Dünya klasiği Giselle balesi yeni adıyla izleyicileriyle buluştu

Dünya klasiği olan Giselle balesi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) bünyesinde, Modern Dans Topluluğu, İstanbul’ un kuruluşunun 7. yılında seyircisi ile buluştu.

Dünya klasiği Giselle balesi yeni adıyla izleyicileriyle buluştu
Selin KELEŞ
selin.keles@posta.com.tr


Aysun Aslan’ın kendi düzenlemesi ve verdiği yeni adı ile ‘Jizel’, elinden akıllı telefonu eksik olmayan kuaför bir genç kız. Hikayenin esas teması aşk ise varlığını güçlü bir şekilde sürdürüyor.
 
Türkiye’nin en değerli koreograflarındansınız. Devlet Opera ve Balesine yaptığınız  koreografilerin dışında ‘Türkuaz Modern Dans Topluluğu’nun da kuruculuğunu yaptınız. Şimdi ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi Modern Dans topluluğunda ‘Giselle’ balesinin modern düzenlemesi olan ‘Jizel’i sahneliyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? 

İltifat ediyorsunuz çok teşekkür ederim… Jizel fikri, çok eski arkadaşım Beyhan Murphy’nin MDTİstanbul için bir eser yapmamı teklif etmesiyle ortaya çıktı. Teklifin ardından kendisine biri Jizel olmak üzere iki alternatif götürdüm. Beyhan’ın Jizel’i tercihiyle de yaratım sürecim başladı. Giselle’i Jizel olarak okunduğu gibi kullanmaktaki amacım, izleyicinin beklentisini daha ilk adımda bilinen Giselle dışında bir yorum izleyecekleri konusunda yönlendirmekti. 

Sizin Jizel’iniz nasıl biri?

Benim Jizel’im elinden akıllı telefonu eksik olmayan kuaför bir genç kız. Hikâyenin ana unsuru olan aşk, tabii ki tüm gücüyle benim yorumumda da varlığını sürdürüyor. Çünkü zamanın hangi diliminde olursa olsun aşk daima vardır… Ve aşk yaşarken de, izlerken de güzeldir…
 


Projenin oluşum süreci ne kadar sürdü?

Projenin aklıma ilk düşmesiyle prömier arası 13 aylık uzunca bir süreç… Cebeci Ankara Konservatuvarı haftalık temsillerinde Giselle’i sürekli oynadığımız için esere aşinalığım çok yüksektir. O nedenle yazım ve ön oluşum periyodu 9 ay gibi kısa bir sürede ete kemiğe büründü. Ardından Aralık ayında MDTist ile uygulama süreci, provalar başladı. Nisan ayında da ilk  gösterimizle seyirciyle harika bir buluşma gerçekleştirdik. MDTist ile çalışmaktan ve sonuçtan çok memnunum. Hiç de kolay olmayan şartlarda sağlam bir iş çıkardık ortaya. 

“Kolay olmayan şartlar” derken sahne probleminden mi söz ediyorsunuz?

Evet. Ben AKM’nin muhteşem sahnesi ve olanaklarıyla, her gösteride 1500 izleyiciyle buluşma imkanı elde etmiş şanslı bir sanatçıyım şükürler olsun… Bugün yaşanan sahne sıkıntısını yokmuş gibi göstermem mümkün değil. Çünkü şu an koca İstanbul’da Zorlu PSM sahneleri dışında tek bir sahne bile bizim gereksinimlerimize, olması gereken standartlara tam anlamıyla uymuyor… Konser salonu veya kongre amacıyla yapılmış sahnelerden değil, performing arts için özel olarak yapılmış sahnelerin yokluğundan söz ediyorum…
 
 ‘Türkuaz Modern Dans Topluluğu’nun ekonomik sebeplerle hayatına devam edemediğini biliyoruz. Türkiye'de kültür sanat alanında çalışmak her zaman bu tip maddi sıkıntıları da beraberinde mi getiriyor?

