Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Dünya kenti İstanbul'un göbeği karanlıkta kaldı!

Perşembe, 28 Ağustos 2014 - 05:00

İstanbul’a yılda 10 milyon turist geliyor ve mutlaka İstiklal Caddesi’nden geçiyor. Dünyanın en işlek, en hareketli, en çılgın ve en uyumayan caddesinde salı gecesi tam 5 saat boyunca elektrik yoktu. İşin ilginci, o koca binaların, mağazaların da meğer jeneratörü yokmuş. Altıyı çeyrek geçe başlayan arıza, gün bitene kadar idare etti ama sekizden sonra hava karardı, Tophane, Galata, Beyoğlu da gece yarısına kadar karanlığa gömüldü. Çoğu yerde mumlar yandı ve kafeler, lokantalar romantik bir havaya büründü ama o karanlıkta hazırlanan hiç bir şeyi yiyip içmezdim doğrusu!

[[HAFTAYA]]

Güle güle mi? Hoş mu geldi?

Kabul etmeli ki AKP 12 yıllık iktidarı boyunca organizasyon konusunda büyük deneyim ve başarı kazandı. Seçim kampanyası, miting, kapalı salon toplantısı dediğiniz zaman üzerlerine yok. Bir tek 20 bin kişilik salona 30 bin kişi doldurunca klima yetmiyor, salon 40 derece oluyor, sıcaktan bayılıyorlar ama o kadar kusur kadı kızında da olur! 10 Ağustos’ta cumhurbaşkanı seçilen, ancak parti içi organizasyonu bitiremediği için sonucu bir türlü Resmi Gazete’de yayınlatmayan Tayyip Erdoğan nihayet AKP Genel Başkanlığı’ndan ayrılıp yerine kendi seçtiği Ahmet Davutoğlu’nu getirdi. Erdoğan TBMM’de yemin ettikten sonra içinde ukte kalmış olan renkli devir teslim töreni ile artık cumhurbaşkanı mı başkan mı, bir şey olacak! Bu bir kaç günü ve törenleri seçmenleriyle bayram havası içinde geçirmek, dosta düşmana güç gösterisi yapmak istiyor. Ancak ülke gerçeklerini ve kendilerinden olmayanları yok varsaymaları da sinir bozuyor! TC’den vazgeçip Osmanlıya dönüş restorasyonu ve Türkiye’yi Ortadoğu’nun lider ülkesi yapmak isteyen Davutoğlu yanlışları yüzünden IŞİD’in elinde 49 vatandaşının rehin olduğunu, topraklarındaki 1.5 milyon Suriyelinin maddi manevi sorun yarattığını, IŞİD’le savaşta bir başka terör örgütü olan PKK’ya güvenmek zorunda kalındığını unutmuşa benziyor. Biz unutamadığımız için “Abdülhamit Han’ın beklenen ruhu, Osmanlı-Selçuklu soyu”na gönülden “hoşgeldin” diyemiyoruz. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır, diye korkuyla titriyoruz! Birine güle güle, öbürüne hoşgeldin demek de anlamsız, çünkü aslında ne o gidiyor, ne öteki geliyor, ortadan bir Gül yok oluyor ki o da zaten sadece mühür basıyordu!

Sudan ölüm ne kolay

Ankara culus törenleriyle neşesini bulurken memleketimden insan manzaralarında gözyaşı var: Piknik yapan insanların baraj suları altında kalması kaza değil, olsa olsa cinayettir! Bu kadar “su”dan ölüm olur mu? Üstelik aynı yerde daha önce benzer bir kaza yaşanmış ve 3 kişi yine aynı nedenle boğularak ölmüş. Orası nasıl bir baraj havzası ki, piknik yapılabilir bir arazi yarım saat içinde baraj gölüne dönüşebiliyor ve bundan haberi olmayan insanlar macera filmlerindeki gibi aniden gelen sel suları içinde kayıp gidiyor? İnsan canından daha kıymetli hiç bir şey yoktur ve “biz siren çaldık, tabela astık” gibi açıklamalar utanç vericidir! Tıpkı deniz bisikletiyle açılıp da boğulan 5 gencin durumu gibi, yurttaşlar her yerde korunmaya muhtaç çocuklar gibidir. Çünkü o şekilde davranıyorlar ve güvenlikleri sadece onlara bırakılamaz! Ölümlere seyirci kalan yetkililer öldürmüş kadar suçludur!