Dumanla damağın ilişkisi

Pazar, 21 Mart 2010 - 05:00

Sonucu görmek için bir süredir bekliyordum, sabırla, ümitle. Önce bir feryat, bir figan baş gösterdi ortalıkta. Kimi para kaybetmekten korkar, kimi üşümekten. Yasak dendi, Türk aklı yasak dinlemedi, kendince çözümler yarattı. Camcılar, sobacılar zengin oldu, insanımız mustarip...
Bense ne sağlık memuruyum, ne aktivist, sadece sigara içmiyorum çünkü yemeğimin tadını almayı, havayı koklamayı, tesadüfen iğde ağacının yanından geçerken kokusuyla ruhumu okşamayı seviyorum.
Ama ben yalnız değilim, dostlarım var, tanımadığım güzel insanlar var etrafta. Onlar diyor yukarı kata çıkalım, sisler içinde coşalım, ben diyorum lüferin lezzeti ile yanıp tutuşalım. Onlar diyorlar, dışarıya çıkalım, ben diyorum çorbayı sıcak yudumlayalım. Onlar diyor rakı sigarasız olmuyor, ben diyorum elbisem henüz yıkanmak istemiyor. İşte bu uzun tartışmalar sürüp giderken pek de bel bağlamadığım kontrol mekanizması aynen tahmin ettiğim gibi gelişiyor ve çifte standart müşteriyi de işletmeciyi de alev gibi sarıp, duman etmeyi başarıyor.

Hijyen için de sakıncalı...

Birkaç gün önce geçenlerde ülkemize gelmiş olan, Financial Times Gazetesi, şarap eleştirmeni Jancis Robinson’un blogunda ‘duman’ konusunda yazdıklarını okuyordum. Makalesinde benzer konulara farklı bir bakış açısı ile yaklaşıyordu.
Restoranlarda sigaranın serbest olması veya bazı bölümlerde izin verilmesi demek sadece müşterilere yönelik bir çifte standart değil, aynı zamanda çalışanlar için, hatta mutfaktaki hijyen için de son derece sakıncalı bir hadise.
Nikotinden uzak kalmayı tercih eden servis personeli hiç zorunlu değilken dumanı ciğerlerine çekiyor, tiryaki olanlar ise kimi zaman acele ile üflemekten ellerini yıkamayı ihmal ediyor ve servis tabağındaki muhteşem kokulu lüferin yanında naçizane nikotin rayihasını da bizlerle paylaşıyor.

Sofralar saygı ister

Oysa gastronominin güzel dünyasında tatlara vakıf olmak kadar keyifli bir şey yoktur. Bırakanlar bilir, nasıl da geri gelir damakla zihin arasındaki o lezzetli geçişin bilinci. Hiçbir uzman, sigara ile lezzetin uyumunu savunmamıştır, savunamaz. “İçki ile sanılan uyumu” tamamen bir şehir efsanesidir.
Nikotin açısından zengin olan kahve ile nispeten uyumlu olduğu düşünülse de özellikle işletmeciler sigaranın aynı zamanda bir iştah depresanı olduğunu hesaba katmalıdırlar. Kahve satmak mı, yemek, şarap satmak mı daha önemli, karar kendilerinin.
Ne sofralara dahil oldum, köşe kapmaca oynanır gibi bir içeri, bir dışarı, kapı eşiğinde oturanının cefası da cabası. Sevgili okurlar, bu hüsran nereye kadar? Mutlu günlerinin şahidi olmak için bir düğüne katıldım ki gelin içmez, damat içer, daha ilk mutlu geceden yolları bir türlü kesişmez.
Yemek dediğimiz, sofra dediğimiz olay bir ritüeldir, saygı ister, özen ister. ‘Smirting’ akımı ile başlayan yemek arası, sokakta, dumanla karışık flörtleşme eylemi bu nadide ritüeli bile bozmakta ve hepimiz buna şahit olmaktayız. Asırlardır, çiftçisinden kralına bu sofra etrafında buluştuk. Tattık, kokladık, yedik, içtik, paylaştık, başardık. Ama kutsal ittifak ‘sigaranın efendiliği’ yüzünden bozulmuş gibi... Sizce de öyle değil mi? Soruyorum ve yorumlarınızı bekliyorum...