Dünyanın en uzun dizisi bizde!

Çarşamba, 24 Mart 2010 - 05:00

Daha dikkatli bakınca insan, buluyor bir şekilde hatayı. Türk Malı’nda (Show TV) hikayeyi ağırlaştıran unsur dizinin süresi sanırım. Bir sit-com için fazla uzun...

90 dakikalık süre Avrupa yakası gibi kitlesini oturtmuş işler için makul kabul edilebilirdi. Türk Malı ise emekleyen bir bebek henüz. Bu yüzden senaryonun kimi yerindeki ağır almalar ve dolgular seyirciyi bayıyor...

Sorun sadece bu değil, her biri kalitesini kanıtlamış oyunculara da fazladan bir yük bu. Binnur Kaya ya da Şafak Sezer; 90 dakika boyunca güldürmeliyim baskısı altında iş çıkarıyorlar. Dişe gelir bir sürü komik detay bu büyük okyanusta boğuluyor...

Neyse. Show TV yeni bir şey uyguluyor. Diziyi kopyalayıp bütün bir prime time boyunca ardı ardına yayınlıyor. Üç buçuk saatlik bir komedi filmine imza atıyor yani. İki matine birden hem de...

Riskli bir girişim bu. Maliyeti ucuzlatan ama izleyiciye de; “Ne yapmaya çalışıyor bunlar?” dedirten cinsten...

Mesele topta...

Ezel’in (atv) senaryo yapısındaki “geri dönüşler” diziye ciddi bir ivme ve ilgi yaratmıştı. Bir nevi akıl oyunu gibi akıyordu dizi. Tarihler arasındaki yolculuk ve bunla ilgili detaylardaki hassasiyet dudak ısırtıyordu... Ama ne oldu bilemem; birkaç bölümdür ciddi hatalar var tarihlerde. En azından zaman yolculuğunda kullanılan cisimlerde hatalar var... Mesela ünlü bir spor markasının futbol topu, dönülen yıllarda henüz üretilmemişti. 5 yıllık bir AR-GE çalışması değilse, topun 90’lı yılların sonunda sahada olması komikti... Brezilya milli takımının formalarına o yılların futbolcularının ismini basmak iyi fikir, takımın dört dünya kupası fatihliğinin üstüne, yıllar sonra alacağı beşinci yıldızı almadan formaya koymak çam devirmekti... Dikkat ettiyseniz hikayedeki ağırlık bölümün tümüne yansıdı. Böyle bir dizi oldu Ezel. Bazen gaza sonuna kadar basan, aniden de fren yapabilen bir araba gibi. İnşallah hesapsız bir kazada perte çıkmaz!

Bir vefat ve bol kahkaha!

Türk futbolunun “beyefendi” adamlarından Özhan Canaydın’ı yitirdik. Futbol ve Galatasaray camiasının başı sağ olsun. Canaydın’ın ölümünün haber kanalları marifetiyle duyurulduğu saatlerde HaberTürk’te Hülya Avşar, Hülya Koçyiğit’e soruyordu... Program banttandı. Bu tamam. Ama ekranın üçte birini koca puntolarla işgal eden vefat haberi sırasında iki Hülya da kahkahalı bir sohbet durumundaydılar... Kötü zamanlama diyelim. Ya da refleks eksikliği. Kötü haberin üstüne atılan kahkahaları izlemek çok sıkıcı oldu. Üstelik iki ünlünün de eşleri futbol camiasının tam da göbeğindeyken! Aynı anda Canlı Gaste Spor’da (NTV) durumu özetleyen Burcu Esmersoy’un gözyaşları dikkat çekiyordu. Buna da iyi zamanlama demeyeceğim ama; “Doğrusu buydu” demeden de hakkını veremem sanırım...

Şeker rezervi yetmez!

Futbolun bu en gergin günlerinde tartışma programlarında da gerilim had safhaya çıkıyor. Neredeyse bir an önce bitse de kurtulsak diyorum lig maçları için. Neyse...

Belki bu yüzden tatlı konuşup tatlı yiyelim hesabı, stüdyoya baklavayı getiriverdi Telegol (KanalTürk) tayfası. Ve afiyetle götürdüler hepsini... Bir ara Ahmet Çakar hocanın Sinan Engin’i eliyle beslediğini gördüm. Senin ihtiyacın var filan diyordu. Sinan’ı bilirsiniz, öyle ince filan değildir... Anladığım kadarıyla gelecek hafta giderek sertleşecek maçlara hazırlık bu. Dedim ya; tatlı yiyelim tatlı konuşalım hesabı. Hani bunu başarmaya Türkiye’deki şeker rezervi yetmez ya; o da başka mesele...

Engelli açılımı yok mu?..

Her yere açılıyor TRT. Üst üste açtığı kanallarla gurur duyuyor. Elbette kamu adına birden çok kanalın olması gurur vesilesi. Ama açılacağım derken ezip geçtiğimiz doğrular ne olacak?.. Dikkatli izleyicinin gözünden kaçmamıştır. TRT 2’de yayınlanan işitme engelliler için haber bülteni yok artık. Başbakan’ın özen gösterdiği engelli vatandaşlarımızın önemli bir kısmına bu golü kim neden attı bilemem?.. Ama şık durmadı. İyi olmadı. Kalp kırdı. Ve dilerim düzeltilir hemen. Eğer TRT açılımı gerçekten tüm kamuyu kapsıyorsa.

Al kağıdı kalemi!

Kanal D’de başlayan ‘Ne Yapmalı’nın ilk bölümü, “al eline kağıt kalemi, dersimiz sosyal güvenlik” tadında geçti...

Sevgili kardeşim Fatih Portakal’ın konulara hakimiyeti onu kimi zaman sıfırcı hoca ciddiyetine götürse de, Didem İnselel ve konuk Ali Tezel’in durumu yumuşattığını gördüm...

Hakikaten hayırlı bir iş ile karşı karşıyayız. Alın elinize kağıt kalemi, bunu da not düşün bir yere!