülüşü okuru kolayca bir sinema koltuğuna ya da tiyatro sahnesinin karşısına oturtabiliyor.

Bir intihar mektubu ile başlayan kitap bir dram anlatısı değil, yanıltmasın. Ilık bir hüzne benziyor hissi daha çok. New York’tan İstanbul’a gelen bir tabut ve birbirine dokunduğunu bilen belki de bilmeyen hatta hiç bilmeyecek olan insancıkların hikâyeleri. Belki hayatın bizi olağanca akışıyla birbirimize yasladığı, dayandırdığı domino etkisi gibi bir şey.
 
Şaşırtma mahareti güçlü
 
Kurgusu, şaşırtma mahareti çok güçlü. Bazen çok bilindik şeyler çok aşina olduğumuz biçimde ifade edilmiş olsa da romanın tamamı gerçeklik duygusu ve yaratıcı diliyle çok etkileyici.


“Uçan Tabut”, pek çok soru, önerme ve bir yol yordam çıkarıyor önümüze. Teğet geçilmiş kimi zaman, bazen bulunmuş da hacmi anlaşılamamış aşklar, sevgiler, bağlar, temaslar ve dolayısıyla pişmanlıklar, kayıplar, değişimlerle dolu.

Hepimizin hayatından dünyaya, dünyadan hepimizin hayatına bir bakış Pınar Eğilmez’in bu kitabı. Anasız babasız kalmanın, memleketinden kaçmak zorunda kalmanın yükünden “anlamaya” ya da “intikama” da varabilecek bir yolculuk bazen. Hayatının aşkını bulup bulup yitirmek bazen de. Kimi zaman da en sevdiğim dediğinden en ağır yarayı almakla sevgiyi baştan kavramak. Bırakıp giden babandan, annenden, sevgilinden intikam alayım derken bir akşam sohbeti almak. Kim bilir herkesin seni terk ettiği bir anda bir yabancının kollarında sevinçten ağlamak. Gençliğin en çakırkeyif ikliminden dökülmeye yüz tutmuş yaprakken de olsa geç kalmaya sövmek.  Hepsi “Uçan Tabut”la üstümüzden daha doğrusu ciğerimizden geçiyor.
 
Gerçekten yaşayabilmek
 
“Korkumuzdan elimizi uzatamadıklarımız” çoktur, yalan yok. Bunun huzursuzluğuyla huysuz bir ömür geçirmek de mümkün. Çerkez sürgünü zamanı, bir kaçış öyküsünde yaşamı korkmadan sevdiğine el uzatmak sayan Bilana olmak da. “Kim daha çok yaşadı” sorusu çok büyük dava gerçekten. Kitap bize en çok bunun izini sürdürüyor.

Tüm tabulara rağmen sevmekten korkmayan, kavgasını da eden barışı cümle aleme değişmeyen, hakkını da isteyen elindekini de kıymetli bilen, öfkelenen de anlayan da, kaskatı kesilen de dans eden de olabilmek. Galiba gerçekten yaşayabilmek bunların hepsine benziyor.

Uçan Tabut, bunların hepsine “tercihlerini yaşarsın” gibi sığ bir kişisel gelişim penceresinden bakmıyor. Dokunan yanmaz aslında. Bilmezken de ne çok insan ne çok insana dokunur diyor bir nevi. Ve bu her temas bir iz bırakıyor gerçekten. Korksak da böyle korkmasak da.

Teşekkürler Pınar Eğilmez, gerçekliğe göbekten ince bir zar gibi şeffaf bağlanmış bu romanın derinliği ve dokunuşları için. İzi kalıcak...

Uçan Tabut
Pınar Eğilmez
Karina Yayınevi
120 sayfa

 
 
Yandex.Metrica