Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Dostlar alışverişte görsün!

Cuma, 21 Ağustos 2009 - 16:51

Hükümetin “Kürt Açılımı” adını verdiği, PKK’nın yarattığı terör sorununu sivil müzareke yoluyla çözme girişimini izliyorum. Konunun koordinasyonunu üstlenen İçişleri Bakanı, “taraf” sayılacak grup ve kişilerle görüşmeler yapıyor. Gazetecilerle iki tur görüştü. İlginçtir, görüştüğü gazeteciler, çeşitli haber ve tartışma programlarında “Kürt milliyetçiliği - PKK yanlısı” görüşü savunmak için seçilen kişiler!
Medyada program yapan herkesin elinde böyle listeler vardır: “AKP karşıtı, cumhuriyetçi laik gazeteci yazarlar” ya da “Kürtçü, AKP yanlısı, dinciler”... Soruna çözüm arıyorum diyen bakanın hep aynı düşüncedekilerle konuşması amaçlı değilse bilgi eksikliğinden midir? Kürtleri dinliyorum diye DTP’lilerle konuşuyor ama asıl büyük grubu oluşturan DTP’ye karşı olan Kürtleri kaale almıyor. “İmralı muhatabamız değildir”
denildiği sırada bütün tv kanallarının naklen yayın araçları Mudanya sahilinde Apo’nun avukatlarını bekliyor! Onlar da avukat mı, kurye mi bir anlasak!
Ya Münevver cinayeti? Babası bütün gün ekranlara çıkıp ona buna hakaret ediyor diye bütün ülke sanki başka yakalanmayan sanık yokmuş gibi Münevver dosyasına kilitlendi. Garipoğlu ailesi durup durup “Zanlıyı gördünüz mü, konuştunuz mu?” diye sorgulanıyor. Herkes biliyor
Cem’in böyle bulunmayacağını, ama aileden 12 kişi gözaltına alınıp sorgulandı ya, iş yapılmış olunuyor!
Ya Ergenekon sakilliği? Albay Çiçek’in imzasıyla ortalığı karıştırma planı olduğu iddia edilen bir fotokopinin gerçekten de ortalığı nasıl karıştırdığını unutmadık. Askeri savcılığa göre “kağıt parçası”, sivil savcılara göre Albay Çiçek’i içeri almaya yeterli bir “belge”ydi. Üç buçuk ay geçti, aslı hâlâ ortada yok. Albay Çiçek’in karşı soruşturma talebi ise “işi yokuşa sürerek” oyalanıp duruyor. Her mahkeme, dosyayı “benim
görev alanıma girmiyor” deyip bir başka mahkemeye yolluyor. Albay Çiçek’i gözaltına almak herkesin görev alanına girmişti ama?
Çok üzgünüm ama hukuk da tükendi, siyaset de tükendi. Asıl kötüsü işlerin düzeleceğine olan umut tükendi! Karamsarlık yapmayın diyorlar. Peki yapmıyorum. Başka konulara geçiyorum!
BODRUM’DA BALE!
Bodrum, sadece deniz, güneş, kum değildir; barlar sokağında içip dağıtmak hiç değildir; biraz da Gümüşlük’te güneşin batışına bakarak şiir okumak, kale’de bale seyretmektir diyorsanız, yanılmıyorsunuz. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün organizasyonuyla 7.si düzenlenen Bodrum Uluslararası Bale Festivali dün başladı.
Bütün temsillerini biletlerini günler öncesinden tüketerek gerçekleştiren festivalde bu yıl Ankara Devlet Opera ve Balesi’nden Bin Kalp Atışı, Antalya Devlet Opera ve Balesi’nden Harem’in yanısıra Fransa’dan Marsilya Ulusal Balesi ve Kafig Topluluğu’nun gösterileri izlenecek. 30 Ağustos’a kadar Bodrum’da olacaklara kaçırmamalarını tavsiye ediyorum.
SOYSUZLAR ÇETESİ
Ve sinema: Tarantino ve Brad Pitt, birlikte! Bu iki ismin yan yana gelişinden muhteşem bir “piçlik” doğmuş: Adı “Soysuzlar Çetesi” diye çevrilen ama bence “Piçler Çetesi” olması gereken çarpıcı bir film, yarından başlayarak vizyonda! Bütün bir yaz mevsimini iyi bir film çıksa da görsek diye geçiren ve heyecanla bu filmi bekleyen sinemaseverlere muhteşem bir hediye.
Tarantino, “Soysuzlar Çetesi”nde “tarihi yeniden yazmış”, tüm Yahudilerin Hitler ve üst düzey nazileri müthiş bir suikastle ortadan kaldırma fantezisi olduğunu düşünerek bunu sinemada gerçekleştirmiş! Bunun için de hem gerçek anlamda hem de fantezi olarak sinemayı kullanmış. Nazilerin işgali altındaki Fransa’da geçen filmde Amerikalı bir subayın kumandasında gözüpek 8 askerin görevi nazi avlamak ve kafa derilerini yüzerek arkalarında korku bırakmak. Ama tıpkı onlar kadar başarılı bir yahudi avcısı olan nazi Albayın elinden kurtulabilecekler mi? Hitler ve yardımcılarına sinemada düzenledikleri suikast başarılı olacak mı? Kimin intikamı daha acı ve son gülen kim olacak? Brad Pitt, her yeni filminde kendini aşıyor, belli ki burada da rolünü çok severek, inanarak ve karakterin içine girerek oynuyor. Ama nazi albay da, diğerleri de öyle. Filmin son sahnesinde Tarantino’nun Brad Pitt’e söylettiği “Bu benim şaheserimdi” cümlesi aslında yönetmenin son sözü olmuş, bu film gerçekten de Tarantino’nun şaheseri. Aklım bir tek Almanların karargahındaki haritada kaldı. Türkiye’nin adı Ottoman olarak
gösteriliyor ama sınırları olması gerektiği gibi T.C. sınırları. Nasıl bir karışıklık acaba?