Dövizde kazanmak kolay mı?

Cuma, 24 Haziran 2011 - 05:00

Geçtiğimiz günlerde Anadolu’dan küçük bir girişimci ile sohbet ediyordum. “Dolar aldım, üstüne yattım. 1.68’i bekliyorum” dedi. Kendinden epey emin görünüyordu. “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Dolar/Euro paritesindeki bir hareket, bir anda hesaplarını alt üst edebilir” dediğimde, kendinden emin karşılıkla kararının arkasında durdu.

[[HAFTAYA]]

Sadece bu arkadaşım değil, son yıllarda çok sayıda küçük ve orta ölçekli yatırımcıdan, artık globalleşen döviz piyasasına yönelik eski alışkanlıkları içeren davranışlar gözlemliyorum. Oysa dolar alıp satmak ve para kazanmak, eski kurallar devrede olmadığı için kolay değil. Kurlar, geçmişteki gibi yüzde 100 Türkiye koşullarına, siyaset ve ekonomiye bağlı değil. Giderek daha fazla oranda dünya ekonomisinden, global piyasalardan ve pariteden etkileniyor.

Çok büyük bir ticaret

Dünyadaki global döviz piyasası hacmini ve gelişimini ortaya koymak için birkaç rakama dikkat çekmek isterim: 1998 yılında 1.5 trilyon dolar olan günlük döviz piyasası işlem hacmi 2010 sonunda 4 trilyon doları buldu. 2011’de ise 4.3 trilyon doları yakalayacaktır. Dikkat edin, günlük işlem hacminden söz ediyorum. BIS’e göre (Bank of International Settlement) 2020’de günlük hacim böyle giderse 20 trilyon doları da bulabilir. Böyle büyük bir hacim içinde, tasarruflarını dev dalgalar içinde korumaya, hatta para kazanmaya çalışmak herkes için kolay olmayabilir.

Tam almış ya da satmışken, öyle haberler gelebiliyor ki düşündüğünüzün tersine pozisyona geçmiş olabiliyorsunuz. Tıpkı dün olduğu gibi... Merkez Bankası’nın faiz açıklamasıyla birlikte bir anda dolar 1.63’ün üstüne çıktı, tekrar indi, yüzde 1’e yakın anlık artış yaptı. Böyle bir hız ortamında döviz ticareti yapmak bence herkesin harcı değil.

Türk Lirası da yükseliyor

BIS’ın 1998 yılı raporlarında dünya döviz ticaretinden pay alan para birimleri arasında Türk Lirası da vardı ama payı yüzde ‘0’ (sıfır) olarak görülüyordu. 2010 yılında ise payını yüzde 0.7’ye çıkararak en çok artış yapan paralar arasına girdi. Toplam günlük ticaretten bakarsak TL’nin hacminin 28 milyar dolara ulaştığı söylenebilir.

TL bu performansıyla, Brezilya, Tayvan, Danimarka, Macaristan, Tayland ve Çek Cumhuriyeti’nin para birimlerini de geride bırakmış oluyor. Yükselen diğer paralara bakıldığında ise euro, Avustralya Doları, Kanada Doları, Hong Kong Doları ve İsveç Kronu’nun öne çıktığı dikkat çekiyor.

Konut almak zorlaşıyor mu?

Çok soru geldiği için konut piyasasını ve faiz oranlarını sık yazmaya çalışıyorum. Önceki yazımda faizler yüzde 0.87, ondan bir öncekinde ise yüzde 0.83 idi. Bu gidişle mortgage faiz oranlarının yükselmeye devam edeceği konusunda uyarımı da yapmıştım. Nitekim böyle bir dönemin içinden geçiyoruz. Bankaların ardı ardına faiz artırım kararları açıklanıyor. Şu anda Garanti Bankası’nda en düşük faiz oranı yüzde 0.99 düzeyinde... Bu, 100 bin liralık, 120 aylık kredi için, aylık ödemenin 1427 lira olduğu anlamına geliyor.

6 ayda büyük fark oluştu

Oysa yılın başında oran yüzde 0.79’lar düzeyindeyken, aylık ödeme tutarı 1293 lirayı buluyordu. Aradaki farkı daha anlamlı kılmak için hesabı bir de farklı şekilde yapalım: Yılın başında 100 bin lira kredi alınsaydı, toplam ödeme miktarı 155 bin 160 lira olacaktı. Şimdi ise 171 bin 240 lira olacak. Yani 6 ayda maliyet 16 bin lirayı aşacak. Ev alanlar için hiç de fena bir para değil. Çok sayıda kişi, ‘Seçim sonrası faiz düşer’ diye bekleyip, ev almıyordu. Bu grup şimdi hesaplarını yeniden yapmalı. Belki de hâlâ kredi faizlerini artırmayan bankalar varsa, fırsatı değerlendirmeliler. Çünkü, rekabet nedeniyle faizlerini hemen artırmayan, pazarlıkla iyi oranlar veren bankalar olduğunu da unutmayalım.

‘Sale’ markası her mağazada satılıyor!

Bir arkadaş anlattı... Gerçekten de bir tanıdığının başından geçmiş... Eğitim için Londra’ya gelen temiz Anadolu çocuğu, caddelerde dolaşırken her yerde aynı kelimeyi görmüş: ‘Sale’ (indirim). Telefonda arkadaşına izlenimlerini anlatırken şunları söylemiş: “Burada çok güçlü bir marka var. Bütün mağazalar onu satıyorlar. Daha önce hiç duymamıştım, ‘Sale’ adlı bir marka.” Fıkra gibi ama yaşanmış bu anıyı, önceki gün Londra sokaklarında dolaşırken hatırladık.

Çünkü, başta Oxford Street olmak üzere bütün Londra caddelerindeki vitrinler kırmızı ‘sale’ afiş/panolarıyla dolu... Gördüğüm kadarıyla ağırlıklı indirim oranı yüzde 50 düzeyinde... Ancak, yüzde 40-60 arasında indirim görmek mümkün. Londra’ya sık gelen birisi olarak daha önce böyle bir tablo ile karşılaşmamıştım. Konuştuğum uzmanlar, bu durumu yaşanan ekonomik sıkıntıya bağlıyorlar. İşler o kadar durgun ki perakendeciler sıkıntılarını aşmak için indirimlere gidiyorlar. Ama bu yüksek indirimlere rağmen mağazalar o kadar dolu değil. Zaten mağazaları da canlı tutan yerliler değil, dünyanın dört bir yanından akan yabancılar...