Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Dört liderin karnesi...

Cumartesi, 11 Haziran 2011 - 05:00

Yarın seçimlerde oyumuzu kullanacağız. Türkiye’de her seçim “önemliolağanüstü- dönüm noktası” diye nitelenir ancak bu defaki gerçekten kader seçimi olacaktır. Önümüzdeki 20 yılı şekillendirecek bir sonuç çıkacaktır. Sonuçlara göre, anayasa değişikliği, Kürt sorunu ve başkanlık sistemi Türkiye’yi ya bir yöne veya başka bir yöne çekecektir. Eğer kampanyaların bir bilançosunu yapacak olursak, dört büyük parti arasında en ilginç sürprizi CHP’nin yaptığını, en çalışkanın ise AK Parti olduğunu söyleyebiliriz.

[[HAFTAYA]]

En çalışkan, en sert ve en organize olanıydı

Erdoğan’ın elindeki en güçlü kart çılgın projeleri. AK Parti lideri, insanlara iş bulacaklarının, daha zenginleşeceklerinin mesajını verdi. İktidar olmanın olanaklarını iyi kullandı. Aynı zamanda CHP’yi ve MHP’yi köşeye sıkıştırdı. Sert bir dil kullandı. Milliyetçilik bayrağını MHP’nin elinden kaptı. BDP’yi hırpaladı, PKK ile özdeşleştirdi. En dikkat çeken nokta hemen hemen her kanala çıkmasıydı. Her soruyu yanıtladı, yine de dinleyiciyi bıktırmadı. Reytingi hep yükseklerde kaldı. Başbakan, tek başına başarılı bir kampanya yaptı. Liderler arasında en çok dolaşan, en fazla yorulandı.

CHP ilk defa kendine döndü...

Bence bu seçim kampanyasının sürprizini CHP yaptı. Çılgın projeleri zaten yoktu, olamazdı da... Bunun yerine en doğru adımı attı ve gerçek sosyal demokrat bir partinin yapması gerekeni yaptı. AK Parti’nin en zayıf noktasından vurdu ve demokrasiye sahip çıktı. Kılıçdaroğlu, partisine tarihi adımlar attırdı. Eğer seçim sonrasında geri adım atmazsa, bu ülkenin önünü açacak bir tutum aldı. Seçimler öncesinde kimsenin yapamadığını yaptı:

- Anayasa taslağını kıvırtmadan açıkladı.

- Kürt sorununda oy kaygısına girmeden, son derece cesur adımlar attı.

- Demokrasi açılımını da korkmadan ortaya koydu.

Kampanyaya yavaş başladı, sonra hızlandı. Konuşması, hitap şekli çok anlaşılır oldu, taraftarlarını hareketlendirmesini bildi. Erdoğan ile birlikte en çok dolaşan ikinci liderdi.

MHP kendi kendiyle kavga etti...

Kampanyanın ne yazık ki en zayıf kalan partisi MHP oldu. Bahçeli’nin son derece sert ve eski milliyetçi söylemini devam ettirdiği süreçte yeni bir unsur yoktu. Farklı bir yaklaşım geliştiremedi. MHP’nin talihsizliği iç kavgalarından ve peşini bırakmayan skandallardan kaynaklandı. Kime ait olduklarını tam anlayamadığımız gizli ellerin ürettiği kasetler, partiye oy açısından çok zarar vermese dahi, parti yönetimini çok sarstı. Kimyalarını bozdu, bu da genel yaklaşımı etkiledi. Barajı geçmeyi garanti etti ancak insanları heyecanlandıracak bir proje, yeni bir siyaset üretemedi.

BDP de kavgaya katıldı...

BDP’nin tek yaptığı AK Parti’yi bölgede silmek ve tek başına hakimiyetini kurmak çabasıydı. Sesini yükseltti, PKK’nın da desteğiyle sokakları köpürttü ve AK Parti’nin başlattığı genel kavgaya önemli katkıda bulundu. Çözümden çok seçim sonrasında çözüm yolunda adımlar atılmazsa, başımıza nelerin geleceğini anlattı. Yani bol bol sopa gösterdi. İleride Türkiye’yi nelerin beklediğini kamuoyuna gösterdi. Dört parti içinde olanakları en kıt, büyük medyaya ulaşımı en az olanıydı. Parti olarak seçimlere girememeleri en büyük dezavantajları oldu. Ancak kendi bölgelerinde çok etkindiler. Şimdi bakalım, bütün bu yaşananlar yarın sandığa nasıl yansıyacak? Acaba değecek mi, yoksa boşu boşuna kavga etmekle mi kalmış olacağız.

Medya THY’ye haksızlık ediyor...

Bu konuya daha önce de değinmiştim ancak bir türlü yerli yerine oturtamıyorum. Görsel ve yazılı medya, milli hava yolumuz olan yani her kuruşu cebimizden çıkmış bir değere son derece hoyratça davranıyor. Adamların sesi çıkmadığından dolayı olacak, kullandığımız haberler ve görsel malzemeye hiç dikkat etmiyoruz. Sonunda da, Türk basınını izleyenler THY’nin dünyanın en çok kaza yapan şirketlerinden biri olduğu izlenimini ediniyor. Örnekleriyle anlatmak isterim... Geçen gün İstanbul-Mardin seferini yapan uçağın camının çatlaması hemen her TV ve her gazetenin en baş haberiydi.