Sorunuz cevabını da içinde barındırıyor… Evet, özellikle son yıllarda, pop müzikçi veya dizi oyuncusu değilseniz veya ne olduğu kendinden menkul bir şekilde şöhrete kavuşmamışsanız para kazanma, iş yapabilme ihtimaliniz pek kalmamış demektir. Artık bizim alanımızda pek az yaprak kıpırdıyor maalesef… Kültür ve sanatın pop müzik ve dizilere indirgenmesine sosyal medya çılgınlığı da eklenince dehşet verici bir şöhret ve şöhretli sarhoşluğuna kapıldık… Kimseyi, hiçbir alanı küçümsediğim için söylemiyorum, ne haddime, sadece saptama yapıyorum… Lakin bizim sanatımızın hası sadece ünlü isimlerle yapılınca ortaya çıkmaz… Çok uzun süren provalarla ete kemiğe bürünen,  kanlı canlı yapılan bir iş olduğu için fazlasıyla zor bir alandır. İyi de kötü de saniye içerisinde karşıya geçer. Bizim işimizin özü aşktır, çoğu zaman kimliksiz bir kapılıştır sahne… Kendi varlığıyla ilgi derler, milyonlara ulaşır. Kimi eser bir gün, kimi eser on yıllar oynar. 

Kadronuzu oluştururken neye önem veriyorsunuz?

Biz kadromuzun ünlülerden oluşmasına değil liyakate, oyuncunun,  yaratıcı kadronun projeye uygunluğuna önem veririz… Ama projede karakterin hakkını verecek ünlü bir isim de olabilirse o da işin bonusu olur ve harika olur… Magazin dünyasının, güncel halin bir parçası olmak hoş, neden olmasın, olsun tabii… Ama biraz aşırıya kaçtığı için “Yazık oldu uzun yıllar verilen emeklere” demeden de edemiyorum… Her şeyin fazlası zarar… An itibariyle memleketimde sahne sanatlarına ufacık bile bir katkıda bulunan her bireyin bir kahraman olduğunu ve emin olun şu an olduğundan çok daha fazla saygıyı, önemsenmeyi ve para kazanmayı hak ettiğini düşünüyorum. Ama bu arada 28 yıl sonra hala bir ilk olarak Türkuaz MDC adı anılıyorsa zamanında sağlam iş çıkarmışız demek… 
 
Siz bir sanatçısınız. Londra başta olmak üzere dünyanın başka yerlerinden de çalışma imkanı buldunuz. Türkiye ile yabancı ülkelerin sanata bakışı arasında ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?

Evrensel bir sanatçı olduğumu iddia edebilmem mümkün değil. Dünyada tanınmayı başaran ve bunu sürdürebilen Orhan Pamuk ve N. Bilge Ceylan dışında kaç kişi daha sayarız bilemiyorum. Bizim topraklarımızda sanatçı yalnızdır, çabası çoğu zaman destek değil köstekle karşılaşır, zor şartlarda yaşamak zorunda olduğu ve alkışla yaşadığı farz edilir… Hele bizim işimizde… Bırakın evrenselliği dünya platformunda bile yok denecek kadar az isim var.

Neden böyle?

Ana nedeni devletin kültür ve sanat politikasında aramak lazım. Küçük bir örnekleme yapayım,  Royal Ballet koreograf ve dansçılarından Ashley Page Türkuaz’da eserler üretmek ve prima ballerina Leslie Collier ile birlikte bizimle dans etmek için geldiğinde tüm, ama tüm masraflarını British Council karşıladı. Sanatçılarına öyle bir arka çıktı ki, şaşkınlıktan dudağımız uçukladı… Biz sadece müzik teliflerini ödedik o kadar, yoksa zaten bu kalibrede sanatçılarla çalışmamız kati surette mümkün olamazdı… İşte sanatçıya arka çıkmak budur. Yurt dışına giden sanatçılara sorun bakalım bunun onda biri kadar bile destek görmüşler mi? Kültür ve sanatı sadece Türk Günlerinde ve Türk etkinliklerinde kullanarak dünyaya açılmamız mümkün değil. Dolayısıyla Türk sanatının bugününden dünyanın haberdar olduğunu iddia etmek de mümkün değil… Bu her alanda böyle ve maalesef çok üzücü… 

Siz yurt dışında eser sahnelediniz. Süreklilik için ne gerekiyor?