Oysa, cam patlamamış, müthiş bir düşme yaşanmamış, pilotlar son derece sakin şekilde risk almayıp uçağı en yakın havaalanına indirmişlerdi. Yolcuların heyecanlanması, yaşadıklarını abartarak anlatmaları çok doğaldır ancak bizim bu olayı sanki büyük bir kazadan kıl payı dönülmüş dehşetiyle bu kadar büyütmemize hiç gerek yoktu. Dünyanın dört bir yanında, bu tip cam çatlamaları olur. Bunların haber niteliği de yoktur. Bir diğer örnek, Atatürk Havalimanı’nda Devlet Hava Meydanları’na ait kontrol kulesinin uçaklarla konuşma frekansına giren korsan ile ilgili haber.

Konu THY’yi değil, daha çok Devlet Hava Meydanları’nı ilgilendiriyor ancak hepimiz koca koca THY logosu ve uçaklarının resim veya görüntülerini kullandık. Bazen dünyanın bambaşka köşesindeki bir uçak kazası haberinde dahi, “aynı model uçak düştü” diye, yine THY logolu uçak resimleri ve görüntülerini de kullandığımız olmuştur. THY ne yapıyor bilmiyorum ancak medya bu konuda duyarlı olmalı. Neden kendi malımızı hırpalıyoruz? Bunun basın özgürlüğüyle filan da hiç ilgisi yok. Haber saklamayalım ancak basit bir olayın üstünde de bu kadar tepinmenin hiç anlamı yok.

Muzır Kurulu ve polis el ele verirse...

Emin olun içim daraldı. Muzır Kurulu suç duyurusunda bulunmuş, Bodrum polisi hemen harekete geçmiş ve Ölüm Pornosu adlı kitap hemen takibe alınmış. Adı porno ya, içinde de müstehcenlikler var ya, hemen el konulmuş. Ancak gelin görün ki, yazarı yabancı olduğından dolayı bula bula tercüme eden kişi, Funda Uncu bulunmuş ve ifadeye çekilmiş. Zavallı kızın ne fahişeliği bırakılmış, ne utanmazlığı... Bir polis memurunun dünyasına sıkıştırılmış bir soruşturma...

Çevirmenin bu konuda hiçbir suçunun olamayacağını dahi bilemeyen bir memurun elinde Uncu, hayatının en büyük hakareti altında kalmış. Neden? Muzır Kurulu ve polis el ele bizim namus bekçiliğimizi yapıyor. Ne kadar “istemiyoruz kardeşim, insanları rahat bırakın” deseniz dahi kabul ettiremiyorsunuz. Bir gün Muzır Kurulu da, ne kadar didinirse didinsin, bugünkü internet dünyasında bir şeyleri kontrol edip yasaklayamayacağını öğrenecektir.

Gazeteci değillerse ispat edilsin...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bizim meslek içindeki en tartışmalı konuda önemli bir açıklama yaptı ve tutuklu gazetecilerin bir bölümünün PKK üyesi olduğunu hatta silahlı eylemlere katıldıklarını, bundan dolayı tutuklu olduklarını söyledi. Yıllardan beri devletimiz bunu tekrarlar ancak ortaya somut şekilde verilerle çıkıp “işte şu silahları kullandılar ve terör olayına katıldılar” demez. Gazeteci, PKK’nın görüşlerini paylaşabilir ve bu konuda yazı da yazabilir. Bu bir suç değildir.

Suç, eline silah alıp terör olaylarına katılması durumunda oluşur. O zaman ispat edin... O zaman fikir özgürlüğü ile silahlı eylemi ayırın. İktidarda kim olursa olsun, tutuklular dünyasında sürünen gazeteci sayısı böylesine yüksek oldukça, ne içeride ne de dışarıda eleştiriden kurtulamaz. Türkiye buna layık bir ülke değildir.

Anketçilerin seçim analizi

Hem AK Parti hem de CHP’nin nabzını tutan anketçilerle konuştum. KONDA-AG-ANAR ve GENAR bu seçim kampanyası hakkında kamuoyunun tepkilerini toplamışlar. Bakın ne ilginç sonuçlar çıkmış:

1) Liderler arası kavga kimseye yaramadı. Aksine az da olsa puan kaybettirdi. Özellikle genç seçmenler arasında hiçbir lider rol model olarak görülmüyor.

2) Reklamlarda en başarılı olan CHP idi. AK Parti çok masraflı bir kampanya yaptı ancak sadece son türkülü klibi tuttu.

3) Çılgın projelerde en başarılısı CHP’nin Aile Sigortası. İkinci sırada bedelli askerlik, üçüncü sırada ise Kanal İstanbul var.

4) Başbakan’ın medya eleştirileri, bedel ödeme söylemi, medyaya sempati olmadığı için Erdoğan’ı güçlendirdi.

5) Kürt konusundaki sert tutumu Erdoğan’a milliyetçi çevrelerde oy kazandırdı, Güneydoğu’da ise oy kaybettirdi. Kürt oyları yüzde 55 BDP, yüzde 40 AK Parti olarak dağılıyor.

6) BDP dışındaki bağımsız adayların hiç kazanma şansı yok. Üç büyük parti oylarını, diğer küçük partilerden alacak.

7) Kamuoyu başkanlık sistemini sevmiyor. Askerlerden de sürekli olumsuz bir yanıt alınıyor.