Onlarca fırın ekmek yememiz, sistemi dünya standartlarına oturtmamız, kendi öz sanatımıza ve sanatçımıza, yaratıcımıza değer vermemiz gerekiyor. Başı çeken sorunlarımızdan biri de sanat işleyişini hala tam sistematize edememiş olmamız. Biz sanatı sanatçı bazında ele almışız, sanatçı yetiştirmişiz. Ama arka planın görünen ön yüz kadar büyük önemi olduğunu ya hiç görmemişiz, ya işimize gelmemiş görmezden gelmişiz. Bu yüzden hala vahim hatalar yapılıyor, zaten zor olan meslek iyice zorlaşıyor, hantallaşıyor. Bir oyunu haftada bir oynamak bile yapılagelen en vahim hatalardandır bana sorarsanız. Dünyanın her yanında bir proje kaç temsil yapacaksa yapsın ardı ardına yapılır. Tekrarlanacaksa da gene blok olarak tekrarlanır. Uzun aralıklarla oynanan oyunlar sanatçının rolden kopmasına, tekniğin yıpranmasına, duyuru masrafının kat be kat artmasına, izleyicinin takibinin zorlaşmasına yol açtığını düşünüyorum ama pek anlatamıyorum.
 
Gelecek yıllarda sahnelemek istediğiniz, hayalini kurduğunuz projeler var mı? 

Olmaz mı? Benim “Laptopumun Projeleri” adını verdiğim ve hayata geçiremediğim birçok projem  vardır. Aklım sürekli üretimdedir anlayacağınız. Ama içlerinde en çok yapmak istediğim proje, yazılımına büyük emek verdiğim Ayşe Kulin’in Nefes Nefese’si… Türk diplomatlarının İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin elinden kurtardıkları Yahudileri özel bir trenle Türkiye’ye getirişlerinin muhteşem bir yazar tarafından kaleme alınmış romanı. Memleketimizde bile pek bilinmeyen olağanüstü bir diplomasi becerisi ve kahramanlık hikâyesi.

Yurt dışına kıyasla, Türkiye’de çok daha az ilgi gören bir sanat dalı bale. Her anlamda hak ettiği değeri ve desteği görüyor olsaydı sizce siz daha farklı bir yerde olur muydunuz?
 
Şüphesiz olurdum ve çok sayıda meslektaşım da olurdu… Sözlerim şımarıkça gelebilir… Kendimi yabancı meslektaşlarımla kıyasladığımda gayet yetenekli olduğumun farkındayım… Memleketimizde emin olun mükemmel sanatçılar var. Ama sadece mükemmel sanatçıyla bitmiyor iş, başlıyor! Çünkü sahne sanatlarının bir yanı sanatsa, diğer yanı iş, yani business… Dünyada büyük maddi kazançların elde edilebildiği, milyonlarca insanın ekmek yediği ciddi bir iş kolu. Boşuna “Bacasız Sanayi” demiyorlar. Bana kalırsa biz batıdan aldığımız sanatsal biçimlerin işleyiş sistemini biraz yarım yamalak almışız, o fena olmuş işte. Ama bunca yıl sonra sizin dediğiniz gibi hak edilen destek ve değeri hala görmüyorsak demek bizde de bazı hatalar var ki memleketimizde tam ilgi derleyememişiz. Gene bazı hatalar var ki diziler hariç sanatımızla neredeyse toptan halde dünyada da ilgi derleyememişiz. Entegre olamamışız bir türlü… Dünyanın bizden haberdar olmasını beklemek yerine sanat politikası olarak kendimizden haberdar ettirmemiz gerekiyor. Bireysel çabalar bireysel çünkü… Ve pek uzun yollar aşamıyor. 

JİZEL Temsil Tarihleri
BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ FULYA SANAT 

25.10.2017 (Çarşamba) 20:00
05.11.2017 (Pazar) 16:00
19.12.2017 (Salı) 20:00 
24.12.2017 (Pazar) 16:00
Yandex.Metrica